1. 1.
    Bir grup kariyer yolunda ilerleyen yeni mezun, eski üniversitelerindeki profesörlerini ziyaret için bir araya gelirler. Sohbet, sonunda işin ve hayatın stresinden şikâyetleşmeye döner.

    Misafirlerine kahve ikram etmek isteyen profesör mutfağa gider ve yanında büyük bir termos içinde kahve ve porselen, plastik, cam, kristal olmak üzere değişik tarzda ve ucuz görünenden, pahalı ve hatta çok özel olanlarına kadar değişik kahve bardakları ile gelir.

    Herkes bir bardak secince, profesör şöyle söyler :

    ‘Fark ettiyseniz, tüm pahalı görünen bardaklar alındı ve geriye ucuz görünümlü, sade bardaklar kaldı.

    Kendiniz için en iyi olanı istemeniz normal olsa da, bu sizin stresinizin ve problemlerinizin kaynağı aslında.

    Emin olun ki, bardağın kendisi kahvenin kalitesine hiç bir şey katmaz. Çoğu zaman, sadece daha pahalıdır ve hatta bazı durumlarda da içtiğimizi saklar. !

    Hepinizin aslında istediği kahveydi, bardak değil, ama bilinçli olarak en iyi bardaklara yöneldiniz ve sonra birbirinizin bardağına bakmaya başladınız.
    Hayat kahveye benzer, is, para ve toplumdaki konumunuz da bardaklar. Onlar hayati tutmak için sadece araçlardır ve seçtiğimiz bardak yasadığımız hayatin kalitesini belirlemediği gibi değiştirmez de.

    Bazen sadece bardağa odaklanarak kahvenin tadını çıkarmayı unuturuz.

    Kahvenizin tadına varın!
    En mutlu insanlar her şeyin en iyisine sahip değildirler. Sadece her şeyin en iyi şekilde tadını çıkartırlar.
    Ee ne duruyorsunuz artık....!
    -1 ... mezitli
  2. 2.
    Bir ülkede dört kişi yaşıyormuş…

    Bunların adları da,
    Herkes,
    Birisi,
    Herhangi Biri ve Hiç Kimse imiş…

    Bir gün yapılması gereken çok önemli bir iş ortaya çıkmış…
    Herkes,
    Birisi’nin bu işi yapacağından eminmiş.

    Gerçi işi,
    Herhangi Biri de yapabilirmiş ama,
    Hiç Kimse yapmamış.

    Birisi bu durumda çok kızmış.

    Çünkü iş,
    Herkes’in işiymiş.

    Herkes, Herhangi Biri’nin bu işi yapabilecegini düşünüyormuş.

    Ama,
    Hiç Kimse, Herkes’in yapamayacağının farkında değilmiş.

    Sonunda,Herhangi Biri’nin yapabileceği bir işi,
    Hiç Kimse yapmadığı
    için,

    Herkes, Birisini suçlamış. .
    4 -1 ... mezitli
  3. 3.
    Japonya'da yaşanmış gerçek bir olay şöyledir:

    Evini yeniden dekore ettirmek isteyen Japon bunun için bir duvarı yıkar. Japon evlerinde genellikle iki tahta duvar arasında çukur bir boşluk bulunur. Duvarı yıkarken, orada dışardan gelen bir çivinin ayağına battığı için sıkışmış bir kertenkele görür. Adam bunu gördüğünde kendini kötü hisseder ve aynı zamanda meraklanır da kertenkelenin ayağına çakılmış çiviyi görünce.

    Muhtemelen bu çivi 10 yıl önce, ev yapılırken çakılmıştı. Peki nasıl olmuş da kertenkele bu pozisyonda hiç kıpırdamadan 10 yıl boyunca yaşamayı başarmış ? Karanlık bir duvar boşluğunda hiç kıpırdamadan 10 yıl boyunca yaşamak çok zor olmalı.

    Böylece adam çalışmayı bırakır ve kertenkeleyi izlemeye başlar. Sonra nereden çıktığını farkedemediği başka bir kertenkele gelir ağzında taşıdığı yemekle... Adamı sersemletir gördüğü manzara. Bu nasıl bir sevgi? Ayağı çivilenmiş kertenkele, 10 yıldır diğer kertenkele tarafından beslenmektedir...

    ''Küsmek ve darılmak için bahaneler aramak yerine,
    sevmek ve sevilmek için çareler arayın.''
    3 -1 ... mezitli
  4. 4.
    - Annesiz, babasız büyüdü.
    - Her günü ırkçılıkla geçti.
    - işte bu yüzden ücretinin %60'ını Afrikada'ki fakir aile ve çocuklara veriyor, onların daha iyi bir çocuklukları olsun diye.
    - Yılbaşını ailesiz çocuklarla geçiriyor, çünkü onlara sevgi vermek istiyor.
    - 24 Tane evsiz ile yılbaşı partisi yapıyor.
    - Benzin istasyonunda bütün herkesin deposunu fulleyen adam. ispanya maçı sonrası gözyaşlarına hakim olamayan adam.
    Şimdi hâlâ Mario Balotelli işe yaramaz mı diyorsun?

    iÇi beni YAKAR dışı seni SÖZÜNÜ AKLA GETiREN ADAM.
    ... mezitli
  5. 5.
    Çin'de yaşanan sıra dışı olay

    Camın yanındaki ranzada uyuyan 34 yaşındaki adam dengesini kaybedince olanlar olmuştur. 11. kattan aşağıya yuvarlanan adam açık pencereden aşağı düşerek tam 11 kat uçmuştur. Neyseki yan binanın 2. katındaki tentenin üzerine düşünce ölümden dönmüştür.
    1 -1 ... mezitli
  6. 6.
    Dağda özgürce yaşayan bir inek, bir beygir, bir eşek, dağılıp insanların arasına...... karışarak ne yaptıklarını öğrenmeye ve beş yıl sonra buluşmaya karar verdiler. Her biri başka yöne yola çıktılar.
    Beş yıl sonra buluşma yerine önce inek ile beygir geldi.
    Ikisi de perişan bir halde, zayıflamış, dişleri dökülmüş, kamburları çıkmış, adeta çökmüşlerdi.
    Beygir sordu: “Nedir bu halin inek?..”
    Inek iç çekerek anlattı:
    “Bu insanlar merhametsiz. Beni durmadan birbirlerine sattılar. Alan sütümü sağdı. Bir inek daha varmış, onu yanıma koyup çifte koştular, aç bıraktılar. Canımı zor kurtardım be kardeş…”
    Sonra beygir anlattı:
    “Benim de ağzıma bir demir parçası geçirdiler, ağzımı açamadım. Üzerime bindiler. O indi öbürü bindi, o indi öbürü bindi… Binmedikleri zamanlar zincire vurdular… Belim çöküp de onları taşıyamaz bir hale geldiğimde arkama kocaman bir araba bağladılar, bu sefer birçoğunu birden taşımaya başladım. Ben onları taşıdıkça kırbaçladılar. Canımı zor kurtardım yav inek kardeş…”

    Ve uzaktan eşek gözüktü.
    Eşek; ıslık çala çala, taşlara tekme ata ata geldi. Mutluydu.
    Şişmanlamıştı, tüyleri parlıyordu, gözlerinin içi gülüyordu, üzerinde lacivert takımlar vardı.
    Inek ile beygir, “Nedir bu halin, neler oldu” diye merakla sordular, eşek anlattı:
    “Bir memlekete vardım, birisi bağırdıkça insanlar onu alkışlıyordu. Ben de yüksekçe bir yere çıkıp bağırdım. Benim bağırmamı bilirsiniz, duyan benim yanıma koştu, duyan koştu. Onlar geldikçe ben daha çok bağırdım…”
    “Sonra?..”
    “Sonra beni başkan seçtiler…”
    “Yani sen başkan mı oldun?..”
    “Evet… Bir şey yapmama gerek kalmıyordu, ben bağırdıkça onlar ‘Memleket seninle gurur duyuyor’ diye alkışladılar. Yiyecek birçok şey vardı. Ben ise yedim ve bağırdım, yedim ve bağırdım…”
    “Pekiii… Senin eşek olduğunu anlamadılar mı?…”
    Eşek yanıtladı: “Valla yarısı anladı ama diğer yarısına anlatamadılar.
    5 -3 ... mezitli
  7. 7.
    6 yaşındaki çocuk bir gün babasına sorar;
    Çocuk; Baba 18 yaşıma girdiğimde bana ne
    hediye alacaksın?
    Baba; Daha çok var evladım, der
    (çocuk 17 yaşındadır) ve hastaneye kaldırılır.
    Doktor çocuğun kalbinde sorun olduğunu
    söyler. Çocuk babasına sorar.
    + Baba ben ölecek miyim ?
    Adam ağlamaya başlar cevap veremez .
    Çocuk iyileşip evine döndüğünde artık 18
    yaşında gelmiştir. Eve geldiğinde yatağının
    üzerinde bir kağıt görür ve alıp okumaya
    başlar.
    Kağıtta şunlar yazılıdır...
    "Sevgili oğlum hatırlıyor musun , "Baba 18
    yaşıma girdiğimde bana ne alacaksın." diye
    sormuştun. işte hediyem bu sana, Artık Kalbim
    kalbinde atıyor. Sana Kalbimi verdim oğlum,
    iyi ki doğdun ...
    2 -3 ... mezitli
  8. 8.
    Bir gün, bir çiftçinin eşeği kuyuya düşer.
    Adam ne yapacağını düşünürken, hayvan saatlerce anırır.
    En sonunda çiftçi, hayvanın yaşlı olduğunu ve kuyunun da zaten kapanması gerektiğini düşünür ve eşeği çıkartmaya değmeyeceğine karar
    verir. Bütün komşularını yardıma çağırır. Her biri birer kürek alarak kuyuya toprak atmaya başlarlar. Eşek ne
    olduğunu fark edince, önce daha beter bağırmaya başlar. Sonra, herkesin şaşkınlığına, sesini keser.
    Birkaç kürek toprak daha attıktan sonra, çiftçi kuyuya bakar. Gözlerine inanamaz. Eşek, sırtına düşen her kürek toprakla müthiş bir şey yapmakta, toprağı aşağıya silkeleyerek yukarı çıkmasına basamak hazırlamaktadır.
    Bir süre sonra, komşular toprak atmaya devam edince, herkesin şaşkınlığı altında eşek, kuyunun kenarından dışarı bir adım atıp, koşarak uzaklaşır!

    işte hayat üzerinize hep toprak atacaktır; her türlü pislik ile.
    Kuyudan çıkmanın sırrı, bu pisliği silkeleyip bir adım yükselmektir.

    Engeller bizi daha da güçlendirecek, hedeflerimize ulaşmamızı daha da kolaylaştıracak.

    tabi ki eşek değiliz ama sevdiklerimizin yardımıyla derinliklerden aydınlığa çıkmak mümkün.
    3 -1 ... mezitli
  9. 9.
    Genç bir çift, yeni bir mahalledeki yeni evlerine taşınmışlar.

    - Sabah kahvaltı yaparlarken, komşu da çamaşırları asıyormuş
    Kadın kocasına
    - Bak, çamaşırları yeterince temiz değil, çamaşır yıkamayı bilmiyor, belki de doğru sabunu kullanmıyor. ‘ demiş.
    Kocası ona bakmış, hiçbir sey söylememiş, kahvaltısına devam etmiş.
    Kadın, komşusunun çamaşır astığını gördüğü her sabah aynı yorumu yapmaya devam etmiş.
    Bir ay kadar sonra, bir sabah, komşusunun çamaşırlarının tertemiz olduğunu gören kadın çok şaşırmıs, bak demiş kocasına
    - Çamaşır yıkamayı öğrendi sonunda, merak ediyorum, kim öğretti acaba ?’
    Kocası uzun uzun karisina bakmış; Ben bu sabah biraz erken kalkıp penceremizi sildim’ diye cevap vermiş.

    Hayatta böyle değil midir ?
    Başkalarını izlerken gördüklerimiz, baktığımız pencerenin ne kadar temiz olduğuna bağlıdır.
    Birini eleştirmeden ve hemen yargılamaya davranmadan önce Kalp(pencere) durumumuza bakmak ve ‘iyi’ olanı görmeye hazır olup olmadığımızı farketmek güzel bir fikir olabilir !…
    3 -1 ... mezitli
  10. 10.
    kısaca .......
    Ne zaman; hayatında bazı şeyler çekilmez hale gelirse,
    Ne zaman; yirmi dört saat kısa gelmeye başlarsa,
    O zaman; kavanoz ve iki fincan kahveyi hatırlayınız…
    işte kavanoz ve iki fincan kahvenin hikayesi
    Bir gün bir felsefe profesörü, elinde bazı malzemelerle derse gelir. Ders başladığında; hiçbir şey söylemeden, önüne büyükçe kavanozunu alır. Sonrada kavanozu ağzına kadar tenis topları ile doldurur. Ardından öğrencilerine kavanozun dolup dolmadığını sorar…
    Bütün öğrenciler hep bir ağızdan dolduğunu söylerler.
    Bunun üzerine; profesör önündeki kutulardan birinden aldığı çakıl taşlarını, kavanoza döker. Çakıl taşları kayarak, tenis toplarının aralarındaki boşlukları doldurmaya başlar. Profesör yeniden kavanozun dolup dolmadığını sorar.
    Öğrenciler yine hep birlikte; ‘evet doldu’ derler.
    Profesör bu defa da, masanın üzerindeki diğer kutuyu eline alır ve içindeki kumu yavaşça kavanoza döker. Tabii ki kumlar da çakıl taşlarının aralarındaki boşlukları doldurur. Profesör yine aynı soruyu sorar. Öğrenciler de yine koro halinde ‘evet doldu’ derler.
    Profesör bu kez ise masanın altında hazır bekleyen iki fincan kahveyi alır. Başlar kahveyi kavanozun içine dökmeye. Bu kez de kahve de kumların arasında kalan boşlukları doldurur. Bunun üzerine öğrenciler gülmeye başlar… Ardından profesör öğrencilerine nasihat etmeye başlar;
    ‘Bu kavanoz sizin hayatınızdır.
    Tenis topları; Hayatınızdaki önemli şeylerdir. Yani aileniz, çocuklarınız, sağlığınız, arkadaşlarınız gibi. Diğer şeyleri kaybetseniz de, bunlar hayatınızı doldurmaya yeter.
    Çakıl taşları ise; Sizin için daha az önemli olan diğer şeylerdir. Yani işiniz, eviniz, arabanız gibi.
    Kum ise; diğer ufak tefek şeylerdir. şayet kavanoza önce kum doldurursanız; Çakıl taşlarına ve özellikle de tenis toplarına yeterli yer kalmaz.
    Aynı şey hayatımız için de geçerlidir. Vaktinizi ve enerjinizi; ufak tefek şeylere harcar, israf ederseniz; Bu defa da önemli şeyler için vakit kalmayacaktır. Dikkatinizi mutluluğunuz için önemli olan şeylere çevirin.
    Çocuklarınızla oynayın.
    Sağlığınıza dikkat edin.
    Sevdiklerinizle yemeğe çıkın.
    Evinizin ihtiyaçlarını karşılayın.
    Öncelikle tenis toplarını kavanoza yerleştirin.
    Öncelikleri, sıralamayı iyi bilin.
    Gerisi hep kumdur…’
    Bu arada bir öğrenci merakla şu soruyu sorar; ‘Hocam peki, o iki fincan kahve nedir?’ Profesör gülerek cevaplar; ‘Bu soruyu bekliyordum. Hayatınız ne kadar dolu olursa olsun; Her zaman dostlarınız ve sevdiklerinizle bir fincan kahve içecek kadar yer vardır…’
    1 ... mezitli