bu konuda fikrin mi var? buraya entry ekle. üye ol
  1. 1.
    mesut ucakan tarafından ''kelebekler sonsuza ucar'' isimli filmle yargılanma süreci sinemaya aktarılmış kişi...ayrıca iskilip çorumun bir ilçesidir...
    16 -5 ... chacal
  2. 2.
    kimdir iskipli atif hoca..bir devrimci midir ? hyr ..peki bir kahraman midir kahraman da degildir..kurtulus savasinda savasmis bir gazimiz midir o da degildir..iskipli hocayi bu kadar ozel yapan onu bir takim insanlarin demokrasi karisiti sehit olarak gormesidir .. oysa iskipli hoca bundan cok uzaktir..o kesinlikle turkiyenin aydinlik yuzu degildir karanlikta kalmist

    edit-mudut;saka lan saka aslında kendisi bir kahramandır *
    edit2: cidden saka yaptim cok severim aslinda ben bu hocayi *
    EDIT3:son devrim mufazilarindan sadece biri *
    25 -106 ... scurtel
  3. 3.
    necip fazıl kısakürek'in yazdığı ve bir dönem "yasaklandığı" son devrin din mazlumları kitabında konu edilmiş kişidir. sol'un belki de sonunu getiren olaya kurban gitmiştir, biz din düşmanı değiliz, dini siyasete alet edenlere karşıyız diyerek din gördüğü her yere saldıranlar için yoksa diye düşünmemize neden olmuştur. yoksa aynı kafadakiler hala..öhm, hocadır. nur içinde yatsın.
    30 -9 ... kisinin degeri aradigi seydir
  4. 4.
    iskilipli Atıf Hoca'nın soyunun, Osmanlı Devleti'nin Doğu komşusu olan ve Otlukbeli Savaşında Osmanlı Sultanı Fatih Sultan Mehmet karşısında aldığı mağlubiyetten sonra kendisini toparlayamayarak, kısa sayılabilecek bir sürede yıkılan Akkoyunlu Aşiretine dayandığı rivayet edilir. imamoğulları olarak bilinen köklü bir aileye mensup Mehmet Ali Ağanın ve soyu Ben-i Hattab aşiretine dayanan Nazlı Hanım'ın oğludur. Hicri 1292 yılında, Çorum'a bağlı iskilip kazasının Tophane mezrasında dünyaya gelmiştir. Henüz bebekken öksüz kalan iskilipli Atıf Hoca, dedesinin himayesinde yetişmiştir.

    Henüz çocuk yaşlarda iken doğduğu kaza olan iskilip'te ilim tedris etmeye başlayan Atıf Hoca. ailesinin rızasına mugayir olmasına karşın, o dönemde islami ilimlerin merkezi olan istanbul'a giderek, orada ilmini ilerletmeye karar verdi ve 1893 yılından itibaren ilim tahsilini istanbul'da dönemin meşhur müderrislerinin gözetiminde devam ettirdi. 1902 yılında medrese eğitimi üstün derece ile bitiren Atıf Hoca, Ruus sınavını da kazanarak , bir sonraki yıldan itibaren Fatih Camiinde talebe okutmaya başladı. icazet ile ilim hayatının sona ermemesi gerektiğini düşünen Atıf Hoca, aynı süreçte bir taraftan da istanbul Dar'ul Fünun'unda öğrenim görmeye devam etti. 1905 senesinde buradan da üstün derece ile mezun olarak bugün Kabataş Erkek Lisesi olarak bilinen okula Arapça öğretmenliğine başladı.

    istabulda bulunduğu dönemde, özellikle Meşihat-i islamiye olarak bilinen dönemin Diyanet işleri Başkanlığı bünyesindeki çalışanların haklarını savunduğu için Şeyhulislam tarafından Bodrum kazasına sürüldü. Osmanlı Hafiyelerinin yoğun baskılarından kurtulabilmek amacı ile sahte bir pasaport kullanarak Kırım'a gitti. Kırım'da bir süre kalan Atıf Hoca, Polonya'nın başkenti Varşova'ya kadar gitmek zorunda kaldı. ikinci Meşrutiyet ilan edilmeden kısa bir süre önce de istanbul'a dönüş yaptı.

    istanbul'a dönüşünden itibaren dönemin islami matbuatları olan Sebilürreşad, Beyan-ül Hak gibi gazetelerde yazılar yayınladı ve istanbul'da tanınan simalardan birisi haline geldi. Meclis-i Mebusan seçimlerinde Çorum'dan milletvekili adayı olan iskilip Atıf Hoca, ittihatçılarının çekememezliği sebebi ile uzun süre sürgün hayatı yaşadı ve Mahmud Şevket Paşa'nın öldürülmesi ile 31 Vak'alarından ötürü de bir dönem tutuklu kaldı. Sürgünlüğünün ardından memuriyete tekrar atanan Atıf Hoca, medreselerde ders okutmaya tekrar başladı

    1919'da dönemin tanınmış islami Şahsiyetleri ile birlikte Cemiyet-ül Müderrisun isimli cemiyetin teşekkülünde görev aldı. Müderrisler arası alakayı tesis etmek amacı ile kurulan cemiyet daha sonra ismini "Teali islam Cemiyeti" olarak değiştirdi. Sonraları devrin diktatörlerince milli bütünlüğe düşman cemiyetler arasında sayılacak olan Teali islam Cemiyeti, işgal sürecinde işgale sessiz kalmamış ve istanbul'un ingilizlerce işgali karşısında halkın uyanışı için gayret göstermiş, izmir'in işgal edilmesine de sert bir beyanname ile karşı çıkmıştı. Kuvva-i Milliye hareketinin Anadolu'da ortaya çıkmasına karşı Teali islam Cemiyeti adına yazılan ve halkı Kuvva-i Milliye hareketine destek vermemeye davet eden bir fetva ile adı anılsa da zamanın Vakit gazetesinde fetvayı tekzib eden bir yazı yayınlamıştır. Ancak bu yalanlamanın yeterli olmadığı sonraları Cumhuriyetin etkin gücü olanların kendisine güttüğü kin ile anlaşılmıştır.

    Cumhuriyet Dönemi evvelinde kaleme aldığı ve Tesettür-i Şer'i, Din-i islam'da Men-i Müskirat gibi eserleri yoğun ilgi uyandırmış aynı serinin 1924 senesinde yayınlanan üçüncü kitabı "Frenk Mukallitliği ve Şapka" da halkın teveccühünü kazanmıştır. Söz konusu eserde, Batılı tasavvuru ve hayat anlayışını yerden yere vuran iskilipli Atıf Hocaefendi, islam'ın şahsiyeti inşa eden bir din olduğunu ifade ederek, gayr-ı Müslimlerin hayat tarzını taklit etmenin aslında Kur'an'a ve Sünnet-i Resulullah'a zıt düşmek anlamına geldiğini belirtiyordu. Batı eksenli bir politika güden ve Türkiye'nin Batı'ya endeksleme gayretinde olan mevcut yönetime ağır bir tokat niteliği taşıyan eser "Şapka inkilabı" ismiyle müsemma "Kılık Kıyafet Yasasının" yürürlüğe girmesinin ardından gündeme oturdu. Zira Müslüman Anadolu Halklarının yasanın öngördüğü giyinme şekillerine ve kisvelerine yönelik protestosunda bu eserin etkili olduğuna inanılıyordu. Çıkardığı yasaları ne pahasına olursa olsun uygulamayı kararlaştıran Ankara Hükümeti, Anadolu'nun bir çok ilinde kararına muhalefet edenleri idam ediyor ve kurduğu gayrı meşru mahkemelerde kendi halkına akla gelmeyen suçlamalarda bulunuyor, görülmemiş cezalara imza atıyordu. Suça kani olunmadığı hallerde yıllarca hapis cezası veriliyor, suçun en ufak bir delilin olması halinde ise mutlak idam kararı çıkarılıyor ve karar en kısa sürede adeta halka gözdağı vermek istercesine icra ediliyordu. işte bu dönemde, islam'ın yılmaz müdafii iskilipli Atıf Hoca'nın "Frenk Mukallitliği ve Şapka" isimli eseri yasaklanıyor, mevcut nüshalar toplatılıyor, kitap eğer bir evde bulunursa ev halkı suçlu sayılıyordu. iskilipli Atıf Hoca hakkında ilgili resmi kuruluşlar soruşturma başlatmışlardı. Oysa Hoca'nın ilgili yasa ile suçlanması oldukça saçma idi. Çünkü söz konusu kanun, iskilipli Atıf Hoca'nın kitabının yazılmasından sonra çıkartılmıştı. Dolayısıyla kanun kendinden önce işlenen fiiller için de geçerli olması hukukun genel geçer ilkelerine zıttı. Ancak, mahkemelerin hukuku değil gücü, yönetimin de insanı değil kurumu esas aldığı bir karanlık dönemde bu gerçeklerin gündeme dahi getirilmesi mümkün olmamıştı. Hulasa, zalim ve despotların eli başlatılan soruşturma Ankara'dan gelen emirle neticelendirilmiş ve iskilipli Atıf Hoca 7 Aralık 1925'te tutuklanarak Giresun'a sevkedildi. Bölge mahkemesi iskilipli Atıf Hoca hakkında beraat kararı verdi ancak Kolluk Kuvvetleri kendisini salıvermeyerek gelen emir üstüne istanbul'a götürdüler. istanbul'a götürülmelerine mütekaip haklarında yapılan tahkikatın ardından Atıf Hoca ve diğer tutuklular Ankara istiklal Mahkemesi tarafından yargılanmak üzere Ankara' ya sevkedildiler.

    istiklal Mahkemelerine ait tutanak ve belgeler halen tam olarak incelemeye açılmadığı için Mahkeme celselerindeki iddialar ve yapılan savunmalar detaylı bilgi sahibi değiliz. Ancak şahidlerin naklettikleri vakıalar ve yayınlanan sınırlı bir kaç hatıra denemesinden bilgi edinebiliyoruz. Bununla birlikte, celselerden bize anlatılan en ilginç hatıra şudur:

    Kel Ali namıyla bilinen Ali Çetinkaya iskilipli Atıf Hoca'ya dönerek sert bir şekilde konuşur...

    -Sen bilmiyor musun ki şapkada bez parçasıdır, fes de, sarık da...

    Bu ifadeye karşılık iskilipli Atıf Hoca şöyle konuşur:

    - Evet, biliyorum... Ancak Hakim Heyetinin arkasında asılı duran bayrak da bezdendir, ingiliz bayrağı da. Onu kaldırıp ingiliz bayrağı asarsanız ne olur?

    ŞEHADETi

    Mahkemenin neticesinde, Savcı 10 yıl ağır şartlarda sürgün cezası istemesine karşın istiklal Mahkemesi Hakimi Kel Ali(Ali Çetinkaya) teamüllere aykırı bir şekilde iskilipli Atıf Hoca hakkında idam kararı verir. Nihayet 4 Şubat 1926 sabahı hakkında verilen idam kararının infazı için Eski Meclis binasının hemen önündeki meydanlık alanda kurulan darağaçlarının olduğu yere getirilir. Elleri bağlı ve başında uğruna ipe gittiği islami kisvesi, sarığı... Üzerinde kefeni de olacak beyaz idam elbisesi... Tağutların hükümlerini reddedip yalnız Allah'ın hükümlerini tanıdığı için eğilmeden, bükülmeden ve uğruna ölüme yürüdüğü Dinden geri adım atmadan, onurlu bir şekilde darağacına çıkıyor... Olaya şahid olanların anlattığına göre, islam'a ve Müslümanlara karşı kindar ve son derece müstebit olan Kılıç Ali, idam anında dahi iskilipli başındaki sarığa rıza göstermemiş ve çıkartılmasını emretmiştir. Son sözü Kelime-i Şehadet olan iskilipli Atıf Hoca, 4 Şubat 1926 sabahı zalimlerin eliyle ipi çekilmek suretiyle idam edilmiş ve şehid olmuştur. Ne var ki iskilipli varlığına binlerce canı kurban eden sistemin ne ilk ne de son kurbanıdır.!

    O'nun darağacına giderken dahi geri adım atmayı kabul etmeyen ve zalimler karşısında boyun bükmeyi ar sayan mizacı bütün Mü'minler için güzel bir örnektir!

    kaynak:kudusyolu.com
    24 -16 ... zwystone
  5. 5.
    hakkında yazılan bazı olumsuz,hatta insanlık dışı yazıları görüp dehşete düştüğüm hocaefendi,mazlum,şehid...

    "frenk mukallidliği ve şapka" isimli eseri yüzünden idam edilmiştir,bunun adı bildiğin şehadettir.kelimenin bittiği,buğzun başladığı yerdir iskilipli atıf hoca,kanayan yaradır,hüzündür,eli kolu bağlılıktır...

    teslimiyettir,çaresizliktir...

    ona bu zulmü reva gören kel ali'ler,saçlı "bilmemkim"ler,kılıç ali'ler,ve diğerleri,acaba ne cevap veriyorlar Alemlerin Rabbi'ne?

    bediüzzaman,iskilipli merhum'un şehadetinin ardından "zalimler için yaşasın cehennem"demiştir,bu sözü bütün zalimler için tek temennimizdir.kimsenin yaptığının kimseye kalmayacağı,boynuzsuz hayvanın boynuzlu hayvandan hakkını alacağı dehşet verici güne iman edenlerin,zulmün kanlı kılıcına yenik düşeceğini mi sandınız?
    33 -19 ... munferit kalabalik
  6. 6.
    1920 yıllarda ülke nüfusunun % 90'ı okuma yazma bilmiyor iken, islam ilimi için ansiklopedi hazırlamaya başlamış ama günümüzde kendini laik zannedenler tarafından cahil ve yobaz olarak hakaret edilen ilim adamı.

    edit: kelime hatası düzeltildi.
    44 -17 ... tinnitus
  7. 7.
    bu devirde en büyük zalimliği yapanların bizzat kendileri olduğu gerçeğinin ortaya çıkmasından korkan, o yüzden üç beş teröristin yaptığı gibi bir mazlum edebiyatı yapmaya kasan, demokrasinin sadece ve sadece kendisine işlemesini isteyen, kendine yapılınca "sansürcülük! ulusalcı faşizm!" diye yırtınan, kendileri yapınca "ama herşeyin bir sınırı var canım"dan öteye geçemeyen savunmalar sunan, güya herkesin fikirlerine saygılı, güya bilimsel anlamda ilerlemeyi tasvip eden oysa ellerinden gelse üniversitelere, labaratuvarlara ellerinde keleşlerle girip "ilmin fazlası küfre götürür! dağılın la!" diyecek, koca bir bok çukurunda yaşamak isteyen, dahası bunu yaparken bu bok çukuruna girmeye başkalarını da -gerek propoganda, gerekse güç kullanarak- zorlayan, dediği dedik, astığı astık olsun isteyen, kendinden başka hiç kimseyi tanımayan iğrenç, bağnaz ve batıl mahlukatın başka bir idolü olmuş, dönemin koşullarına göre değerlendirilmesi gereken bir hoca. hoca yani, sadece o kadar. evet, ortada yapılan bir haksızlık vardır, amma velakin bir takım bok kokan düşüncelere taa fi tarihinde yapılan bir olayı kılıf olarak kullanmak apayrı bir mevzuudur. en kibar tabiriyle, iki yüzlülüktür.

    neyse, sizi taptığınız hacı hocalarınız, mesihleriniz, mehdileriniz, idolleriniz ve bu ülkenin gelişmesinin önüne her türlü takozu koyan putlarınızla baş başa bırakayım. ama bildiğim mensubu olduğunuz din bu tür düşüncelere kafirlik demektedir, hatırlatmadan geçmeyim.
    18 -21 ... soul forged sin
  8. 8.
    peh peh peh,şapka yüzünden asılmış son devrin din mazlumlarından,Tıpkı said nursi gibi bir din mazlumu o da.evet Said Nursi gibi de ortak noktaları ne?

    ikisi de ingiliz uşağı. bizim insanlara da din karşıtlığına Türk devletinin onlarla uğraştığı söyleniyor,tabii canım.

    idam nedeni burada.

    http://www.yenicaggazetes.../haberdetay.php?hit=11557
    25 -44 ... selim pusat
  9. 9.
    çorum'lu bir din adamıydı.

    (bkz: allah rahmet eylesin)
    17 -18 ... secret1907
  10. 10.
    birilerinin zoruna gitse de, o çok sevdikleri, her tarafı çürük, sakat bir sistemi ortadan kaldırmış zorunlu diktatör bir yönetim tarafından, daha ilkel, hiçbir atılım yapamayacak olan, "allah korur siz bi bok yapmayın ibadet edin" mentalitesinde, saçma sapan hayallerle ve batıl inanışlarla yaşayan, bugün de gördüğümüz gibi, üretimi, ekonomiyi, ve en önemlisi bilimi -her şeyi allaha havale ettiklerinden kelli- reddeden, hatta ve hatta düşünmeyi bile "yanlış" bulan kokuşmuş bir diktatörlüğün(hem de en kanlı, en pislik, en iki yüzlülerinden diktatörlüklerin, öyle ki adam öldürerek cenneti alabileceklerine inanan, acilen toplumdan soyutlanması gereken antisosyal sakat kafaların yönettiği ve tasvip ettiği...) gelmesini önlemek amacıyla -amma velakin, dediğimiz gibi, hak vermediğimiz bir şekilde, ama niyet önemli tabii**- yanlış bir karara kurban gitmiş bir hoca.

    ama bir de şunu merak ediyorum, acaba "bunlar" gelseydi(malum başları biraz daha az ezilseydi), böyle mazlum edebiyatı yaparlar mıydı yine, demokrat demokrat takılırlar mıydı? şimdiki gibi "biz herkeşlere deer veriyoz, yaradandan ötürü" derler miydi? valla çok pis merak ediyorum. ama sorunun cevabı da önceden belli tabii... merak etmeye gerek de yok aslında.

    edit: hayır bir insanın örnek teşkil etmesi açısından idam edilmesini tasvip etmiyorum, sadece insanları pis, mikroplu bir bataklığa çekmek için koz olarak kullanılmasına isyan ediyorum, hala anlamayan varsa yazayım dedim.
    17 -21 ... soul forged sin
kapat