1. 1.
    Emeğin değerinin harcanan emek zaman birimleriyle ölçülebilirliğine dayalı kapitalist değer üretimi, toplumsal emeğin ölçülemez yaratıcılığı ve üretkenliği üzerindeki kapitalist komutanın işleyişinin güvencesidir. Ölçülebilirlik, emeğin hayatı bütünüyle ve kolektif olarak üretebilme kapasitesine sermaye tarafından el konulmasının ön koşuludur. Sermaye, emeği ölçülebilir bir değere indirgeyerek toplumsal gücünden soyutlar, bireyselleştirerek metalaştırır. Emeğin toplumsal gücünü kendi üretimi ve yeniden üretimine tabi kılar. Ölçülebilir değer olarak emek, başka bir deyişle kapitalist işin disiplini altına alınmış emek, kendini gerçekleştirme sürecindeki sermayenin başkalaşmış bir biçimidir. Değer üretiminin toplumsal ilişkilerinin bütününü içererek doğrudan hayatın üretimine dönüştüğü, emeğin ölçülemez toplumsal gücü üzerindeki sermaye tahakkümünün giderek çıplaklaştığı bu koşullar altında, emeğin değerini belirleyen zamansal bir ölçüden bahsetmek artık imkansız. Ölçülebilir emeğe dayalı bir değer anlayışını merkeze alarak ücretli emek ve sermaye arasındaki çelişkiye odaklanan pratiklerin devrimci bir çatışmanın önünü açmasının maddi koşulları ortadan kalkmış bulunuyor. Emek ve değere dair ölçülebilirlik yerine emeğin ölçülemez toplumsal niteliği üzerinden yeniden geliştirilecek bir anlayış, emeğin özgürlük söyleminin ve pratiğinin yeniden kuruluşunu da beraberinde getirecektir. Emeğin hayatı üretebilme, alternatif bir toplumsallık yaratabilme gücünü sermaye karşısındaki politik gücü olarak örgütlemesini mümkün kılabilecek koşullar üzerine düşünmeye, kapitalist değer üretim biçiminin tahakkümü karşısında değer ve üretim kavramlarını bir özgürlük ve yaşam felsefesi üzerinden yeniden kurarak kendimizin kılmaya ihtiyacımız var. Umarız bu derleme, bu yeniden kuruluş içindeki tartışmalarda ön açıcı bir katkı olarak yerini bulur.
    Kısaca işveren denen pezevenk sınıfının işçinin özel sosyal hayatı ekonomik koşulları hiçte umurunda olmaz o sadece kara zarara bakar asla hayat tarzından ödün vermez hep fedakarlık ister kendisi göstermez, rezilce de masal bahane uydurur.
    3 ... senrey26
  2. 2.
    (bkz: x ve y teorileri)

    Bir teori insanı makine olarak görür, diğeri ise insanı psiko-sosyo bağlamda ele alır.

    Özellikle sanayi devrimi sonucu Avrupa da işçi dediğin makinedir çalışır hakları yoktur... Daha sonra onlar biraz çözdü tabi ki şimdi işçi hakları diye bir şey var. Bizde de var ama ne kadar işçi hakkını savunabiliyor tartışılır. Bu ohal de Cumhurbaşkanı kendisi bakın ohal çıkardık işçiler grev yapamıyor bu sayede demişti. Grev bile yapamayabiliyor işçiler.

    Her neyse bu ülkenin insana bakış açısı ile de etkili firmaların bakış açısı ile de. Kendi kazandığı kâr marjından kısıp çalışanların kazancını yükselten yabancı firmalar var. Ama yabancı firmalar Türkiye de duymadım belki vardır.

    Ülkenin bakış açısı da işte üstte gördük. Bazıları halkını insan olarak görür bazıları yönetilecek canlı olarak.
    2 ... keyf kahyasi
  3. 3.
    otelde çalışıyorum vardiyalı olarak, arife günleri herkese yarım gün erken çıkma izni veriyorlar. mesai devrettiğimiz için bizim çıkma şansımız yok, yarım gün yazıyoruz.

    patron bey öyle buyurmuş ki yarım gün ödenmeyecekmiş, derdi olan gelsin benimle konuşsun demiş. maaşı alırken konuştum, konuşulacak bir şey yok dedi ağzıma tıkmaya çalıştı sözü.

    yoksa muhabbeti neden dönüyor, herkes yarım gün erken çıkıyor bize gelince mi hak yok? devlet bu hakkı veriyor mu bana diye sordum, tıkandı geri vites yaptı.

    maliyet unsuru bile değil, bildiğin köle olarak barındırmak istiyorlar bizi.
    3 ... get rekt