1. 1.
    Hz. Hasan’ın Muaviye ile yaptığı anlaşma tarihte dönüm noktası olarak telakki ediliyor. Şia’ya yönelik tarih ile ilgili sorulan önemli sorulardan birisi şudur ki “Muaviye haksızsa neden Masum olduğunu söylediğiniz Hz. Hasan onunla anlaşma yaptı?” Bir paradoks oluşturulmaya çalışılıyor ancak dönemin anlaşılması bu sorunun cevabını oluşturacaktır. Hz. Hasan’ın döneminde olağanüstü bir durum söz konusudur. Hz. Hasan’ın yanındaki askerler, ordu komutanına kadar herkes Muaviye ve hilelerin başı olan Amr ibni As tarafından satın alınmış ve ihanet etmişlerdir -en sonunda karısı tarafından zehirlenmesi de bunun en büyük delilidir- ve Hz. Hasan tamamen yalnızdır. Bu yüzden halkı eğitmek, Peygamberimizin öğretilerini halk içerisinde canlandırmak ve onları Hz. Huseyn’in zamanına hazırlaması gerekmektedir. Burada bir yanlışı olmadığını yine Peygamberimizin hadisinden anlıyoruz ki gelecekte olacak olaylara ışık tutmak açısından söylemiş olmalı ki: “Hasan ve Huseyin benim evlatlarımdır, onlar yerlerinde otursalar da, kıyam etseler de imamdırlar.” Ve en sonunda Hz. Hasan, Muaviye ile 6 maddelik bir anlaşma yapmak zorunda kalmıştır. Kendi yanında olup kendisini eleştirenlere verdiği cevaplarda çok fazladır. Örnek olması açısından bir tanesine değinmek gerekirse: Ebu Said’in Muaviye ile anlaşma yapmasını sorması üzerine cevabın bir yerinde “Peygamberimizin Damrenoğulları ile, Eşcaoğulları ile, Hudeybiye’den geri dönüşü sırasında Mekkeliler ile yaptığı barışın gerekçesiyle aynıdır” demiştir.
    Ve tarihin ilerisine göz attığımızda imam Hasan’ın anlaşma ile aslında hücceti tamamladığını ve Muaviye’nin anlaşma şartlarını ihlal ederek yanlış üzere olduğunu tarihe ilan etmesini amaçladığını görüyoruz. Muaviye bu altı maddenin altısını da bozmuştur. Ve de bunu Kufe’ye geldiğinde yaptığı ilk konuşmada da vurgulamıştır. “Yaptığımız anlaşma benim hilafete geçmem için yaptığım bir plandan ibarettir. Artık bugün halife oldum ve yaptığımız anlaşma artık bugün benim ayaklarının altındadır. BUGÜN ÇOĞUNLUK GALiP GELDi(buraya yazımın sonunda ayrı bir parantez açmak istiyorum)” Bu çiğnenen maddeleri yazı çok fazla uzamasın diye es geçiyorum isteyenler bana özelden ulaşabilir veya arzu edildiği taktirde yazının altına yorumlara da yazabilirim. Bu maddeler arasında asıl üzerinde durulması gereken, maddelerin en önemlisi ve tarihi olumsuz yönde şekillendirecek olanı ise, ‘Muaviye’nin kendisinden sonra oğlu yezidi veya bir başkasını halife olarak atamayacak ve hilafet Hz. Hasan veya onun ölümü durumunda kardeşi Hz. Huseyn’e geçecek.’ maddesidir. Ancak Muaviye aksine hareket ederek sözünü çiğnediği 5 maddenin ardından bu maddeyi de çiğnemiş ve oğlunu ölmeden önce oğlunu kendinden sonraki halife ilan etmiş ve biat toplamıştır. Gerisini de zaten biliyoruz.
    Şimdi Muaviye’nin “Bugün çoğunluk galip geldi” sözünün üzerinde durmak istiyorum. Ehl-i Sünnet’in BÜTÜN kaynaklarında ‘Sakaleyn’ hadisi “Size iki ağır emanet bırakıyorum. Biri Allah’ın kitabı Kur’an, diğeri benim Ehl-i Beytimdir(itretimdir) Bu ikisi Kevser havuzunun başında benimle buluşuncaya kadar birbirlerinden ayrılmazlar. Bu ikisine sımsıkı sarılan kurtuluşa erer. Bunlardan yüz çevirense helak olur.” diye geçmiştir. Sadece bir kitapta Kur’an ve Sünnetim diye geçer ve asıl ilginci o kitapta Ehl-i Sünnet âlimleri tarafından muteber sayılmayan ve başvurulmayan bir kitaptır. Ancak söz konusu olan bu hadiste Sahih Müslim, Tirmizi, ibn-i Kesir, El Hasais… ve diğer birçok kitap bir kenara bırakılmış ve tek kaynaktan rivayet edilen hadis alınmış ve camilerimizde -kaynak vermeden- âlimlerimiz tarafından aktarılmaktadır. Ehl-i Sünnet ve Şia’nın asıl farkı buradadır. Şia da, Ehl-i Sünnet gibi Kur’an’i öğretiler ışığında Nebevi Sünnetten beslenen dini yaşıyorlar. Sadece bunları aldıkları kaynak Peygamberimizin Ehl-i Beytim diye işaret ettiği Masum evlatlarıdır. Ehl-i Sünnet ise çoğunluğun kaynağından besleniyor. Ehl-i Sünnet din işi ümmete bırakılmıştır diyor, bizler ise Din konusunda yetkiliyi Allah atar. Hz. Adem’den Peygamberimize (s.a.a.v) kadar bilinen yüz kırk bin Peygamber gönderen, Vasi gönderen, imam gönderen Allah, Son Peygamber, Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa’dan (s.a.a.v) sonra ne oldu ki din konusundan, ümmetin ıslahından elini çekti ve halkın inisiyatifine bıraktı. Oysaki Kur’an’da “Sünnetullah’ta (Allah’ın sünnetinde) bir değişme bulamazsınız.” diyor. Şia’nın, Ehl-i Sünnet’ten asıl farkı budur ki: Peygamberimizden sonra ümmet kendi haline bırakılmamıştır ve Peygamberimizin haber verdiği 12 masum evladı ile Allah otoriteyi kendi elinde tutmaya devam etmiştir. Peygamberimizden sonra 12 imam, (Allah’ın selamı onların ve Peygamberimizin üzerine olsun) kendi dönemlerinde Allah’ın yer yüzündeki hüccetleri ve halifeleridir. Ancak ümmet onlardan yüz çevirmiş ve kendi seçtikleri halifelere uymuştur.
    Peygamberimizden 50 yıl sonra O’nun getirdiği dinin başına, O’nun oturduğu yere yezid’in oturması ve Vahiy evinin oğlu olan Hz. Huseyn’i öldürmesi çok büyük bir ironi değil mi Allah aşkına? Ehl-i Sünnet ve Şia’nın farkı Sünneti aldıkları yerdir. “Ehl-i Sünnet vel Cemaat” toplulumuzda, Peygamberimizin Sünnetinin yolundan giden cemaat diye algılanıyor ve bu algının sonucunda da Şia sünneti kabul etmiyor algısı oluşuyor ancak öyle değil. Sünnet demek yol demektir ve sonuna eklenen kişi veya isimle anlam kazanır. Sünnet-i Nebevi, Sünnet-i Muhammed, Sünnet-i Ömer, Sünnet-i Ali… O zaman Peygamberin yolu, Ali’nin yolu Ömer’in yolu olur. Ehl-i Sünnet vel Cemaat’in asıl hali “Ehl-i Sünnet’ül vel Cemaâ”dır. Türkçesi de “Çoğunluğun yolundan gidenler” demektir. Bu yüzden Şiileri sünneti hiçe saymakla itham edenler ahmaktır. Şia sünnet üzere amel eder ama sünneti Ehl-i Beyt silsilesinden alır. Ehl-i Sünnet ise güç sahibi olan dönemin hükümdarları elinde şekillenen kaynaklardan alır ki; hiçbir aklıselim insan, güç sahibinin olayları çarpıtma veya değiştirme gibi bir kudretinin varlığını inkar edemez. Ve bu halifeler silsilesi baktığımızda: Diyelim ki ilk 4 halife de bozulma olmadı, Muaviye’yi de hak kabul edelim tamam sorun değil, 6. halifede (yezidde) bozulmaya başlamış olsun; bunu esas alarak şunu düşünelim daha Peygamberimizden 50 sene sonra bozulmuş ise 1400 yıl sonraya ne kalır bunun mütalaasını sizlere bırakıyorum.
    Allah’a emanet olun.
    1 ... carlos lehder
  2. 2.
    --spoiler--
    şia sünnet üzere amel eder ama sünneti ehl-i beyt silsilesinden alır.
    --spoiler--

    çok güldük ailecek. demek ki muta nikahı, anal sex falan ehli beytte vardı haşa.
    2 -5 ... mufred muzekker
  3. 3.
    Hz.Muhammed s.a.v Hz.Ali r.a Hasan-ı Basri r.a sıralama bu şekilde. Hz.Muhammed s.a.v Hz.Ali Hz.Hasan Hz.Hüseyin ........12.imam mehdi sıralama bu şekilde.
    ... rehber61
  4. 4.
    hz hasan'da bu anlaşmanın bir işe yaramayacağını biliyordu fakat muaviye'nin ne kadar adi bir insan olduğunu göstermek için bu anlaşmaya imza attı. Fakat müslüman ümmeti buna rağmen ehlibeyt yerine muaviye yolunu tuttu. Şia'nın sünnet ehli olduğu konusunda muhammed ticani'nin gerçek sünnet ehli şia'dır kitabına başvurabilirsiniz.
    ... bexdever
  5. 5.
    beyler özet geçin çocuğumu keserim. sabah kaç lan saat kim okuyacak onu?
    merak edilen dini olaydır.
    2 -1 ... agresif edward
  6. 6.
    Şia iyidir.caferiler ve zeydiler dikkate alınmalıdırlar. Bir ehli sünnet mensubu olarak diyebilirim ki kendilerine haksızlık edilmemelidir.
    ... arkaik
  7. 7.
    Dinden uzak biri olarak son hatırladığım, hz hasan'ı muaviye zehirletiyordu. Yanlışım varsa düzeltin.
    1 -1 ... ayri sigaralar ayni acilar