bugün

Sabahın altı buçuğunda uyanıp, bir çalar saat sesiyle yataktan fırlayan, giyinip zorla bir şeyler atıştıran, dişini fırçalayan, saçını tarayan, başka birine büyük paralar kazandırdığı bir yere ulaşmak için trafikte boğuşan ve tüm bunlara sahip olma fırsatı bulduğu için müteşekkir olması istenen bir hayattan nasıl keyif alabilir ki insan.
hangi hayat? sadece nefes alıp veriyoruz kalan günlerimizi tamamlamak adına. neyin keyfi be dostum?
biçok insan bu yüzden emekli olsam da küçük bi yere yerleşsem diye bekliyor. fakat o zaman da yaş 70 iş bitmiş oluyor.
Zor dostum zor.istemediğin insanlarla tanışmak zorunda kalıyorsun , istediklerine kavuşamıyorsun.ben ona yalnızca rüyamda görebilirken güneş doğsa ne fayda doğmasa ne fayda. Nasıl keyifli geçsin günler geceler ?
Öleceğimizi görmezden gelemeseydi beynimiz, mümkün olamazdı herhalde.

Sevgili sinan canan bir arkadaşının bu konu hakkında bir konuşmasını anlatıyor;

‘Altında süper, çok lüks bir araba var. istediğin yere gidebiliyorsun, istediğini yapabiliyorsun, kaza yapma ihtimalin de yok ama yan koltukta biri oturuyor, kim olduğunu bilmiyorsun, iyi mi kötü mü bilmiyorsun ve kafana silah dayamış diyor ki sen keyfine bak ben bir ara sıkıcam. Nasıl keyif alırsın ki? ‘

Çok çok güzel bir betimleme. Yani ancak bu kadar güzel anlatılır. beynimizin ölüm gerçeğini görmezden gelebilmesinin ne büyük nimet olduğunu görüyoruz. Aksi halde gerçekten keyif almak imkansız olurdu.

Peşin edit: sinan canan beyefendinin konuşması tam olarak yukarıda yazdığım gibi değildi ama yaklaşık anlam içerir. Saygılar sinan hocam’a.