1. 1.
    vendettin hoca'ya sormuşlar:

    - hocam, hayatın merkezi neredir, nerededir?

    vendettin hoca, tereddütsüz yanıtlamış:

    - hayatın merkezi, iki "hoş geldin ezanı" arasındadır, inanmazsan ölç.

    gittim, gördüm, çözümledim, utanmadan anlatıyorum bir de:

    çevirmenlik zor bir iş. çevirmen, tercüme edeceği filmin ya da kitabın geçtiği zamanın, yerin ve toplumun yanında, çevirdiği dili kullanan toplumun gerçeklerini ve sosyolojisini de göz ardı etmemelidir. yıllarca "fuck" sözcüğünü bu herifler yüzünden "lanet olsun" diye bildik lan. bu, tepki verilmesi gereken durumlarda kullanılan "lanet olsun" cümleciğine yavaş yavaş alışmamız sebebiyle çok garip gelmeyebilir. kültürel çelişkileri gözümüze sokmak kabilinden şöyle bir mizansen yaratalım misal:

    (baba ve oğul sofradadır)

    - aah lanet olsun, yine mi kahrolası tulum peyniri ha?
    - halit ziya terlemezoğlu jr., derhal odana çık. ev ödevin bitene kadar da orada kalacaksın küçük adam.

    türkiye'den benzeri hadise düşün:

    - ya baba yine mi tulum peyniri, kusacam yemin ediyom gusacam
    - siktir kalk masadan şükürsüz pezevenk. siktir git lan odana, aha o ödevini bitirme de bi sıçıyım gagana eşşovolueşşek.

    işte, çevirmenin görevi bu iki ucu nötrlemek, iki toplumsal gerçeklikten de uzaklaşmamaktır, dolayısıyla okuru/izleyiciyi "gerçekçilik"ten uzaklaştırmamaktır.

    lafı nereye getireceğim? abi, bi asrı saadet ve dört halife dönemi jargonu vardır bilir misin? nedir bu "asrı saadet ve dört halife dönemi" jargonu?

    - ya ebu küffar! neden o köşede öylece oturur durursun?
    - duydum ki muhammed'in ordusu buraya doğru yola çıkmış, ben de burada altıma sıçar dururum ya ebu müşrik!
    - korkma! nasıl ki bir kartal, bir dağ tavşanının gözlerini oyar(bi de böyle psikopat benzetmeler vardır) biz de onları öylece perişan edeceğiz. önderimiz ebu manyak nerededir, görür, bilir misin?
    - duydum ki yeni doğan kızını diri diri gömmektedir ya ebu müşrik! neden burada öylece oturur, beklemezsin onu?
    - beklerim ya ebu küffar! lakin, kana susamış bir kurt nasıl ki kervanları perişan eder, ben de öyle acıkır dururum. haydi bakalım! ulu rabbimiz erzak-ı helva'yı getir de besleneyim.

    bu pezevenk savaşsa kaç yazar? ben o dönemki arap yarımadası topluluklarının böyle konuştuğuna hiç ihtimal vermiyorum arkadaş, ilk türkçe çeviriyi kim yaptıysa, hala onu takip ediyorlar gibi geliyor bana. bugün böyle konuşulduğunu düşünsene,

    - ueeeaak.. üöööahh.. şalgamla rakıyı karıştırdım, tan yeri ağardığından beri öylece kusar dururum ya berkantcan!
    - sana dedik olum götünle içme şunu diye..
    - nasıl ki mangal kömürü içten içten, kor kor yanar, benim de midem işte öylece...
    - la sus. hanginiz çağırdı lan bu ibneyi?

    önemli bir ayrıntı, gerçekçilik.

    ***

    toplumumuzda bir kısım abazan, hamile kadınlara dair çelişkili bir bakış açısı oluşturmuş. saygıda kusur etmez gibi görünür, fakat aynı zamanda "hamile bu, hmmm demek ki sikişmiş" fikri yerleşiktir kafasında. kadına bakışlarından, izlemesinden anlarsın, gözlerinden şehveti okursun ibnenin. hamile kalmadan önceki halini sikişir halde düşünüyor olması kuvvetle muhtemelken, o karnı burnunda haline bile meylediyor olması da ihtimal dahilindedir.

    o kadıncağızın harbiden cinsel ilişkiye girmiş olduğu gerçeği bir yana, herifin bundan malzeme çıkarıyor olması enteresan olan.

    15-16 senedir aynı berbere tıraş oluyorum, küçüklüğümden beri adamla envai çeşit muhabbetimiz oldu, fakat bu herifin de yukarıda bahsettiğim gruba dahil olabileceği ve hamile kadınlara böylesi önyargılar geliştireceği aklımın ucundan geçmezdi.

    hadise şu baba, hamile bi kadın çocuğunu tıraş olsun diye getirmiş, muhabbet esnasında da karnını okşayarak "ahmet'e de kardeş geliyo heheh" demiş. e, ne var lan bunda?

    - enis dinliyo musun amına koyim? "ahmet'e de kardeş geliyo" diyo, karnını da bööyle böööyle okşuyo amına koyim.
    - abi okşasın ne var?
    - okşuyo karnını gözüme baka baka, bi de diyo ki "ahmet'e kardeş geliyo". nasıl ne var amına koyim?
    - yaa neyse..
    - enis çay iç. salih, enis abine çay getir amına koyim.
    - yok yok, uyutmuyo gece.
    - iç amına koyim?
    - abi valla içmem. şşş salih, getirme valla içmem.
    - sen bilirsin.. ahmet'e kardeş geliyomuş.. bana ne amına koyim?
    - hee
    - amına koyim yanlış mı söylüyorum? sen ne diyosun enis amına koyim?
    - aabi amına koyim diyorum ne dicem amına koyim. salih çay getir amına koyim..(ortamınızı sikiyim)

    elinde kına olmayan başka berber bulsam yeminle gitmem gayrı bu pezevenge.

    ***

    epeydir, mahalle aralarına konumlanan yardımlaşma dernekleri dikkatimi çekiyor. çorum ili osmancık ilçesi yaylabaşı köyü kültür ve yardımlaşma derneği. bu ne lan? hani, yardımlaşan ve örgütlenen toplumu her daim destekleriz o ayrı da, bu ibneler sabahtan akşama kadar ne iş yapıyolar örgütlenme adına, ben onu merak ediyorum.

    yine bi tanesine denk geldim, kapısına hayvan gibi "üye olmayan giremez" yazısı asmışlar. kim napsın lan oraya girip? üye olup da giren kaç kişi var da, bi de üye olmayanları sokmuyorsun? hayır benim anlamadığım, zorla içeri girmeye çalışan birileri mi oldu da astın o eşşek gibi yazıyı?

    - bırakkkk.. her şey yaylabaşı.. bırakınnn. yardımlaşmam gerekk.. ıaahh.. kültürmek.. hıbıraaakk..

    heriflerin kültür dedikleri okey; yardımlaşma dedikleri, ortağı el açsın diye yandakini taşlamak. içeri baktım, ağşamaca kağıd oynamaktan her biri maça papazına benzemiş heriflerin.

    ***

    vendettin hoca bir gün ağır hastalanmış, köylüler toplanmış başına:

    - eee vendettin hoca, artık ölüm döşeğindesin, biçilen ömrün sonuna geldiiin kıhkıhkıh. var mı son bi diyeceğin?

    vendettin hoca, bitkin:

    - kendimize ve sevdiğimize en büyük ihanet: öğretmek oldu sevişmeyi kadınlarımıza.
    105 -10 ... vaudeville for vendetta
  2. 2.
    - benim başlığıma yavşamışsın lan!
    + nolacak ki?
    - yazaman, yazdırtmam! ben vendettayım, benim başlığıma entry girdirtmem!
    + girerim
    - giremen
    + girerim
    - bokumu gir!
    + sen de çükümü gir!
    - ahahaa ahaha çük dedi çük dedi...
    ....

    habersizlikten kırılan, perişan olmuş bi ana haber bülteni muhabiri yolda karşıma çıkıp mikrofonu burnuma dayasa ve sorsa: sizce hayatın anlamı nedir, dese. tereddütsüz cevap veririm: erken boşalma. yahut boşalmama.

    örneğimizi inceleyelim:

    erkan, mahallede sakin kişiliğiyle tanınan, bir nebze de sevilen bir genç adam (lanet olsun, çeviri öğesi kullandım; genç adam). 3 yıl önce evlenmiş. bir grup arkadaşıyla birlikte 89 model kahverengi şahine atıp kaçırmışlar kızı. birbirlerini seviyorlarmış da babası vermemiş falan filan..

    - erkan çok sessiz sakin, kendi halinde biriydi. böyle bir şeyi yapabileceği hiç aklımıza gelmezdi (cinayetten sonra zanlı hakkında beyanat veren mahalleli). karısını nasıl öldürdü anlamadım. çok seviyorlardı birbirlerini.

    olay gecesine dönelim:

    - uueeeaaarrgghhhh! oooouuuuuhhhh..
    + erkan yine mi erken bo..
    - alma o iki kelimeyi ağzına! alma dedim sana! yerin kulağı var karı! duyulursa mahallede taşak oğlanı olurum. sus sus!
    + ama erk.. (yazık kızcağız erkan diyecek ama öbürü erken anlıyor. gözü dönmüş gavurun!)
    - sus ulan suuuus!
    + ama erk..
    - sus
    + canım erk..
    - sus orspu sus, kanıma girme benim! elimi kana bulama! ühüüü...

    aha gitti gencecik bi hayat işte.
    ...

    eskiden ne süpermiş hacı. kadının görevi erkeğe kadınlık yapmak. ama artık erkek de erkeklik yapmak zorunda. bütün mesele bu gibime geliyor.
    ...

    bir örnek daha:

    - kızım nedir derdiniz, neden boşanmak istiyorsun?
    + şiddetli geimsizlik hakim bey
    - nasıl yani? dövüyor mu seni?
    + yooo
    - kötü mü davranıyor?
    + yooo
    - içiyor mu sürekli; eve sarhoş mu geliyor?
    + yooo
    - aldatıyor öyleyse
    + yoo hakim be, şiddetli geçimsizlik işte, anlayın
    - haaa, erken boşalıyor adam öyle mi? yavrum baştan söylesene şunu...
    ....

    çok mu abartttım? bence değil.
    5 -1 ... nikim yok benim