1. 1.
    askerlik görevimi icra ettiğim 2004-2005 yılları sırasında tanıma şansı bulduğum izmirli arkadaştır.

    ben asteğmen, o da asteğmen, benim bir devre altım. mesleği makine mühendisiydi arkadaşın. sürekli askerliğin mantığını ve sistemi sorgulaması dışında iyi çocuktu aslında. bizimki zaten normal şartlarda taburda, ranzasında yatarken bile söylenen bir adamdı; yahu ben makine mühendisiyim, benim buralarda ne işim var, devlet alsın beni başka şartlarda kullansın, benden komando mu olur vs vs gibi hep söylenirdi bu huysuz şirin gibi. Adam gittiği tatiller dışında kar görmemiş belki de hayatında.

    bir gün, kış ortasında çıktığımız operasyonda(lokasyon: şırnak beytüşşebap bölgesi, sıcaklık gündüz bile en iyi ihtimalle -5 ila -8 derece arasında gidip geliyor o yükseklikteki dağlarda, kısacası adamın götünü kesen bir ayaz var anlayacağınız) benim timin aldığı görev hem operasyon bölgesini dağın tepesinden gözetlemek hemde telsiz rölesini kurup çalıştıran muhaberecileri korumak. görevin ikinci günündeyiz, hava açık ve güneşli lakin bulunduğumuz yer öyle boktan bir yer ki adamın yüzünü ısıran rüzgardan ne korunacak yer var ne de o siktimin dağlarında ateş yakacak bir odun-dal parçası, zaten kar her yeri örtmüş vaziyette.

    icra ettiğimiz operasyon, izmirli'nin çıktığı gerçek manadaki ilk görev, daha önce gittiği 2 görev de yakın bölge yol emniyetleri. taburdan çıktığımızdan bu yana hep mutsuz, gergin bir ifade var suratında, hepimiz ilk geldiğimizde böyleydik herhalde deyip ona yoruyorum tabi işin aslı adam üşüyormuş meğer. sabahtan bu yana kendi kendine konuşur söylenir gibiydi hep, sonra yanıma geldi, suratında korkmuş gibi bir ifade ile "donuyorum, hiçbir yerimi hissetmiyorum" dedi.

    evet hava gerçekten soğuktu ve tabiri caizse hepimiz it gibi titriyorduk, o yüzden abartıyor herhalde diye düşündüm ve pek oralı olmadım, biraz hareket et ısınırsın dedim. söylediğimi duymamış ya da hiç anlamamış gibi tekrar etti söylediklerini ve sonra bir anda ağlamaya ve söylenmeye başladı;

    "benim burada ne işim var?, mühendisim ben asker değil vs" gibi ağzına-aklına geleni söylüyordu.

    kazık kadar bir adamı, bir de subay rütbesi taşıyan adamı timin önünde o halde görünce hem üzüldüm hem de sinirlendim, bunu önce tutup bir silkeledim, sonrada karın üzerine yatırıp bağırdım söylendim. birkaç dakika sonra kendine gelir gibi oldu, sakinleşti, söylenmeleri mırıltı haline geldi ama hala ağlıyordu ince ince.

    yıllar sonra empati yaptığımda anlıyorum aslında hissettiklerini. hayatı izmir sıcağında, sahillerde geçmiş, belki el bebek gül bebek büyütülmüş bir adamın kış ortasında, eksi bilmem kaç derecede, 2000 metre küsür rakımlı bir dağın tepesinde, karın ortasında işi neydi ki? amk.

    hep derim askerlik severek, aşkla, gönüllülük esasına göre yapılacak meslektir.
    1 ... ecinni