1. 1.
    içinde bol bol kendimi bulduğum türk sinema tarihinin en kusursuzlarından.
    (orospu olan ben değilim)

    "bu kaltakla aynı mahallede büyüdük, mevlanakapı’da.
    babası zabıtaydı.
    alkolik hasta bi adamdı rahmetli, erkenden de gitti zaten.
    bu anasıyla yoksul, perişan...
    bizim tuzumuz kuruydu, hacı babam yapmış bi şeyler.
    bir de zagor vardı.
    bizim eski evin kiracısının oğlu.
    babası filimciydi yeşilçamda.
    cepçilik, arpacılık, her yol vardı itte, ama sevimli, yakışıklı oğlandı.
    bizimkine aşık etmiş kendini.
    ben efendi oğlanım, okul mokul takılıyorum o zamanlar, öylece büyüdük gittik işte.
    ne bok varsa hep askerliği beklerdim dört sene kaldı, üç sene kaldı.
    sonunda o da geldi gittik.
    bizde de herkes bunu bekliyormuş, gelir gelmez yapıştılar yakama.
    ev düzüldü, kız bulundu, çeyiz falan, nikahlandık.
    iki taksi bi dükkan verdi peder.
    dükkanda koltuk moltuk satardım.
    bir gün bu orospu çıkageldi, hiç unutmam, görür görmez cız etti içim.
    böyle basma bi etek dizine kadar, çorap yok, üstünde açık bi bluz, saçlar maçlar...
    pırlanta anlayacağın. şunun bunun fiyatını sordu, dalga geçti benimle. kanıma girdi o gün. tabii taktım ben bunu kafaya. ertesi gün bi soruşturma...
    dediklerine göre yemeyen kalmamış mahallede, ama asıl zagor’a kesikmiş.
    zagor’da gaftiden içerde o sıra.
    bir gün, süslenmiş püslenmiş, zırt geçti dükkanın önünden.
    yazıldım peşine. tuhafiyeciye gitti, pastaneden çıktı, minibüs, otobüs, geldik sağmalcılar’a; benim içimde bi sıkıntı.
    işi anladım tabii, zagor’u ziyarete gidiyor.
    bi tuhaf oldum, piçi de kıskandım.
    uzatmayalım çaresiz evlendik ötekiyle.
    o ara zagor içerden çıktı, sonra bi duyduk kaçmış bunlar.
    altı ay mı bir sene mi, kayıp.
    hep rüyalarıma girerdi orospu, o gün dükkana gelişini hiç unutamadım, benimkine bile dokunamaz oldum.
    sonra bir daha duyduk ki iki kişiyi deşmiş zagor, biri polis, ikisinin de gırtlağını kesmiş, karakolda beş gün beş gece işkence buna, arkadaşlarının öcünü alıyorlar, kaltağa da öyle.
    önce öldü dediler zagor’a, sonra komalık, ankara’da oluyor bunlar.
    bizimki bir gün çıkageldi mahalleye, zagor içeride, en iyisinden müebbet.
    bir sabah dükkana geldim, baktım bu oturuyor, önce tanıyamadım, anlayınca içim cız etti.
    cız etti de ne? tornaya değmiş gibi oldu.
    çökmüş, zayıflamış, bembeyaz bi surat, ama bu sefer başka güzel orospu.
    orhan'ın şarkıları gibi. kalktı böyle, dimdik konuşmaya başladı, dedi para lazım, çok para. zagor’a avukat tutacakmış, ilerde öderim dedi.
    esnafız ya bizde, “nasıl?” diye sormuş bulunduk.
    orospuluk yaparım dedi, istersen metresin olurum.
    içime bir şey oturdu ağlamaya başladım, ama ne ağlamak.
    işte o gün bu günden beri bu orospuyla tam yirmi yıl geçti.
    uzatmayalım, zagor’a müebbet verdiler. ama rahat durmaz ki piç.
    ha birini şişledi, ha firara teşebbüs, o şehir senin bu şehir benim, cezaevlerini gezip duruyor. orospu da peşinden.
    sonunda dayanamadım: ben de onun peşinden.
    önce dükkan gitti, ardından taksiler, karı terk etti, peder kapıları kapadı.
    yunus gibi aşk uğruna düştük yollara.
    iş bilmem, zanaat yok, bu durmuyor hiç.
    ilk yıllar ufak kahpeliklere başladı, sonra alıştı. gözünü yumup yatıyor milletin altına.
    gel dönelim diye çok yalvardım, evlenelim, pederi kandırırım, zagor’a bakarız, yok.
    kancık köpek gibi izini sürüyor itin. naptı buna anlamadım, kaç defa dönüp gittim istanbul’a. yeminler ettim, doktorlar, hocalar kâr etmedi.
    her seferinde yine peşinde buldum kendimi.
    bir keresinde döndüm, biriyle evlenmiş bu, hamile, beni abisiyim diye yutturduk herife.
    nedense rahatladım, oh dedim, kurtuluyorum, bu da akıllanmış görünüyor, yüzü gözü düzelmiş, çocuk diyor başka bir şey demiyor, sinop’ta oluyor bunlar, ben de döndüm istanbul’a.
    doğumuna yakın, zagor bir isyana karışıyor gene, hemen paketleyip diyarbakır cezaevine postalıyorlar, çok geçmeden bizimki depreşiyor gene, o haliyle kalk git sen diyarbakır’a, üç gün ortadan kaybol.
    herif kafayı yiyor tabii. dönünce bi dayak buna, eşek sudan gelinceye kadar, kızın sakatlığı bu yüzden.
    sonra çocuğu doğuruyor, uzun zaman anlaşılmamış, ortaya çıkınca bir gece esrarı çekip takıyor herife bıçağı, çocuğu da alıp vın diyarbakır’a, zagor’un peşine, allahtan herif delikanlı çıkıyor da şikayet etmiyor.
    ben o ara istanbul’da taksiden yolumu buluyorum, epey zaman böyle geçti.
    yine her gece rüyalarımda bu, zagor’un diyarbakır cezaevinde olduğunu duymuştum o sıra.
    bir gece bi büyükle eve geldim, hepsini içtim, zurnayım tabi.
    bir ara gözümü açıp baktım, karlı dağlar geçiyor. bir daha açtım, başımda bir çocuk, kalk abi, diyarbakır’a geldik diyor.
    baktım, sahiden diyarbakırdayım.
    bir soruşturma.
    kale mahallesi vardır oranın, bir gecekonduda buldum, malımı bilmez miyim? görünce hiç şaşırmadı, hiç bir şey demedik. o gece oturup düşündüm.
    oğlum bekir dedim kendi kendime, yolu yok çekeceksin. isyan etmenin faydası yok, kaderin böyle, yol belli, eğ başını, usul usul yürü şimdi. o gün bugün usul usul yürüyorum işte."
    2 ... gavur imam
  2. 2.
    hepsini okuyamadım hakkını helal et.
    ama severiz haluk abiyi.
    1 ... enyuceniz
  3. 3.
    bi paket sigara içtirir tek tiradda.
    2 ... dictionaristy