bugün

yalnız ellere bakıp bir çift elden daha başka şeyler görmektir. melankoliyi rüzgarın sesinden ayıklamaya benzer.

her sabah kaldığım yerden devam ediyorum ömrümü tüketmeye. bitmeyecekmiş gibi duruyor kalbe çarpan, esmeyen adeta gürleyen rüzgarın eşi dalgalar sayesinde saatler. kendimi her seferinde yeni bir hüznün heykelini yaparken buluyorum. yontulmayı bekleyen buz gibi bir kalıp... saatlerce dokunuyorum, tırnaklarımı hissediyor yılların yıprattığı alın çizgileri. gözlerine değiyor gözlerim, puslu havada kurşini bulutları özlüyor belki hiç görmediği. boş kuş yuvalarına bakıyor. dalıyor... ben her kelimeye bir hüzün iğneliyorum, omuzları çöküyor, bana benziyor biraz, biraz anlatamadıklarıma... saklıyorum kadim bir dost gibi, ellerinde tek parmak izi benimkisi. çaldığım şeyler geliyor aklıma... baharlardan bozma hayat süprüntüleri geliyor. bir tek aklım başıma gelmiyor. hüzün için programlanmış robottan bozma bir insanım belki... belkiler uzayıp gidiyor. kimi neyi düşünsem üşüyorum...

Yanlış zamanda fırınlanmış uykular seçiyorum tenimden. yapıştırma simle süslü aşklardan koşup saklanmak bir körebenin gözbebeğine sonra aniden yağmurun bastırması sıcacık bir yorgan gibi, aşk. adını unuttuğum yeşiller fışkırıyor toprağın bağrından. gömdüğüm cesetler gibi ellerim... ellerinsiz...
(bkz: bir blog sayfası olarak uludag sozluk)
(bkz: ben kimim)
ellerindeki yıldızları geceye serpenlerin, tenlerinin üşümesi durumudur.

(bkz: ceset adam)
(bkz: ceset kadın)
tabutçu'nun aşık olduğunda söyleyebileceği replik.*
Olup bitenleri kaçırma

İlk öğrenen uludağ sözlük kullanıcıları olacak.