bu konuda fikrin mi var? buraya entry ekle. üye ol
  1. 1.
    ünlü marksist filozof louis althusser in, eşi helen i 16 kasım 1980 sabahı geçirdiği bir cinnet esnasında öldürmesiyle başlayıp, daha gerilere, kendi doğumundan bu cinayet gününe ve sonrasına kadar devam eden özyaşamöyküsü veya kendi kendine uyguladığı bir psikanalitik seans olan kitabının adı. althusser 1990 da ölmüş, bu kitap ise ilk defa 1992 de yayınlanmıştır.
    doğumunu, ailesini, doğduğu yer olan cezayir i, ikinci dünya savaşı nda 5 yıl tutsak kaldığı nazi esir kampını, paris teki yüksek öğretmen okulu (ens) nu, hayatının kadını helen i, akademik kariyerini, marksizmi, sol akımları, günün siyasetini;
    ve tabi gençlik yıllarından başlayarak sık sık girdiği depresyonları ve yıllarca süren psikanaliz seanslarını; ve nihayet, yine depresyonda olduğu günlerden birinde, bilinçsiz bir şekilde hayatının kadınını öldürmesini ve sonrasında yaşadığı tımarane günlerini, hakkında çıkan karalama kampanyalarını ve onu korumaya çalışan dostlarını;
    en sonunda hastaneden de çıkıp, belki de hayatında ilk defa kendini özgür hissettiği yeni günlerini, özgür olduğu günlere ancak 70 in de ulaşabildiğini, dolayısıyla geleceğin uzun sürdüğünü sade ve akıcı bir dille anlattığı bu eseri okunmaya değerdir.
    kitapta, dünyanın en ünlü marksistlerinden birinin, hele ki bir filozofun böyle bir cinayet işlemesinin ardından, sadece kendi kişiliğine değil, kişiliğinin temsil ettiği marksist düşünceye de nasıl saldırıldığını; bu olayın nasıl kullanılarak marksizm=delilik, komünizm=canilik, felsefe=sapkınlık gibi çıkarsamalar yapıldığını ayrıntılarıyla anlatıyor althusser.
    her şeyden önce bir insanı anlatan bu eser, okurken insanın kafasında kendisine ait soruların ve hatıraların da oluşmasını sağlamaktadır.

    gelecek uzun sürer den:
    "Birden kendimi ayakta buluyorum; Yüksek Öğretmen Okulu'ndaki dairemde,
    yatağın ayakucunda duruyorum; üzerimde sabahlık var. Kasım ayının kurşuni
    günışığı - 16 Kasım pazar, saat sabah dokuz suları- soldan, zamanla lime lime
    olmuş ve güneşten kavrulmuş eski kırmızı perdelerin çerçevelediği yüksek
    pencereden süzülüp karyolanın ayakucunu aydınlatıyor.

    Önümde Helene var, o da sabahlıklı; karyolanın kenarına oturup geri
    kaykılmış durumda, sırtüstü yatıyor; bacakları gevşekçe yerdeki halının
    üzerine salıverilmiş.

    Diz çöküp onun üzerine eğiliyorum ve boynuna masaj yapıyorum. Hiç
    konuşmadan onun ensesini, sırtını ve böğürlerini ovduğum çok olmuştu (...)

    Ama bu kez boynunun ön tarafını ovuyorum. iki başparmağımı göğüs
    kemiğinin üst tarafından etin yaptığı çukurluklara bastırıyorum ve öylece
    basılı tutarak yavaş yavaş birini sağa birini sola, kulakların altındaki sert
    bölgeye doğru kaydırıyorum (...)

    Helene'in yüzü dingin ve huzurlu, hiçbir kımıltı yok; açık gözleri
    tavana dikili.

    Birden dehşete kapılıyorum: gözleri çakılı oldukları yerden hiç
    oynamıyor, ve daha da önemlisi, dişleriyle dudaklarının arasında beklenmedik
    bir şey, küçük bir dil parçası, öylece kalakalmış.

    Elbette daha önce ölü gördüğüm olmuş, ama boğazı sıkılarak ölmüş
    birinin yüzünü o ana dek hiç görmemişim. Yine de karşımdakinin böyle ölmüş
    biri olduğunu hemen anlıyorum. Peki, nasıl olmuş da?.. Birden doğrulup
    bağırmaya başlıyorum: Helene'i boğmuşum!

    Yoğun bir panik içinde atlıyorum, son hızla daireyi bir uçtan uca
    geçip, yüksek demir parmaklıklı ön avluya inen demir trabzanlı küçük merdiveni
    uçarcasına iniyor ve, gene koşa koşa, birinci katta oturan Dr. Etienne'i
    bulacağımı bildiğim revire doğru yöneliyorum. Kimseye rastlamıyorum, günlerden
    pazar, okul yarı yarıya boş, kalanlar da henüz uyuyor. Doktorun basamaklarını
    dörder dörder tırmanırken bağırmayı da sürdürüyorum: "Helene'i boğdum,
    Helene'i boğdum!"

    ayrıca;
    (bkz: louis althusser)
    7 ... suzergecer
  2. 2.
    althusser'in bu sözüne karanfil şiirinde murathan mungan çakmıştır selamı;

    ......

    Atlı bozkırların sararmış hülyalarını
    eski sözcüklerin yüklü çağrışımlarını
    yanınıza alın.
    Sabahı karşılayın her günkü sabahı
    gülümseyin yüzünüzün sığmadığı kuşlu aynalara
    mayın diye gömün yüreklerinizi
    ölülerinizi verdiğiniz toprağa
    vedalaşın denkleri toplanmış geçmişinizle
    unutmayın göçmen tarihlerden, yerleşik zulümlerden
    geçilerek varıldı yüzyılın eşiğine
    sonra gece nöbetçilerinin yüksek rakımlı yalnızlığını alın
    yalnızlık kullanışlı bir şeydir, bazen iyi gelir
    gerektiğinde yalnız olmayı bilmeyenlerin
    inanmayın beraberliğine
    sonra sabır.Mazlumların ve bilgelerin bize tarihsel
    emanetidir,
    her yerde yeni anlamlarıyla denenir.
    Ve her çağın hurafeleri vardır
    kurban alır, kurban verir
    Geçer devran, takvimler el değiştirir.Gün gelir zulüm de göçer
    Zaman örter her şeyin üstünü
    Uzağı gören çocuklar bilir gelecek uzun sürer....

    .....
    2 ... zibende
  3. 3.
    (bkz: gelecek de bir gün gelecek)**
    -1 ... gore gori chapa tipa rota hey