1. 1.
    Soğuk ve yağışlı bir sonbahar akşamında eve gelip üstümdeki kıyafetleri yine evin içine atıyorum. Kim kaldı ki bu yağmurda hala biraz olsun yürümek isteyen. Sorunlarını bu yürüyüşlerde çözebileceğini sanan. Seçilmiş o kişinin ben olduğumu düşünüyorum tabiki de.

    Içime değin işlemiş yağmurun soğuk damlaları. Bedenim eve girince daha fazla titremeye başladı. Yine umursamaz bir haldeyim kendimi. Çocukluğumdan beri yaptığım şeyi yapıyorum yine bir battaniyeyi alıp altında uzaniyorum. Hiç değişmiyor bu huyum. Evin içinde üşüdüm mü battaniye en sıcak sobadan daha fazla ısıtıyor beni.

    Bu deli gibi yağan yağmur değil de insanların ruhsuz halleri o suratları canımı sıkıyordu. En mutlusunun yüzünde bile bir tereddüt saklanıyordu. El ele tutuşan sevgilerin elleri arasında bile sanki uçurum var gibiydi.

    Içimden bir ses ' ruh emicileri gibisiniz ' diye homurdanıyordu onlarla karşı karşıya geldiğinde.

    Soğuk ve umursamazlığım etkisini gösterip öksürüklere bir çıkış sağlıyordu. Arkasından da parmağımı oynatamayacak bir hal. Bu halde bile dışarıda gezerim diye geçiriyorum içimden. Yatağımın yanında çekmeceye uzanıp defteri çıkarıyorum. Aldığım bazı notları bazı yazılarımı okuyorum. Ve içimden kendime ne zaman düzgün yazmayı öğreneceksin diye söyleniyorum.

    Karşıma bu yazıları yazan ben gelip oturuyor. Ne oldu sana böyle ne zaman bıraktın yazmayı ne zaman kaybettin benliğini diye arka arkaya sorularls hesap soruyor adeta. Sadece sessizlik oluyor bir cevap veremiyorum.

    Yağmuru hatırla diyor, yağmuru hatırla. Sonra kayboluyor. Ne demek istediğini anlıyorum. Deftere bakıyorum ne zamandır yazmadığımı fark ediyorum. Bu boktan halle bile ayağa kalkıyorum pencereleri açıyorum. Karşısına oturuyorum yağmur damlaları evin içine girip yüzüme çarparken kendimk gecenin derinlerine bırakıyorum ve yağmurun o temizleyici güzelliğine saflığına bırakıyorum.

    Ruhum sanki yeniden canlanıyor gibi renklerle müziğin melodileriyle doluyor gibi bir andı.

    Gecenin derinlerine baktığımda yazacağım öykülerime bir selam çaktım.

    Gecenin içinde gökkuşağını gördüm.
    1 ... dusler sokaginda gece vakti
  2. 2.
    yıllar sonra geçmediğim bu sokaklardan insanların arasından tekrar geçtim. insanlar hiç değişmemiş daha kötüsü o telefonlara iyice bağımlı olmuş bir halde çevresine dönüp bir kere dahi bakmaz hale gelmiş. tam tahmin ettiğim gibi oturduğumuz bu bank yine boş idi.

    şiir saçlı güzelin ürkek bakışlarıyla dertli tebessümüyle bana baktığı yerdi burası. yağmur nasıl çiseliyor yağıyor böyle. hiç bu kadar sakin halini görmemiştim. belki de hep sert haline alıştığımdan tuhaf geldi. ama öyle bir his veriyor ki sanki damlalarıyla sizi alıp göklere çıkan türden bir sakinlik.

    ah bu oturduğum bank bir yanından insanların akıp gittiği bir yerken bir yanda da görebileceğiniz öyle güzel bir manzara sunuyor. insanlar sadece geçip gidiyor görmüyorlar bu güzel hali.

    o şiir saçlı güzelle bu bankta saatlerce durduk insanlar sarılmış halde duran bize bakıp geçtiler. biz ise her şeyi anlattıktan sonra susmuştuk tek kelime etmeden huzuru tatmıstık. onun biraz daha kalayım diyen hali tutmuştu saatlerce burda bu bankta.

    sonra kalktık ayrılırken kemiklerimi kıracak kadar güçlü bir şekilde sarıldı ama bu bırakmak istemezcesine olan türden bir sarılma değildi. onun yanına oturduğumda dökülen gözyaşlarından eser yoktu. saf bir mutluluk görüyordum. dertlerini o bankta bırakmış gibiydi. son kez baktığımızda ikimizde saf minnet ve mutlulukla ayrılmıştık. sonra o bankın önüne dahi bir kez gelmedi. bir şiirin içinden çıkıp başka şiirlerde o saçlarıyla esip gitti. mutluluğu artık öğrenmiş olduğundan eminim. seneler sonra bile huzuru saklı kalmış bu bankın üzerinde.

    bu banka neden geldim bilmiyorum. belki de kendimi özledim. ama kendini sevdirmek isteyenler bitmiyor. bir yavru kedi bacağıma sürtünüyor onu sevip kucağıma alıyorum ve montumla üzerini örtüyorum hemen de gevşiyor sıcağı görünce.

    insanlara bakıyorum ve galiba bu bank bu insanlardan daha sevgi dolu diye düşüncelere dalıyorum.
    1 ... dusler sokaginda gece vakti
  3. 3.
    zaman durmuştu. buraya geldiğimiz andan beri farkındaydık bunun. ya geri dönecektik ve hayatlarımızın içinde dağılacaktık yada bu kapıdan geçip adımlarımızın silinmesini ve geçmişimize dair her şeyin kaybolmasını izleyecektik. ben ona baktım o ise ellerime bakıyordu.

    bir an bile düşünmeden kavradı elimi. bu hiç şaşırtmadı. bugünlere nasıl geldiğimizi ikimiz biliyoruz sadece. bunu yapmasının nedeni güven değildi. bundan çok daha fazla ve saf hislerdi. onu koruyacağımı çok iyi biliyordu. gözlerimde bu ateşi o da çok iyi görüyordu.

    elini sıkıca kavradım ve kapıdan geçtik. adımlarımız artık silinmeye başlamıştı. korkuya dair en ufak bir his bile duymuyorduk. oysa yürüdüğümüz yer tehlikeli bir yoldu. nereye gideceğimizi bile bilmiyordum. sadece bildiğimiz şey birbirimizin yanı her zaman huzur dolu bir evin mutluluğu gibiydi o yüzden bunun da önemi yoktu.

    gökyüzü kararacak olmasına rağmen pembe görünümündeydi. tatlı ve sıcak bir tonunda. sesini duydum onun. gitmezsin değil mi beni bırakmazsın diye soruyordu. yürüdüğümüz yoldan korkmayan kadın bundan korkuyordu. ona iyice sarılıp hiçbir zaman dedim. o çocuk gülümsemesini kondurdu hemen dudaklarına.

    yolumuz ne kadardı ? nereye çıkacaktı ? bunların bir cevabı yoktu. sadece ben ve o vardı. rotamız ise ayaklarımızın götürdüğü her yer olabilirdi...

    (bu öykü devam edecektir)
    1 ... dusler sokaginda gece vakti
  4. 4.
    büyük bir dolunay beyaz ışığını yolumuzun üzerine seriyordu. sessiz bir yolumuz vardı ürkütücü bir sessizlikle doluydu her yer. ağaçların arasından da geçiyorduk tepelerden de. sürekli değişiyordu geçtiğimiz bu yerler.

    nereye gittiğimizi bilmeden sığınabileceğimiz durabileceğimiz neresi varsa bakınıyorduk. o yorulduğunda omzuma alıyordum. babalar çocuklarını alır ya omuzlarına ben de onu öyle alıyordum. neşesi yerindeydi geçtiğimiz yollara rağmen. seslerimiz aydınlatıyordu geçtiğimiz yerleri.

    ikimizde birbirimize kaçmıştık aslında. yaşadığımız her şey bizi buraya sürüklemişti. ve yollarımızın adımlarımızın silineceğini bile bile çıkmıştık bu serüvene. sevgili miydik değildik. birbirine sığınmış birbirini sevmiş güvenmiş iki deli iki kaçık iki yaramaz çocuktuk biz.

    belki onun duru güzelliği beni ona aşık etmiş olabilir ama onu bu bilmiyor. deli miyim diye düşünüyorum kendi kendime konuşurken böylesine. olsam da sorun etmezdim galiba. yağmur yine başladı o sevse de ben montumu üzerine geçiriyordum hemen. o güçlü sansa da kendini narin bir kızdı. üşümüştü de söylemese de.

    başı omzuma dayalıyken karnım acıktı deyince bir an tepkim 'ne' oldu. şaşırdığımdan değil burada yemeği nereden bulacağımızı bilmediğimden. bunu anlamış olacak ki çantamı versen dedi ve içinden kendi elleriyle yaptıklarını çıkardı.

    yakında ufak derin olmayan bir mağara gördük hem biraz duracağımız bir yer hem de yemeği yiyebileceğimiz bir yer bulmuştuk. soğuğu yağmuru sevse de korktuğu bir şey vardı. çakan şimşekler ve düşen yıldırımlar. onun sesleri korkutuyordu. ve tam mağaranın girişinde duyulunca bu kuvvetlice ses, korkusunu bana sıkıca tutunup başını göğsüme yaslayarak belli etmişti.

    saçlarını okşayınca yavaş yavaş korkusu geçip kendine gelmişti. ona yatacağı bir yer yaptıktan sonra yemek için oturuyorduk. ne bir ateş vardı ne de bir ses. insanların hayvanların olmadığı bir yerdi sanki. sadece yağmurun ve şimşeklerin sesi vardı.

    ( devam edecek )
    2 ... dusler sokaginda gece vakti
  5. 5.
    yemeğimizi yerken dışarıda deli gibi yağan yağmura bakıyorduk. içeri doğru gelmiyordu ama soğuğu içeriye doluyordu. mağara kuru olduğu için biraz olsa da ısısı iyidi. esnemelerinden anladığım kadarıyla yolculuk onun için çok fazla yorucu olmaya başlamıştı.

    gülerek kalk hadi ayakta uyuma yat yerine yatağın kadar olmasa da rahat yine de yerin dedim. sen ne yapacaksın diye sorunca ateş yakmak için uğraşacağım dedim. yatmamak için itiraz edecek gibi olsa da bunu istemediğimi çok iyi biliyordu.

    o yerine yatmıştı. ben de kalkıp ateş için mağaranın kenarında köşesinde bir şeyler bakınıyordum. bizi sabaha kadar idare edecek şeyler bulunca ateşi de mağaranın girişine doğru yaktım. eh içerisi biraz ısınmış gibiydi. ateşin aydınlattığı ortamda baktım ona. masumdu tek kelimeyle masumdu.

    sabaha kadar onun yanında duracaktım. uyumamam gerekiyordu. en ufak tehlikeye karşı. ama sabaha karşı yorgunluk zaferi kazanmıştı. uyandığımda onu mağaranın girişinde gördüm. yağmur dinmiş güneş açmış bir haldeydi. beline inen saçlarını hep severdim. şu an karşımda masallardan çıkmış bir güzel vardı sanki.

    arkasını dönüp bakınca uyandın mı uykucu diyip sataşıyordu. biraz eğlendikten sonra kalan yemeği de yiyip hazırlanmaya başladık yolculuğun devamı için. keyfimiz fazlasıyla yerindeydi. dinç bir sabah oldu bizim için.

    yolumuzun nereye çıkacağını bilmeden yürümeye devam ettik aslında yolumuz kendi hayallerimize şiirlerin içine çıktı. yollarımız kesişti. ona teknenin dümeninde sarıldım mesela denizin içinde bunu ona öğretiyordum kullanmasını. ve bu tekne bizim ellerimizle yaptığımız tekneydi.

    ne bu öykünün ne de bu yolun bir sonu oldu. biz sadece kendi öykülerini kendi yollarını çizmesini sağladık gördüğümüz tanıştığımız herkese. en önemlisi de şimşekler de onun için yağmur kadar zevkli ve mutluluk verici artık.
    1 ... dusler sokaginda gece vakti
  6. 6.
    sersem bir haldeyim. ellerimdeki bu kanların bile kimin olduğunu hatırlamıyorum. kollarım bacaklarım yara içinde. sersemligin etkisi geçmeye başlıyor. ah ! yaralarımın acısını hissetmeye başlıyorum. kendim mi yapmıştım bunları? ama olamaz bu kanları açıklamaz bu yaralar. doğrulmaya çalışıyorum ama ayaklarımın üzerine basacak kadar bile gücüm yok.

    hayal meyal görüntüler hatırlıyorum. birbiriyle uyuşmayan puzzle parçalarından başka bir şey değiller sanki. nerde olduğumu çok iyi biliyorum. kendi evimdeyim ama ışıklar neden kapalı kim kapadı bu ışıkları?

    yerimden doğrulamadıkça küfürler savuruyorum. sokak lambasındam eve giren ışıktan tek gördüğüm bu oturduğum yere kadar kanların geldiği. damla damla kaplamış sanki. pes ediyorum yerimden kalkamıyorum. ellerimdeki kana bakıyorum daha taze bir halde. yaptıklarımdan korkuyorum. hafızam tazelenmek istercesine yeni görüntüler sunuyordu gözümün önüne.

    gücüm tükenme noktasının sınırlarında. hatta sınırı bile geçti. evin içinden bir ses duyarken bir gölgenin geçtiğini görürken vücudum iflas ediyor. evin içinde sanki biri vardi.

    ah ! o görüntüler puzzle parçalarını andıran o görüntüler yine gözümün önünde. ne olmuştu burda ?
    1 ... dusler sokaginda gece vakti
  7. 7.
    (devam)

    zaman algım şaşmış bir halde kendime geliyorum. yaralarımın sarıldığını fark ediyorum ve yerde değil çekyatın üstünde olduğumu görüyorum. kim çıkardı buraya beni diye düşünüyorum kendi kendime. beynim zonkluyor resmen. yine evin içinde onun varlığını hissediyorum. bilincimi kaybetmeden önce gördüğüm o karartının varlığı.

    görüntüler geliyor gözümün önüne yine. bu sefer daha netler. bir kafede oturduğumuz ana dair bunlar. herkesin yaşayacağı türden bir sohbet ediyorduk. keyifli denebilir. ama bir an eski zamanlardan kalma aç bir içgüdü bedenimi sarmaya başlamıştı. bunu ondan saklıyordum. geçtiğini sanıyordum ama yine hortluyordu.

    halimden tedirgin olmuş bir halde ne olduğunu soruyor ben ise kendimi kontrol altında tutmaya zorluyordum. burdan götür beni diyordum yalvaririm burdan götür! korkmuştu. oysa ben ondan daha çok korkuyordum. orada kalsaydık nelere şahit olabileceğinin farkında bile değildi.

    beni oradan çıkardıktan sonra eve gitmesini söyleyip taksi çevirdim. ve karanlık kuytu bir apartman köşesine girip kendimi kontrol etmeye çalışıyordum.

    yine ne tetikledi bu açlığı diye haykırıyordum kendi içimde. kimsenin bilmediği bir geçmişim vardı ve bundan kaçarken kaçtığımı sanarken yine bulmuştu beni. en son hatırladığım şey o köşede kendi bedenimi bu hale getirdiğim oluyor.

    peki beni evime kim getirdi ? evin içindeki kim? yaralarımı saran bu şey ne diye soruyordum evin içindeki o varlığa doğru sanki.

    ilk defa sesini duydum bana yaklaşırken. ama kendini göstermedi. sadece kolundaki izlerden ona da zarar verdiğimi ellerimdeki kanın kime ait olduğunu anlamıştım.

    kim olduğumu hiçbir zaman söylemeyeceğim sadece en zor anlarında yine göreceksin beni. belki kim olduğumu çözersin diyordu. ve cevap vermeye fırsat vermeden çıkıp gitmişti.

    peşinden kalkmaya çalışsam da yaralarım buna izin vermiyordu. benim sırrımı geçmişimi kim bilebilir diye düşünürken telefonum çaldı ve arayan ses onun iyi misin diyen sesiydi. aklımdaki düşüncelerle birlikte, biraz daha iyi bir ses tonuyla iyiyim diyebildim ve yaşantıma döndüm düşüncelerle.
    1 ... dusler sokaginda gece vakti
  8. 8.
    böyle uzun öykülerin okunmadığını biliyorum. kimsenin okumadığının da farkındayım. ama bu öyküler bana güzel zamanları anımsatıyor. karanlık ve gri bir gökyüzünün benliğime çökmeden önceki zamanı hatırlatıyor. ve öykülerle o gökyüzündeki bulutları dağıtıyorum.

    yazmak bu yüzden önemli hayatımda. yaşam damarlarından biri. ve uzun zamandır kopuktu. tamir etmesi zor olmuyor yine de öyküler güçlü etkiye sahip.
    1 ... dusler sokaginda gece vakti
  9. 9.
    ( herkesin yaşadığı bir anın öyküsü)

    otogarda bir kenarda ayakta durmuş saatin gelmesini bekliyordum. bir çanta dışında yüküm de yoktu. ağzımda bir sigara, yoktu tabiki de. belkide bu yolculukların en önemli aksesuarını kullanmıyordum ben. etrafa baktığımda sigaraların ateşlendiğini görüyordum. nerdeyse her otogarda istisnasız olan o soğuk burda da vardı. sanki özenle seçiliyor gibi tam soğuk yerlerde otogarlar ve dinlenme tesisleri.

    değişik değişik insanlar vardı. eminim her insan bir durup etrafı incelemiştir bu gibi yerlerde. ve bir anons sesi duyulur " ... sefer sayılı otobüs otogara gelmiş bulunmaktadır". otobüs önündeki yığılmanın geçmesini bekledikten sonra ben de otobüsün içine doğru yürüyorum. tekli koltukta güzel bir yolculuk olacak.

    bu kadar emin olmamak lazım aslında her otobüs yolculuğunda cins cins yolcular olabilir. temkinli olmak gerek o yüzden. yine de böyle 5 6 saatten uzun bir yolculuk olunca ben artık otobüsü bir evmiş gibi hissetmeye başlıyorum. gideceğim yer neresi bu da saklı bir bilgi olarak otobüsün içinde kalsın.

    otobüsle ne kadar yolculuk yaptığımı hatırlamıyorum. küçüklüğümden bu yana hep otobüsle yaptım. uçağı değil de trenle yolculuğu merak ederim hep. onun güzergahı otobüs gibi değil daha güzel yerlerden geçiyor. benim için merak konusu olmaya aday hep. uçağı neden merak etmediğimi düşünüyorum aslında basit. yolculuktan keyif almak isteniyorsa otobüs ve tren daima uçaktan önde. uçak daha çok bir yere daha hızlı ulaşılmak isteniyorsa binilir gibi geliyor.

    koltukta rahat edecek şekilde yayıldıktan sonra otobüsün hareket edişini izlerken aklıma çocukluğum geliyor. otobüsün içindeyken yandaki otobüs hareket edince sanki biz hareket etmiş gibi hissederdim. çoğu insan içinde böyledir diye umuyorum tabi.

    ikram zamanına kadar otobüsün ışıkları sönüyor. gece yolculuk etmeyi seviyorum. pek çok insanın aksine. yolcular da genelde uyuyor oluyor. ben de bu sakinlikte camımdan dışarıyı izlerim. o geçilen yolların gece görüntüsü her zaman farklıdır. bir tutam ürkütücü bir yanı varken bile bana zevk sunuyor görsel bir zevk.

    müzik dinlemek yerine de kağıt kalemi alıp bir şeyler karalamak iyi geliyor ama önce camdan dışarısı izlenmeli. uykum nedense gelmez bu yolculuklarda etraf daha çok ilgi çektiğimden mi yoksa rahat mı edemiyorum bilmiyorum ama kısa bir uyku zayen yetiyor.

    koltuğa iyice yaslanıp içerisinin sıcaklığıyla camdan dışarıyı izliyordum.

    (devam edecek)
    1 ... dusler sokaginda gece vakti
  10. 10.
    dışarıya bakarken iki üç senedir ne kadar yolculuk yaptığımı fark ettim. her yolculukta yolculuğun sonunda farklı farkli duygulari hissettim. daha önce hiç gitmediğim bir iki şehre gittim geldim bu yolculuklarda. her türden insan da gördüm. sadece o otogar soğuklukları değişmiyordu. bir de unutmayalım tabi dinlenme tesisi soğuğu var onlar da eksiksiz tabi.

    şimdi yine camdan dışarıyı izliyorum nereye gittiğimi sadece kendimin bildiği bu anlarda. arkama yine bir kız denk gelmiş ya arkadaşıyla ya sevgilisiyle konuşuyor. küçüklüğümde hatırlıyorum cep telefonu yasaktı otobüslerde. kimse konuşamıyordu. o zaman haliyle gece ya müzik dinleyecek yada yanında birisi varsa konuşacak yada uyuyacak. şimdi öyle değil telefonla rahat rahat konuşuluyor.

    arada onun yaptığı sohbete kendimce yorumlar da getiriyorum. çok eğlenceli oluyor ama ister istemez kulal misafirisin. olaylara kendince yorum getirmek de keyifli haliyle. otobüsün çoğu hala ayakta ama bir saate onlar da sızar hep böyle oluyor. yağmur hafif hafif çarpıyor cama. bu anlarda hep yolu kaçırır hayala dalarım.

    bir kapı açar hayallerin içine o damlalar. yüze bir tebessüm bırakır. sesi güzel olmayabilir ama bana göre en huzur veren huzursuz edici ses bu. hayale dalmak istemedim bu sefer. yolu düşününce bu kadar saatlik yola epey zamandır çıkmamıştım. ne yapsam diye düşünmüyorum ama. önümdeki ekranda filmler koyulmuş olsa da bakmak istemiyorum.

    gecenin karanlığında hafifleyen yağmur eşliğinde gözümün seçebildiği her şeyi izlemek istiyorum. gökyüzü bulutlarls kapalı olsa bile yine en güzel görüntüyü sunuyor. elimde bir de telefon tabi ama yolculuğumu anlatacağım bir kimse olmayınca ona da bakma gereği duymuyorum.

    dakikalar ardı ardına geçiyor. karanlıktan dışarıyı pek göremediğim anlarda elim kaleme gidiyor ve yazılar yazmaya başlıyorum...

    ( biraz gecikti yazmam müsait olamadığım için )
    ... dusler sokaginda gece vakti