1. 13646.
    insan usul usul ölmek için gelir dünyaya.
    başlar her gün biraz daha insan olmaya.
    ve ölürken usul usul ne tuhaf;
    aşık olur, kedi besler, isim verir eşyaya.
    ... aminiyiyiim sulfat
  2. 13645.
    " beni saran şey suyun akışıdır
    yemiş yüklü dalların sarkışıdır
    ananın çocuğuna bakışıdır
    sevdiğim geçilmez edasından. "
    1 ... vejetaryen marti
  3. 13644.
    Kal'a gibi dik başın bulutlara yarışsın,
    Dalga dalga saçların rüzgârlara karışsın!
    Adını nakşedelim, eski-kadim surlara
    Sesini haykıralım asırlardan asırlara...

    Savletinden titresin yeniden doğu, batı,
    Ve kurulsun Allah'ın ebedî saltanatı...
    Ufukları kaplasın bayraklarımız al, al,
    Göklerle zaferimizi çizsin vahşi bir kartal!

    Kahramanlar büyüsün masalda dev misali,
    Eğilsin öpsün gökler canım nazlı hilâli...
    Ordularım yeniden Tuna'ya akın etsin!
    Bir Yıldırım çıksın da uzağı yakın etsin

    Selâm dursun karşısında bütün şerefler, şanlar!
    Namını tebcil etsin, yıldızlar kehkeşanlar...
    içimde hiç sönmeyen bir fetih sevdâsı var.
    Yavuz gibi diyorum: Bu dünya insana dar!

    Bir sadâ duymak için sahralara düşeyim.
    Helâl olsun bu yolda, varım yoğum herşeyim!
    Volkan gibi lav atmış, ne susmuş ne sönmüşüm.
    Ben bu imân uğruna çılgınlara dönmüşüm.

    Bir deha bekliyoruz, gençliğe mihrap olsun,
    Ruhları tutuşturan bir ateş mihrak olsun.
    Sinesinde birleşsin sağa sola sapanlar,
    Kahrolsun Hak dururken zorbalara tapanlar!

    Çık nerdesin zuhur et! Biz seni bekliyoruz.
    Yıllardır yollarında yorgun emekliyoruz...
    Musa ol! Hakk'a yüksel! Tecelli et de Tûra.
    Zulmet yıkılsın gitsin! Cihan garkolsun nûra!

    istiyorum yeniden bir hilkat istiyorum,
    Ne hayal, ne kuruntu hakikat istiyorum.
    Hakikat, hakikat, hakikat istiyorum!..
    1 ... pietro pacciani
  4. 13643.
    Yapraklar üşürken dökülür;
    Ağaçlar kışa soyunurken ölür.
    Nedir acelesi ecelin?
    Daha bitmeden yaşama sevincim.

    Neden bu kadar soğuk ellerim?
    Gözlerim aynı noktada donuk.
    Nedir bu sonsuz karanlık?
    Ve bu bitmeyen yalnızlık.

    Nereden çıktı bu tabut?
    Ne işim var benim içinde?
    Ve bu kalabalık.
    Yüzler; bu yüzler hep tanıdık.

    Herkes birakıp gitmiş.
    Geceye sessizlik çökmüş.
    Gözlerim hâlâ açık,
    Ve bitmeyen yalnızlık.
    3 ... luz de la luna
  5. 13642.
    Ayrılık ne biliyor musun?
    Ne araya yolların girmesi,
    ne kapanan kapılar,
    ne yıldız kayması gecede,
    ne ceplerde tren tarifesi,
    ne de turna katarı gökte.

    insanın içini dökmekten vazgeçmesi ayrılık!

    ipi kopmuş boncuklar gibi yollara döktüğü gözlerini,
    birer damla düş kırıklığı olarak toplaması içine.
    Ardında dünyalar ışıyan camlar dururken,
    duvarlara dalıp dalıp gitmesi.
    Türküsünü söylecek kimsesi kalmamak ayrılık.
    Saçına rüzgar, sesine ışık düşürememek kimsenin.
    Çiçekçilerden uzağa düşmesi insanın yolunun.
    Güneşin bir ceza gibi doğması dünyaya.
    iki adımdan biri insanın, sevincin kundakçısı,
    hüznün arması ayrılık.

    O küçük ölüm!

    Usta dokunuşlarla bizi büyük ölüme hazırlayan.

    Ayrılık, o köpüklü öpüşlerin ardından gidip ağzını yıkadığında başlamıştı.
    Ben bulutları gösterirken,
    ‘bulmacanın beş harfli yemek sorusuna’ yanıt aramanla halkalanmış,
    ‘Aşkın şarabının ağzını açtım, yar yüzünden içti murt bende kaldı’
    türküsü tenimde düğümlenirken, odadan çıkışınla yolunu tutmuş,
    Dağlarda öldürülen çocukların fotoğraflarını bir kenara itip,
    ‘bu eteğin üstüne bu bluz yakıştı mı? ‘
    diye sorduğunda varacağı yere varmıştı çoktan.

    Şimdi anlıyormusun gidişinin neden ayrılık olmadığını,
    bir yaprağın düşmesi kadar ancak, acısı ve ağırlığı olduğunu.
    Bir toplama işleminin sonucunu yazmak gibi bir değer taşıdığını.
    Boşluğa bir boşluk katmadığını, kar yağdırmadığını yaz ortasında….

    Ne mi yapacağım bundan sonra?

    Ayak izlerimi silmek için sana gelen bütün yolları tersinden yürüyeceğim önce.
    Şiir yazmayacağım bir süre,
    Fotoğraflarını güneşe koyacağım, bir an önce sararsınlar diye.
    Hediyelik eşya satan dükkanların önünden geçmeyeceğim.
    Senin için biriktirdiğim yağmur suyunu, bir gül ağacının dibine dökeceğim.
    Falcı kadınlara inanmayacağım artık.
    Trafik polislerine adres sormayacağım,
    Geleceğe ışık düşüren bir gülüşle gülmeyeceğim kimseye….

    Ne yapacağımı sanıyorsun ki?

    Tenin tenime bu kadar sinmişken,
    ömrüm azala azala önümden akarken,
    gittiğin gerçek bu kadar herkese benzerken..
    Senin korkularını, benim inceliğimi doldurup yüreğime,
    bıraktığın boşluğu yonta yonta binlerce heykelini yapacağım.
    2 ... bir nedeni yok
  6. 13641.
    dünya’nın eksen eğikliği kadar eğilsem sana,
    yine dönmezsin etrafımda bilirim.

    senin ateşin bana,
    karanlığın bana,
    tutulman o’na.

    bilirim.
    3 ... aminiyiyiim sulfat
  7. 13640.
    “..Yasak bir alfabeyle yazıyorum şiirlerimi.
    Anarşist çiçekler kokluyorum.
    Devlet sınırlarını ihlal eden
    kuşlara yardım ve yataklık
    yapıyorum.
    Umudun propagandacısıyım.
    Bütün sözcükleri örgütlüyorum.
    Artık halkların değil,
    Aşkın şarabın ve sevginin
    ayaklanması var.
    ilk eylemde sınır dışı oluyorum.
    Bana gözlerini yurt eyle.
    Mültecin olayım.
    Kendi adına bir kimlik çıkart.
    Ben biraz da sen olayım…”

    ( mehmed uzun )
    3 ... sipitama
  8. 13639.
    Az önce şahsıma sevdicek tarafından okunmuş şiirdir.

    Ben
    senden önce ölmek isterim.
    Gidenin arkasından gelen
    gideni bulacak mı zannediyorsun?
    Ben zannetmiyorum bunu.
    Iyisi mi,beni yaktırırsın,
    odanda ocağın üstüne korsun
    içinde bir kavanozun.
    Kavanoz camdan olsun,
    şeffaf, beyaz camdan olsun
    ki içinde beni gorebilesin
    Fedakarliğimi anlıyorsun
    vazgeçtim toprak olmaktan,
    vazgeçtim çiçek olmaktan
    senin yanında kalabilmek için.
    Ve toz oluyorum
    yaşiyorum yanında senin.
    Sonra, sen de ölünce
    kavanozuma gelirsin.
    Ve orada beraber yaşarız
    külümün içinde külün
    ta ki bir savruk gelin
    yahut vefasız bir torun
    bizi ordan atana kadar.
    Ama biz
    o zamana kadar
    o kadar
    karışacağız
    ki birbirimize,
    atıldığımız çöplükte bile zerrelerimiz
    yan yana düşecek.
    Toprağa beraber dalacagız.
    Ve bir gün yabani bir çiçek
    bu toprak parçasndan nemlenip filizlenirse
    sapında muhakkak
    iki çiçek açacak :
    biri sen
    biri de ben.
    Ben
    daha ölümü düşünmüyorum.
    Ben daha bir çocuk doğuracağım
    Hayat taşıyor içimden.
    Kaynıyor kanım.
    Yaşayacağım, ama ,çok, pek çok,
    ama sen de beraber.
    Ama ölüm de korkutmuyor beni.
    Yalnız pek sevimsiz buluyorum
    bizim cenaze şeklini.
    Ben ölünceye kadar da
    Bu düzelir herhalde.
    Hapisten çıkmak ihtimalin var mı bugünlerde?
    Içimden bir şey :
    belki diyor.

    Nazım hikmet- ben senden önce ölmek isterim.
    6 -2 ... ben buraya icimi dokucem
  9. 13638.
    Kızım Torosların ardında
    Almış dağları kirpiklerinin ucuna
    Annem bir top ağaç bozkırın alnında
    Kendi rüzgârıyla ırgalanıp duran
    Çok oldu babam öleli..

    Çekilmiş evlerin derinine
    Karım, oğlum ve kedimiz
    Akşamı karşılıyoruz
    Bölünmüş ayrılığa ve ölüme.

    Bir durgun sudayız, konuşsak da
    Kuş uçmuyor içimizdeki ormanda..
    (bkz: Şükrü erbaş)
    5 ... 52 hertz
  10. 13618.
    Gülebildiğin kadar mutlusun
    Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin
    Sakın bitti sanma her şeyi,
    Sevdiğin kadar sevileceksin.
    2 -1 ... pisemeyenpirintanesii