1. 11971.
    adnan yücel'in ¨yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek¨ adlı şiirini, yaşar kemal'in cenaze töreninde seslendiren haydar ertem'den gelsin.

    lakin, önce sözlerini paylaşalım;

    "Aşksız ve paramparçaydı yaşam
    bir inancın yüceliğinde buldum seni
    bir kavganın güzelliğinde sevdim.
    bitmedi daha sürüyor o kavga
    ve sürecek
    yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!
    Aşk demişti yaşamın bütün ustaları
    aşk ile sevmek bir güzelliği
    ve dövüşebilmek o güzellik uğruna.
    işte yüzünde badem çiçekleri
    saçlarında gülen toprak ve ilkbahar.
    sen misin seni sevdiğim o kavga,
    sen o kavganın güzelliği misin yoksa...
    Bir inancın yüceliğinde buldum seni
    bir kavganın güzelliğinde sevdim.
    bin kez budadılar körpe dallarımızı
    bin kez kırdılar.
    yine çiçekteyiz işte yine meyvedeyiz
    bin kez korkuya boğdular zamanı
    bin kez ölümlediler
    yine doğumdayız işte, yine sevinçteyiz.
    bitmedi daha sürüyor o kavga
    ve sürecek
    yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!
    Geçtiğimiz o ilk nehirlerden beri
    suyun ayakları olmuştur ayaklarımız
    ellerimiz, taşın ve toprağın elleri.
    yağmura susamış sabahlarda çoğalırdık
    törenlerle dikilirdik burçlarınıza.
    türküler söylerdik hep aynı telden
    aynı sesten, aynı yürekten
    dağlara biz verirdik morluğunu,
    henüz böyle yağmalanmamıştı gençliğimiz...
    Ne gün batışı ölümlerin üzüncüne
    ne tan atışı doğumların sevincine
    ey bir elinde mezarcılar yaratan,
    bir elinde ebeler koşturan doğa
    bu seslenişimiz yalnızca sana
    yaşamasına yaşıyoruz ya güzelliğini
    bitmedi daha sürüyor o kavga
    ve sürecek
    yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!
    Saraylar saltanatlar çöker
    kan susar bir gün
    zulüm biter.
    menekşelerde açılır üstümüzde
    leylaklarda güler.
    bugünlerden geriye,
    bir yarına gidenler kalır
    bir de yarınlar için direnenler...
    Şiirler doğacak kıvamda yine
    duygular yeniden yağacak kıvamda.
    ve yürek,
    imgelerin en ulaşılmaz doruğunda.
    ey her şey bitti diyenler
    korkunun sofrasında yılgınlık yiyenler.
    ne kırlarda direnen çiçekler
    ne kentlerde devleşen öfkeler
    henüz elveda demediler.
    bitmedi daha sürüyor o kavga
    ve sürecek
    yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!"

    ve link;

    https://www.youtube.com/watch?v=dlqFP11SKww +
    #37770584 :)
  2. 11972.
    dunyamsin benim, zorbam, duzenim
    bundan gozlerim goge cevrili
    ellerim denizde
    hic katilmadan sende yasiyorum
    dirimimsin benim
    dogarken oldugum

    nilgun marmara
    #37770774 :)
  3. 11973.
    Ölüler toprağa gömülür, hatıralar yüreğe.. Toprak mı vefalı, yürek mi bilmiyorum…

    Abdurrahim Karakoç.
    #37771027 :)
  4. 11975.
    Yanlış pencereden baktım belki hayata.
    Olmayacak hayaller kurup,
    Heveslendirdim yekpare yüreğimi.
    Duymadım, görmedim uyarıları.
    Bu yüzden yara alıp yıprandım.
    Beni terk etmeyen yalnızlığımı da yanıma alıp,
    Düştüm bitmek bilmeyen, engebeli yollara.
    Yabancı yüzler, yabancı sesler.
    Aslında ne kadar tanıdık.
    Artık duymak, görmek fayda vermiyor. Zira;
    Şimdi ben, bir boşlukta
    Dolanıyorum, arıyorum kendimi.
    Şimdi ben, adeta
    Sessizliğe kulaklarını tıkamış âmâ.

    - hayalperest kadın -
    #37779103 :)
  5. 11976.
    ''Çeşmek Be-zen Sitare
    Ezmen Mekon Kenâre”

    Nerden çıktın karşıma böyle Sitare
    Efsaneler dökülüyor gülüşlerinde
    Kirpiklerin yüreğime batıyor
    Telaşlı bir kalabalığın ortasında
    Ayaküstü konuşuyoruz
    Nedimin nigehban nergisleri gibi
    Üstümüzde bütün nazarlar
    Çok utanıyorum Sitare
    Dün oturup hesap ettim
    Sen doğduğun zaman
    Ben bir askeri mektepte talebeymişim
    Sen bilmezsin Sitare
    Burada gündüzler çekip durduğumuz bir mercan tespih
    Geceler içinde uyuduğumuz birer siyah buluttu
    Her akşam dokuzda yat borusu çalardı
    Yat borusu baştan aşağı hüzün çalardı
    Bir derin uykuya atardım kendimi
    Siyah benli bir kız düşlerime kaçardı
    Bende onu alır anamın düşlerine kaçardım

    Bu azgın kalabalıkta seni tam duyamıyorum
    Gözlerin mi daha sıcak gülüyor
    Yoksa dudakların mı anlayamıyorum

    Seninle konuşurken Sitare
    Aklıma yıldızlar dökülüyor
    Bir çaresiz Zühre oluyorsun Babil caddelerinde
    Ateş gözlü kahinler koşuyorlar arkandan
    Binlerce meşalenin ışığı kımıldıyor saçlarında
    Gökyüzü salkım salkım
    Zigguratlar tıklım tıklım
    Dönüp dolaşıp dudaklarına takılıyor aklım
    Ah benim bu akıldan sıyrılmış aklım
    Kimi gün boşlukta konacak yer bulamayan
    Kimi gün inatçı yosunlar gibi kepez diplerine yapışan aklım
    Gözlerine baktığım zaman Sitare
    Bütün çöllere ay doğuyor
    Yoldaş ediyorum kendime imrül Kays’ı Antere’yi A’şa’yı
    En kuytu vahaları dolaşıyorum
    Hangi vahaya gitsem çadırlar sökülmüş Sitare
    Çadırla su arasında bir cılga var
    O cılgada narin ayak izlerin var
    Durgun suya düşüp kalmış gözlerin var

    Bu azgın kalabalıkta seni tam duyamıyorum
    Gözlerin mi daha sıcak gülüyor
    Yoksa dudakların mı anlayamıyorum

    Bazan sapsarı bir benizle geliyorsun
    Yorgun çizgileri alnında uykusuzluğun
    Biliyorum içinde bir sızı var
    Bıçak ağzı gibi bir sızı var
    Bu sızıdır işte seni verimsiz kılan
    Züheyr’in Suad’ı gibi keremsiz kılan
    Kuzeyden güneye
    Güneyden kuzeye
    Heyy! Gidip geliyorum bu çöllerde
    Kureyş’in heybetli ve inatçı develeri
    Hiç aldırmadan benim esmer sevdama
    Geviş getiriyorlar ufka bakarak
    Ben kaçıp Yesrib’e sığınıyorum
    Yesrib bahane, bir kitaba sığınıyorum
    Dağda, ovada, badiyede okuduğum hep elif
    Elif diyorum Sitare, sineme elif çekiyorum
    “Ah minel aşk-ı ve halatihi..”
    Çok eski bir gerçektir bu biliyorum

    Bu azgın kalabalıkta seni tam duyamıyorum
    Gözlerin mi daha sıcak gülüyor
    Yoksa dudakların mı anlayamıyorum

    Sinsi bir yağmur altında beraber yürüyoruz
    Ve ikimizde ıslanıyoruz
    Ben ne yağmurlar gördüm Sitare
    Ben kaç kez iliklerime kadar ıslandım
    Bilmiyorum sen kaç yaşındaydın
    Ben göğü hep bir kurşun gibi ağır
    O şehirde sırılsıklam gezerdim
    Bölük bölük insanlar boşanırdı tapınaklardan
    Tapınaklar insanları safra gibi atardı
    Sonra hepsi bir yere toplanıp bana bakarlardı
    Bir gün bu şehrin kirli yağmurları alıp götürdü beni
    Gidip bir Uygur çadırında göğü dinledim
    Kara bulutlar kükrerken bir Kaşkar sabahında
    Oturup Aprunçur Tigin ile seni konuştuk
    Bakışlarımı sunuyorum, tereddütsüz alıyorsun
    Gizli bir tebessümle çağırıyorum, geliyorsun
    Kaşı karam, gözü karam, saçı karam
    Umay gibi yumuşak huylum
    Nerden çıktın karşıma böyle
    Sesin ılık bir bahar güneşi gibi ığıl ığıl akıyor içime
    Asya’nın bozkırlarında ordular düşüyor peşime
    Yığılıp kalmışım bu Anadolu toprağına Sitare
    Adam akıllı yorulmuşum
    Ellerin böyle olmamalıydı
    Ellerine acıyorum
    Ve kim bilir kaç zamandan beridir kalbimi öğütlüyorum
    Durup durup ıssız yerlerde
    “güçlü ol ey kalbim, güçlü ol
    Daha çok işimiz var” diyorum

    Bu azgın kalabalıkta seni tam duyamıyorum
    Gözlerin mi daha sıcak gülüyor
    Yoksa dudakların mı anlayamıyorum

    Dilaver Cebeci
    #37779110 :)
  6. 11977.
    https://galeri.uludagsozluk.com/r/1534192/ +
    #37779124 :)
  7. 11978.
    Okullar açılacak
    Artık ziller çalacak
    Cıvıl cıvıl çocuklar
    Sınıflara dolacak
    Hani nerde defterim
    Şimdi burdaydı silgim
    Hadi ver kitabımı
    Öğretmene söylerim
    ilk günler zevkle geçer
    Öğretmen konu seçer
    Yazdırırken yazıyı
    Öğrenci kalem açar..
    #37779151 :)
  8. 11979.
    Canım acıyınca,
    Ellerim titreyince,
    En çok gök gürleyince,
    Yağmur yağınca,
    Ve her gün doğumunda,
    Düşünce bir bebek rahme,
    Bir kuş uçunca,
    Denizler dalganınca,
    En çok yıldızların altında,
    Bu cehennemin dört bir yanında,
    Nefes aldıkça...
    Bana sarıl.
    #37779745 :)
  9. 11980.
    Kalbim gerçekten kırık ve eylülün ortası
    yürüdüm yazmadığım şiirlere basarak
    yalancı ömrün bilmem bu kaçıncı vartası
    her solukta yeniden eksilerek artarak

    yüzümün sezildiği zamanlar da olmuştur
    dünya leylak olmuştur akşam duru gün beyaz
    öter ağzın örtükken o ne mene bir kuştur
    değme ezgi insanı bu kadar hırpalamaz.

    Süleyman Çobanoğlu
    #37785703 :)
  10. 11981.
    Ey sahilde uzanmış mutlu ve güleç insanlar
    Suda can vermekte olan birisi var
    Bildiğiniz bu hırçın ve karanlık deniz üzerinde
    Bir kişi var ki sürekliliğin el ve ayaklarını çırpıyor her dem.
    Bir zaman ki düşmana galip geldiğinizin hayali ile sarhoş
    Kendi yanınızda beyhude zanlarla bir zaman
    Yeni bir kudreti ele geçirmek için
    Ellerinden bir muhtacın tutmuş beyhude sanrılarla
    Bir zaman ki kolları yeni sıvamıştınız (önemli bir iş için) 
    Nasıl söyleyeyim şimdi size
    Bir kişinin suda canını beyhude kurban erittiğini? 
    Ey huzur içinde geniş sahilde
    Ekmekleri sofrada, kadehleri ağızda olan insanlar! 
    Bir kişi var işte suda sizi çağıran…
    Ağır dalgalara vuruyor durmadan yorgun elleriyle
    Açılmış ağzı, vahşetten dönmüş gözleri
    işte çok uzak bir yoldan görmüş gölgelerinizi
    Ciğerlerinde yutkunup suları ve sürekli artan takatsizliği ile
    Bu sulardan dışarıya uzatmaktadır
    Bazen başını, bazen ayağını
    Ey insanlar! 
    O, bu uzak yoldan bakmaktadır köhnemiş dünyaya
    Çığlık atmaktadır her dem yardım umuduyla
    Ey dingin sahilde seyri temaşada olan insanlar! 
    Dalgalar sessizce sahilin yüzüne vuruyor
    Öylece sarhoş, düştüğü yerde dönmektedir,
    Öyle bilinçsiz ve kendinden geçmiş, çığlıklarla
    Çok uzaktan tekrar işitilmektedir bu çağrı; 
    Ey insanlar! 
    Ve rüzgârın sesinde devamlı artan bir can yakıcılık
    Ve onun yavaş yavaş sönen sesi
    Uzak yakın sular arasından,
    Kulaklarda yine aynı nida
    Ey insanlar
    NiMA YOOSHiJ.
    #37785717 :)
  11. 11982.
    ikimiz birden sevinebiliriz göğe bakalım
    Şu kaçamak ışıklardan şu şeker kamışlarından
    Bebe dişlerinden güneşlerden yaban otlarından
    Durmadan harcadığım şu gözlerimi al kurtar
    Şu aranıp duran korkak ellerimi tut
    Bu evleri atla bu evleri de bunları da
    Göğe bakalımFalanca durağa şimdi geliriz göğe bakalım
    inecek var deriz otobüs durur ineriz

    Turgut uyar/göğe bakma durağı.
    #37787054 :)
  12. 11983.
    Çocukluğumdan söz etmek isterim sana, eğer sıkılmazsan.
    Bir gün otururuz evde, ben sana hayatımı anlatırım dakika dakika.
    Kaç yaşımdaysam, o kadar yıl sürer konuşmam.
    Çay pişiririz.
    Çaydanlığa su yerine votka koyarız sen dilersen.
    Sonra da sen anlatırsın: Sevdiğin filmleri, sevdiğin parçaları, sevdiğin canlıları, sevdiğin… hep sevdiğin şeylerden konu açarsın.
    Ben sıkılmam.
    Ben seninle sıkılmamayı seni ararken öğrendim.
    Seni hayal ederken keşfettim sıkılmamanın azametini.
    Bir insan, bir insanı sıkamaz.
    Bir insan canı isterse sıkılır.
    Hacimler açarım sana içimde, dolman için, oraya akman için.
    Hacimler açarsın bana; çağlayarak gelirim. Endişelenmen gereksiz,
    Bir nedeni yok. Yalnızca öptüm.
    #37787065 :)
  13. 11984.
    "kağıtlar, kitaplar, dedi, nereye elimi atsam.
    kiminde yarım kalmış, nasılsa bitmiş bir şiir
    kiminde. hem her şey şiirlerde değil miydi?
    bir gök şiirde ağar, bir sokak şiirlerde
    gider gelirdi.
    böyle yaşayıp gidiyorduk."

    sesi,
    sanki çok ötelerden gelirmiş gibi
    ezik, suskun odaları dolaştı durdu.
    masada açık duran bir kitabı gösterdi sonra
    ölünün, son kez elini sürdüğü ve kaldığı.
    "burada işte oturmuş şu kitabı okuyordu,
    elinden kitabın düştüğünü gördük sonra.
    hepsi bu."
    böyle dedi, yüzüne kapayıp ellerini
    alınmış gibi bir bulutun yer değiştirmesinden.

    ilhan berk - ölü bir ozanın sevgili karısını görmeye gitmek

    not: şiirde bahsedilen ölü ozan behçet necatigil'dir.
    #37787069 :)