1. 12487.
    "gözlerin yağmurdan yeni ayrılmış
    gibi çocuk, gibi büyük, gibi sımsıcak

    sen bir şehir olmalısın ya da nar
    belki granada, belki eylül, belki kırmızı

    gövden ruhunun yaz gecesi mi ne?
    çok idil, çok deniz, çok rüzgar

    çocukluğun tutmuş da yine aşık olmuşsun
    sanki bana, sanki ah, sanki olur ya

    aşık bile dolduramaz bazı aşıkların yerini
    diye övgü, diye sana, diye haziran

    heves uykudaysa ruh çıplak gezer
    gazel bundan, keder bundan, sır bundan

    gözlerin şehirden yeni ayrılmış
    gibi dolu, gibi ürkek, gibi konuşkan

    hadi git şehirler yık kalbimize bu aşktan"
    5 -2 ... bay kedi der ki
  2. 12488.
    MAZOT

    Ağlamadan
    dillerim dolaşmadan
    yumruğum çözülmeden gecenin karşısında
    şafaktan utanmayıp utandırmadan aşkı
    üzerime yüreğimden başka muska takmadan
    konuşmak istiyorum.
    Şehre neden
    esmer ve dölek yüzümle döndüm dağlardan
    kar vakti tarlaları kımıldatan soluğum
    niyedir sarmalasın vites dişlilerini
    defneler, nakışlar yok
    alnımda neden.
    Ağlamadan
    etimin iğneli beşiklerde bıraktığı izlere aldırmadan
    o mavi korularda ve dibektaşlarında
    bırakıp sözlerimin kalıntılarını
    açıkça konuşmak istiyorum.
    Besbelli ki leşler koruyor şehrin bedenlerini
    göğsünün kafesinde yalnızca pasak
    biliyorsun
    korkutulmuş bir kızın
    yüreğinden fışkıran beyaz güvercinleri
    sabahın köründe kalkan tirenlerdeki nefret
    hergün aynı kalafat yerine çekilmenin nefreti
    bunları
    bütün bunları biliyorsun
    dağlardan dönüyorsun o sağır yamaçlardan
    çevik bacaklarını getiriyorsun, ne çiçek ne de ninni
    boz şayaktan poturun dağlarda ne güzeldi
    şehre varınca artık meşinler giymelisin
    daha esmer
    daha kankusturucu
    sen o baygın sevgilerin adamı değilsin.
    sana yaşamak düşer çarkların gövdesinde
    bin demir kapıyla hesaplaşmaktan omzun çürümelidir
    bin çeşit güneşle ovulmalıdır gaddar ellerin
    yürü yangınların üstüne, kendi alevini de getir
    çarpıntısız dakikası olur mu devrimcinin
    ki
    ölüm
    her yerde uyanıktır
    alestadır korkunun yardakçıları
    tez kızaran güllerden kendini sakın
    sevgiler ürkütsün seni, aşk ayrı-
    Aşktır diye geri geldin o çekiç seslerine
    bıraktın vazgeçilmez ırmakları
    gönlüne kar yağdırıyorsa çocuk sesleri yetsin
    dikkat et hiçbir şey ıslatmasın namluları.

    (1970)
    ismet Özel.
    2 -1 ... kazangap
  3. 12489.
    bir gün anlayacaksınız,
    emekli olmak için bulmaca çözmenin gerek koşul olmadığını.
    yürürken kaldırım taşlarını sayanların
    mutsuz olanlar değil umutsuz olanlar da olabileceğini.
    ve bir gülü koparmanın
    sevmekten en az 5 kilometre uzakta bulundugunu.

    gökyüzünde deveran eden bulutları anlatmak isterdim sana.
    bugün çok yağmur düştü bursa'nın o güzelim sokaklarına.
    ama yağmur seviyor olman kadar ıslanmayı seviyor musun bilmem.

    büyük şehirlerde nasıl büyük kaybolduğumu anlatmak isterdim sana.
    sokakların nasıl düğüm olup boğazımda düğümlendiğini.
    aynı yüzlerin aynı yüz olup yüzüme aynı yüzle baktıklarını
    nasıl düştüğümü ve düştüğüme nasıl gülemediğimi...

    çaya neden şeker atmadığımı da söylemek istiyorum elbette.
    müzik listende hiç şiir var mı ?
    yanık yerlerimin nasıl yandığını merak ediyosun
    ateşin var mı ?

    duman elbiseye değil ruha siner.
    bu yüzden karadır ruhum,
    kara sayfalar yazarım.

    takındığınız şeyler neden takma duruyor, zerafeti yansıtmıyor görenlerin gözünde ?
    treni kaçırmayayım derken baştan ayağa dolanan,
    sizi tepeden tırnağa saran intisar...

    peki yapmam deyip de tam ortasına düştüğünüz,
    gittikçe derinleşen yanlışlarınız,
    hatalarınız ?

    anlatmak isterdim;
    harabeler altında kalmış bir kırık düş benim ruhum.
    insanlar arasına sıkışmış güldürmeyen bir şaka.

    gözyaşlarımı durdurmaya mani olamadı yalanlarım.
    haziran yağmuru altında ıslanmaktan,
    çöl sıcağında kavrulmaktan kaçıramadım ben ruhumu.

    yenilecek şeyler tabaklarda değil, uzaklardaymış meğer.
    bu yüzden uzaklara bakarmış uçup giden bir şeyleri arar gibi gözlerim.
    esrik duran bedenim gelmeyecek şeylerin hayaliyle suskun,
    ruhum bu yüzden geleceğe küskün.

    gökyüzü ile meşk eder durur
    o öyle bir gökyüzü ki hiç bir uçurtmayı asamazsınız ona,
    ben asamadım şahsen.
    ne direği ne askısı vardır.

    anlatmak isterdim;
    sevdiğim bir isim geldi aklıma söylediğim şarkıyı unuttum.
    bir şeyler yuvarlandı göğsümden ayaklarıma, koştum
    tutamadım...
    yıllar sonra ölü bulundu ruhum !

    anlatmak istedim;
    meğer oyun oynamış dünya benimle
    çarkım bir gece bu yüzden kırılmış.
    duyduğum rüzgar çok uzaktan bir ıslık,
    gördüğüm ağaçlar tahta kılıklı bir asker olmuş,
    bir kaldırımın koynunda oturup kalmışım.
    gitmek isteyip de gidememeklere düşeyazmışım.
    yol kenarında ki papatyalar solmuş
    yol kenarında papatyalar yokmuş!

    anlatmak isterdim...anlatmak isterdim kendimi
    tutkuya bulanmış,
    büsbütün bulanmış, bulandırılmış ruhumu.
    fakat;
    bir bedene, bir et yığınına bakıyorsunuz
    belli ki ruhu görecek incelikten ve bakabilecek bir görüşten yoksunsunuz.
    ama anlayacaksınız!

    benim o minik elleri olan kızı ne çok sevdiğimi
    ve,
    bilirsiz bir vakitte kaybolduğumu
    ve çok uzaklarda yitik bir şair olduğumu.

    -f.a
    ... depresif psikolog
  4. 12490.
    Dün fena sıkıldım akşama kadar
    iki paket cigara bana mısın demedi
    Yazı yazacak oldum, sarmadı
    Keman çaldım ömrümde ilk defa
    Dolaştım
    Tavla oynayanları seyrettim
    Bir şarkıyı başka makamla söyledim
    Sinek tuttum bir kibrit kutusu
    Allah kahretsin, en sonunda
    Kalktım buraya geldim
    1 -1 ... sinjaap
  5. 12491.
    “Ben konuşmasını bilmem lili.”

    (bkz: liliyar)
    (bkz: sezai karakoç)
    7 -2 ... feslemegen
  6. 12492.
    Sebeb-i telif

    başkalarının aşkıyla başlıyor hayatımız
    yaprakla yağmurun aşkı meselâ
    kim olsa serpilen coşturuyor bizi
    imreniyoruz başkalarının mahvına.
    yağmur mahvoluyor çarparak
    kendini parçalıyor mâşukunun açılan kıvrımında
    yaprak dirimle irkiliyor nazlı ve mağrur
    silkiniyor vuran her damlayla.

    başkalarının aşkıyla başlıyor hayatımız
    bakıp başkasının başkayla kurduğu bağlantıya
    aşka dair diyoruz ilk anı bu olmalı
    ilk önce damarlarımızda duyduğumuz çağıltısını
    uzak iklimlerin
    kokusu gitmediğimiz şehirlerin önceden 
    bir baş dönmesiyle kabarıyor hafızamızda
    sonra ayrılıklar düşüne dalıyoruz:
    bize ait olan ne kadar uzakta!

    başkalarının aşkıyla başlıyor hayatımız
    başkalarının düşünceleriyle değil.
    "üstümde yıldızlı gök" demişti königsberg'li
    "içerimde ahlâk yasası".
    yasa mı? kimin için? neyi berkitir yasa?
    ister gözünü oğuştur, istersen tetiği çek
    idam mangasındasın içinde yasa varsa.
    girmem, girmedim mangalara
    yer etmedi adalet duygusu
    içimde benim
    çünkü ben
    ömrümce adle boyun eğdim.
    yıldızlı gökten bana soracak olursanız
    kösnüdüm ona karşı
    onu hep altımda istedim.

    başkalarının aşkıyla başlıyor hayatımız
    ve devam ediyor başkalarının hınçlarıyla
    düşmanı gösteriyorlar, ona saldırıyoruz
    siz gidin artık
    düşman dağıldı dedikleri anda
    anlaşılıyor 
    baştan beri bütün yenik düşenlerle 
    aynı kışlaktaymışız 
    incecik yas dumanı herkese ulaşıyor
    sevinç günlerine hürya doluştuğumuzda 
    tek başınayız.

    diyorum hepimizin bir gizli adı olsa gerek
    belki çocuk ve ihtiyar, belki kadın ve erkek
    hepimiz, herbirimiz gizli bir isimle adaşız
    yoksa şimdiye kadar hesapların tutması lâzımdı
    hayatımıza kendi adımızla başlardık 
    bilmediğimiz bir isim, hesaptaki bu açık
    belki dilimi çözer, aşkımı başlatırım
    aşk yazılmamış olsa bile adımın üzerine
    adımı aşkın üstüne kendim yazarım.

    ismet özel.
    ... dupeduzadam