1. 12457.
    Biliyorum,
    Benden çok uzaklardasın sevdiceğim,
    Aşılmaz mesafeler aramıza girdiler.
    Sessiz ve sensiz dünyamda var artık,
    Sadece odama sinmiş kokun, anılar,
    Seninle yaşanmış anlar, hatıralar.
    Canlandı o eski günler hayalimde.
    Dönüp bakınca yeniden maziye,
    Seninle beraber büyük tura çıktığımız,
    O muhteşem hayal adasında.
    ilk defa çekinerek,
    usulca tutarken elini,
    sım sıkı sıkmıştın avucumu,
    Bir daha hiç bırakma der gibi.
    Bostancı'dan bindiğimiz ada vapurunda,
    Saçların parlarken yaz güneşinden,
    Bir elinde darbuka, inletirken denizi,
    Hafiften çakır keyiftin,
    Yaslanmıştın omuzuma,
    Kör kütük sarhoş olmuştun sonra,
    Ben taşımıştım seni, iskeleye kadar,
    Seni seviyorum diye bağırırken,
    Utanarak elimle, kapatmıştım ağzını.
    Sonrasındaysa vapur da sarılarak,
    Bütün yol boyunca,
    Bırakmıştın kendini bana.
    Bir de şimdiye bak.
    Sen bilmiyorum nerelerde,
    Bense dönerek tam bir deliye,
    Bitmiş tükenmiş bir halde,
    Saçları sakalları biribirine karışmış,
    Bir köprünün altında ucuz şarap içerek,
    ölmeyi bekleyen berduşlar gibi,
    Belki bir umut çıkar gelirsin,
    Alır beni götürürsün diye dualar ederek,
    Bekliyorum sonumu,
    Bazen de tam tersine,
    Öylesine beddua ediyorum ki sana,
    Kötü bir kader gibi yazılmışsın bana.
    Nereden çıktın ki benim karşıma,
    Şu koskoca, yusyuvarlak dünyada.
    Hiç bir şeyin farkında değilsin belki ama,
    Gerçek katilim benim sensin aslında.
    Muhteşem bir gün, çok güzel bu gün.
    Zaten şarabım da bitti.
    Sana kavuşamadıktan sonra,
    Çok erken değil ölmek için bana.
    . . ismail oral. . .
    2 -2 ... kupune zararsiz keskin sirke
  2. 12458.
    Boşversene sen niye beklemeli
    Sıktı artık bu kent beni
    Çekip gitmeliyim hiç düşünmeden
    Bulmalıyım aradığım o yeri
    Şiirmiş, bilgelikmiş her neyse
    Ne varsa benden kalsın geride
    Kalsın o yalanlar, o yalan ilişkiler de
    Ve ölümler ki sevdanın ikiz doğurduğu
    Yetsin, taşımak istemiyorum hiçbirini yedeğimde
    Nerdesin ey benim hergün yeniden doğan oğlum
    Sevginin çoğul oğlu
    Senin ülkende yalnız bütün özlemler
    Bilirim yalnız orda, içtenlik, erinç, coşku
    Bayrağındaki bir tek çiçekli dalla
    Orda uçsuz bucaksız
    Olanca görkemiyle bir erguvan imparatorluğu.

    Öğrendim öğrenmesine, mutsuzluk da bir gelişmedir
    Tanımadığım kentler, yüzler, hiç mi hiç tanımadığım
    Oteller, genelevler, nar ağaçları
    Dar sokaklar, eğri büğrü kaldırımlar
    Satın alamadığım bir örtüye çeviren yalnızlığı
    Ve bir yağmur öncesinde belli belirsiz
    Üç beş çocuğun birbirini çağırdığı
    Sopasını düşürdüğü bir dilencinin
    Unutup gittiği sonra ses çıkarmadan
    Anlaşılmaz mırıltılarla yokuş aşağı
    iner gibi ben de
    Örgüsünden başını kaldıran bir kadının
    Gözlerinde
    Nasıl binlerce rengin içinden sıyrılırsa dünya
    Bulacağım elbette aradığım o yeri
    Yıllar yılı tuttuğum aklımda
    Hani salkımlar içinde bir ev vardı
    Eski bir gemici feneri asılıydı kapısında
    Duvarlarında uçan balıkların kurutulduğu
    Yıkılmışsa ne yaparım bilmem ki
    Eksilmiş gibi ağzımda bir dişim
    Yerini dilimle oynaya oynaya
    Dalar çıkarım elbet bambaşka sokaklara.

    Geçerim kuduğum hayallerin altından
    Bir gökkuşağının altından geçermiş gibi
    Budakları kalın ellerimi andıran
    Asmaların yanıbaşından
    Yüzümde bir garajın tutulmaz akşamıyla
    O geçimsiz akşamla
    Ve mutlaka kayalardan doğmuş olan
    Göğün mavi yapamadığı bir şahin
    Başımın üstünde tek başına.

    Kırmızı dallar, göğe uzanır çitler
    Yıldızları birbirinden ayıran
    Bilmez olur muyum hiç, mutluluk da bir gelişmedir
    Yaşarken olsun, ölümle olsun, sonu ayrılığa varan
    Ey gün batımı! benden duymuş olma bu yakınmayı
    Bir gül bana kendini kopardı verdi
    Daha dün akşam, daha dün akşam.

    Yürek bir kez görür, sonra hep gözler görür
    Ben onu yüreğimle görmüşüm anlaşılan
    Çözüldü artık o büyü, yanımda
    Sıcaklığı parmaklarımı acıtan bir haziran
    Üstelik çoktan buldum aradığım o yeri
    Tam yedi kez doğan güneşlerin altında
    Bir yitip bir yükselen sıradağların ardından.

    Yıkansam, yıkansam, hep o güneşlerle yıkansam
    Dişleri tenime geçse yaz rüzgarlarının
    izine pek rastlamasam
    Ama kalbini sert ve serin tutan bir denizciye
    Bunu bir daha sorsam
    Ne çıkar bir daha sorsam
    Sonra hiç konuşmasam, sonra hiç konuşmasam
    Ve bu yorgun, bu üzünçlü yüreği
    Benim değilmiş gibi, benim değilmiş gibi
    Kimse görmeden şöyle bir yol kenarına bıraksam.

    - Edip Cansever
    2 -2 ... lord marcus amoralist piyemses
  3. 12459.
    Gеl еy sеvgili istеrsеn yar ol gеl, istеrsеn yara,
    Nе gönlümün dеrdini sor bana,
    Nе sararan yüzümü sor,
    Ey gönlümün sol yarısı,
    Aklıma koydum sеni aklım almadı, Kalbimе koydum sеni sana doymadım,
    Arşımın aşkı yar,
    Aşk sandığın kadar dеğil yandığın kadar...
    1 ... kristalkadehh
  4. 12460.
    Herkesin gönlünü put sanıp da kıran bir ibrahim vardır.

    Asaf halet çelebi'den gelsin.

    ibrâhîm
    içimdeki putları devir
    elindeki baltayla
    kırılan putların yerine
    yenilerini koyan kim

    güneş buzdan evimi yıktı
    koca buzlar düştü
    putların boyunları kırıldı
    ibrâhîm
    güneşi evime sokan kim

    asma bahçelerinde dolaşan güzelleri
    buhtunnasır put yaptı
    ben ki zamansız bahçeleri kucakladım
    güzeller bende kaldı
    ibrâhîm
    gönlümü put sanıp da kıran kim?
    6 -1 ... icimdeolenbirivar
  5. 12461.
    https://youtu.be/RWaaqCd9WHk

    yanılmış bir kapıyım simsiyah
    kendi üstüme kapanıyorum
    seni paris’te kaybettim
    yanlış bir yerde arıyorum
    bozduğum her saat
    içimi büsbütün daraltıyor
    hiçbir mutluluğum kalmadı
    ne bıraktıysan harcadım
    inge bruckhart
    resimlerine bakamıyorum

    yanlış bir bulut çoğalıyor
    akşamları yanılmış içlerime
    ağzımda bozuk bir pil tadı
    o korku değil artık bu yaşadığım
    telefon zillerine dolaşarak
    bak ne ben leipzig’deyim
    ne de sen istanbul’da
    ne départ kahvesi’nde çay içiyoruz
    ne tiryaki köpek’te şarap

    seni görmeden öleceğim
    bir daha görmeden
    inge bruckhart
    zaten kaç yıldır yaşamıyorum

    hep yanıldık mı kim bilir
    inanmak gelmiyor içimden
    o yanlış tren bindiğimiz midir
    azala azala unutulduğumuz
    hani leipzig garı’nda biten
    yine yanlış mı yaşıyoruz
    karanlığımızı avuçlarımıza öksürerek
    sen bir kadın ıssızlığına koşulmuş
    yarıdan fazla mavi gözlü
    eylülden eylüle gülümseyen
    ben görünmez raylara düğümlü
    garlarda yankılanan bir erkek
    değerinden eksiğine bozulmuş

    ölüversek mi ne
    en büyük yanlışlığı benimseyerek
    gizli bir nem sinmemiş mi ellerine
    ya saçların fena halde sonbahar
    yanlışlar prensesi inge bruckhart
    yine marne üzerine kar yağıyor
    geceleyin bembeyaz ıhlamur ağaçları
    yanıldıkça lüzumsuzluğunu anlayıp
    insan yaşadığından utanıyor
    uykularımızda yalnızlık korkuları
    dışımızda en küstah yanlışlıklar
    içimizde en başka türlü ayıp

    attilâ ilhan
    1 ... kuna