bu konuda fikrin mi var? buraya entry ekle. üye ol
  1. 1.
    Bundan 6 yıl önce istanbul Gazi Mahallaesinde, Alevilerin uğrak yeri olan kahvehane ve dükkanlar karanlık güçler tarafından ağır silahlarla tarandı. Bir kez daha insanlar katledildi. Bu katliamlar,1980 öncesi senaryoların bir devamı idi. Değişen sadece figüranlardı, çünkü o dönemin figüranları kimisi Bürokrat, kimisi patron ve kimiside Parlementer olarak mükafatlandırıldılar ve oyunu değişik mahallerde farklı biçimde devam ettiriyorlar.12 Mart akşamı, Gazi mahallesine gelen katliamcılar Karakola 100 metre uzaklıkta bulunan Dostlar, Yavuz, Doğu isimli işyerlerini ve Cem Evini otomatik silahlarla taradılar. Ne ilginçtir ki, olayda kullanılan arabanın Küçükköyden gasp edildiğini tesbit eden polis karakolun yanında katliamı yapanları görmediler veya görmemezlikten geldiler. Katliam esnasında 67 yaşında, Alevi Dedesi olan Halil KAYA yaşamını kaybetti. Daha sonraki günlerde soy kırımına dönüşen olaylarda 28 canımız katledildi ve 200den fazla insanımız yaralandı.

    Gazi olayları iddia edildği gibi, sol güçlerin bir provaksiyonu ve kışkırtması olmadığı, aksine devlet güçlerinin, ırkcı ve gerici kesimlerin her fırsatta Alevilere yönelik planlı ve proğramlı saldırılarından birisidir. Gazi mahallesindeki olaylar rast gele değil, Ajan ve provaktörler, Polisler bilinçli ve planlı olarak gündeme getirmişlerdir. Bu tür yerler, alanlar, kitleler, mekanlar tesbit edilip, planların kimler ve hangi kurumlara uygulanacağı daha sonra meydana çıkan Andıç planıyla daha netlik kazandı. Alevilerin yoğun olarak yaşadığı, kendi inanç, felsefe ve kültürlerini yaşatmak için hızlı bir örgütlenme sürecinin başladığı bir dönemde, Gazi mahallesi özellikle hedef seçilmiştir. Toplumun inanç ve ibadet dünyasında önemli bir yeri olan Cem Evide dahil, Alevilere ait işyerleri hedef seçilmiştir. Bu saldırılrın asıl amacı toplumu Alevi-Sünni çatışması içerisine çekerek, halkı birbirine düşman ederek, Talan, Vurgun ve Çete düzeninin devamı isteniyordu ve aynı zamanda Alevi örgütlenmelerinin hızını kesmek, toplumun bir araya gelmesini engellemek, şiddetle insanlar sindirilmek isteniliyordu.1993 Sivas katliamı sonucu çoğalan Alevi dernekleri, uğradıkları haksızlığa, yoksulluğa, hakaretlere, faili meçhul cineyetlere, kirli savaşa ve çeteleşmeye karşı daha duyarlı hale geldiler ve hakları için mücadeleye yöneldiler. Zamanlama olarak, Alevilerin dernek ve Cem Evlerini kurarak haklarını aramak, seslerini duyurmak ve örgütlü bir toplum olma dönemine denk gelmesi saldırıların niyeti hakkında açıkca bilgi vermektedir. Gazi olayları tarihimizde üzücü olduğu kadar da öğretici olmuştur. Halkımız uğradıkları haksızlıklara karşı tepkilerini Gazi mahallesinde ve Ümraniyede barikatların gerisinde direnişleriyle ortaya koydular. Suskun toplum olmadıklarını kendileri için insan hakları, demokrasi, laiklik ve özgürlük için mücadele edeceklerinin mesajını verdiler. Bu haklarından vaz geçmeyeceklerini, kendileri ve haklarından mahrum edilenlerle birlikte mazlumun yanında yer alacaklarını yiğitce ortaya koydular. O dönemde Kürt Ulusal hareketi bahane edilerek Dersimde Alevi köyleri silah zoruyla boşaltıldı, köyler ve doğa havadan ve karadan bombalanarak talan ve tahrip edildi. Gazi halkı 12 Eylül sonrasının korku duvarlarını yıkarak, susmanın yok olmak olduğunu bilincine varıp haksızlığa başkaldırdı. Gazide kaldırılan barikatlar kafalarda düşünsel barikatlara dönüştü.

    Tarihsel olarak Mart ayları eğemen güçlerin toplumu ve toplumsal dinamikleri pasifiz etmek istediği dönemlerdir.12 Mart Muhtırası.30 Mart Mahir ÇAYAN ve arkadaşlarının imhası,24 Mart Savcı Doğan ÖZün öldürülmesi,16 Mart istanbul Üniversitesi Katliamı,7 Mart Gazeteci Çetin EMEÇin öldürülmesi,12 Mart Nevroz bayramının kana bulanması yaşandı ve 12 Mart Gazi Katliamı bu imhacı zihniyetin devamı olduğu bilinmektedir.

    Gazi katliamı devletin kontrolünde yapılan bir imha ve yıldırma hareketidir. Hayatını kaybeden tüm canların arkadan hatta tek kurşunla katledildikleri yapılan Otopsi Raporları ile kanıtlandı. insanlarımız, Gençlerimiz ve Genç Kızlarımız polis copları altında saçlarından sürüklenerek postallar altında ezildiğine ve coplar ve sopalarla düvülen bir genç kızımız öldü diye çöplüğe atıldığına bütün dünya şahit oldu.

    Devletin Emniyet gücü saydığı, kendi yetiştirdiği canilerin Gazide ortaya koyduğu vahşet, kamuoyunda Manisalı Gençler olarak bilinen gençlere uyguladığı insanlık dışı zulüm başta Aleviler olarak tüm emekçilere, ilerici ve demokrat insanlara yönelik davranışlardır. Katliam sanıklarının duruşmaları basından ve kamuoyundan kaçırılmakta ve Dava duruşmaları sürekli ilden ile değiştirilmektedir. En son Trabzonda yapılan duruşmada katledilenlerin yakınları ve duyarlı kitle örgütleri temsilcilerinin duruşmalara alınmaması için her türlü oyunlar tezgahlanmıştır. Otobüsler şehire alınmayarak yollarda adeta bu insanlarımıza işkence yapılmıştır.

    kaynak: http://www.zurich-alevi. ch
    20 -8 ... diyonsos
  2. 2.
    dış mihraklar, kirli eller vb. bir sürü yapay kurum-kuruluşun üstüne atılan ama olaya tarihsel olarak bakıldığında, türkiye de meydana gelmiş tüm katliamlara kışkırtmalara bakıldığında özünde bir kontrgerilla örgütlenesinin sebep olduğu nispi bir katliamdır. taranan kahvenin ardından birileri yine ortalığı karıştırmayı başarmış devletin ekmeğine yağ sürmüş ve sistemdeki çatırdamaları yine bir alevi-sünni çatışmasına indirgeyerek halkı uyutmayı başarmıştır.

    olaylar sonucunda isyan eden alevi kitlesini sakinleştiren! polis görevlisinin daha sonra susurlukda ortaya çıkması gibi bir sürü kirli bağ, kimin neyi ne şekilde idare ettiği yönettiğini açıkça ortaya koymaktadır.

    kitlelerin isyanına en müsait koşul onların inançlarıyla ilgili provakasyonlardır. ve türki de bu defalarca yapılmıştır. sivas, maraş, çorum vb. her seferinde de tutmuştur. ama aklı başında herkes biliyor ki temelde hedef alınan kişilerin grupların inançları değil topyekün ülke sınırları içerisinde bir kaos ortamı yaratmaktır. ve maalesef bunu isteyenler her seferinde başarmaktadır.

    bu gün gazi olaylarının yıl dönümlerinde devletin gazi de terör estirmesinin sebebide bundan kaynaklıdır. orada her fırsatta otobüs yakan geri zihniyet bir tarafa bırakılırsa örgütlenmiş olası olaylara karşı halkça ve haklıca tepki vermesini öğrenmiş bir kitle oluşması birlerinin hiç istemediği ama nihayetinde gazi olaylarının türkiye ye en iyi getirisi şeklinde ortaya çıkmıştır.
    10 ... kolibandı
  3. 3.
    1995 yılı Mart ayında istanbul'un Gaziosmanpaşa ilçesi'ne bağlı Gazi mahallesi'nde provokatif bir eylem sonucu başlayan ve şehrin diğer bölgelerine yayılan olayların adı.

    12 Mart 1995 günü akşam saatlerinde istanbul da Alevi vatandaşların çoğunlukta yaşadığı Gazi Mahallesi ndeki 3 kahvehane ve 1 işyeri aynı anda kimliği belirsiz kişilerce bir taksiden otomatik silahlarla açılan ateşle tarandı. Saldırılar sonucu Halil Kaya adlı bir vatandaş hayatını kaybederken, 5'i ağır 25 kişi yaralandı. Saldırganların olay yerinden uzaklaştıktan sonra gasp ettikleri taksinin şoförünü öldürdükleri ve taksiyi ateşe vererek kaçtıkları anlaşıldı. Olayların ardından çok sayıda Alevi vatandaş, Gazi Mahallesi'nde toplandı ,emniyet kuvvetlerinin olaya geç müdahale ettiklerini öne sürerek polis karakoluna yürüdü. Polisin grubu dağıtmak için havaya ateş açtığı sırada, serseri kurşunlarla Mehmet Gündüz adlı bir vatandaş hayatını kaybetti, birçok kişi de yaralandı.

    13 Mart günü polis karakoluna tekrar yürüyüşe geçen grup, çevik kuvvet ve özel timlerle desteklenen polisle çatıştı. Çatışmalar sonunda 15 kişi hayatını kaybederken,aralarında gazetecilerin de bulunduğu birçok kişi yaralandı. Aynı gün istanbul valiliği Gazi Mahallesi ile 2 mahallede daha sokağa çıkma yasağı ilan etti. Gazi mahallesi'ne giriş ve çıkışlar polis kontrolüne alındı. 14 Mart günü, Gazi Mahallesi'nde konan sokağa çıkma yasağına rağmen olayların bir türlü yatıştırılamaması üzerine bölgeye askeri birlikler sevk edildi. Gene aynı gün Gazi Mahallesi'nde çıkan olaylar nedeniyle Ankara Kızılay Meydanı'nda çıkan olaylarda 36 kişi yaralandı. 15 Mart'ta olaylar Ümraniye'ye sıçradı. Mustafa Kemal Mahallesi'nde çıkan olaylarda 5 kişinin ölmesi ve 20'den fazla kişinin yaralanması üzerine bu bölgede de sokağa çıkma yasağı ilan edildi. 16 Mart'ta istanbul Valisi Hayri Kozakçıoğlu olayların yatıştırıldığını söyleyerek bölgedeki sokağa çıkma yasağının kaldırıldığını açıkladı.

    Olaylardan sonra yapılan otopsi sonucu ölen 17 kişiden yedisinin polis mermisiyle hayatını kaybettiği belirlendi. Gaziosmanpaşa savcılığı'nın olayla ilgili fezlekesiyle Eyüp cumhuriyet başsavcılığı, 20 polis hakkında "müdafaa ve zaruret sınırını aşarak faili belli olmayacak şekilde adam öldürmek" iddiasıyla dava açtı. istanbul Eyüp Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Eyüp Ağır Ceza Mahkemesi ne açılan dava kamu güvenliğinin sağlanamayacağı gerekçesiyle Trabzon a gönderildi. 11 Eylül 1995'te Trabzon Ağır Ceza Mahkemesi'nde başlayan yargılama süreci, 5 yıl içinde 31 duruşma yapılarak 3 Mart 2000'de karara bağlandı. Yargılanan 20 polis memurundan Adem Albayrak 4 kişiyi öldürmekten 6 yıl 8 ay, Mehmet Gündoğan 2 kişiyi öldürmekten 3 yıl 9 ay hapse mahkûm edilirken,(cezalar ertelendi), diğer 18 sanık polisin ise beraatine karar verildi. Ancak Yargıtay Albayrak ve Gündoğdu hakkında verilen kararı haklarında adam öldürme ile ilgili net bir açıklığın olmadığı gerekçesiyle bozdu. Yargıtay, sanıkların TCK 49. maddesine göre yargılanmasını istedi. Bunun üzerine dava Trabzon Ağır Ceza Mahkemesi nde tekrar görünmeye başladı. Ancak aileler ve avukatlar Yargıtay kararı ile devletin bir kere daha kendini aklayacağı gerekçesiyle davadan çekildiklerini bildirdiler.Tekrar görülmeye başlanan dava üçüncü celsede karara bağlandı. Mahkeme heyeti Albayrak ve Gündoğdu ya toplam 4 yıl 32 ay hapis cezası verdi.

    Kararın 11 Temmuz 2002'de Yargıtay tarafından onanması üzerine yakınlarını kaybeden 22 kişi AiHM'ne (Avrupa insan Hakları Mahkemesi) başvurdu. Yargılama sonucunda mahkeme 27 Temmuz 2005'te açıklanan kararda Türkiye'nin Avrupa insan Hakları Sözleşmesi'nin 2. maddesinde düzenlenen, Yaşama hakkı ve 13. maddesinde düzenlenen, Milli makamlara başvuru yollarının kapatılması hükümlerine aykırı davrandığı sonucuna vardı.Mahkeme Gazi Mahallesi'nde hayatını kaybeden 12 kişi ile Ümraniye'de ölen 5 vatandaşın ailelerine tazminat ödenmesine karar verdi. Olaylarda yaşamını yitiren 17 kişi için ayrı ayrı 30 bin avro tazminat verilmesine hükmeden mahkeme, böylece Türkiye'yi toplam 510 bin avro tazminat ödemeye mahkûm etti.
    3 ... piri reis
  4. 4.
    --spoiler--
    Açığa çıktı ki; Hrant Dink katledilmeden önce, onun öldürüleceğine dair sayısız yazışma yapılmıştı devlet kurumları arasında. Bu konuda ortaya çıkan son belge, 28 Şubat tarihli Milliyet'te yayınlandı. Apaçık gelen saldırıya karşı devletin hiçbir kurumu "üstüne düşeni" yapmamıştı. Başka bir deyişle, "göz göre göre" katledilmişti Hrant Dink.
    Devletin kurumlarının "üstüne düşeni" yapmadığından sözederken, hukuksal açıdan geçerli ölçülere göre söylüyoruz bunu. Değilse, devlet kurumları, söylediğimizin tam tersine olarak, üstlerine düşeni, katliamları, cinayetleri engellemeyerek yapıyorlar belki de.
    "Göz göre göre" olması, faşist katliam ve cinayetlerin adeta ortak özelliğidir. Evet, her şey alenidir. Hiçbirinde soruşturmanın ve yargının "gittiği yere kadar gitmemesi" ve olayın "göz göre göre" örtbas edilmesi, onları aynılaştıran bir başka benzerliktir. Ve bir başka benzerlik, polisin, jandarmanın, sivil faşist örgütlenmelerin olayın şu veya bu aşamasında işin içinde olmalarıdır... Bu ortak özellikler, daha da sayılabilecek benzerlikler, onların "devlet politikaları içinde" gerçekleştirildiğinin de kanıtlarıdır.
    Mart ayı içinde yıldönümleri olan iki faşist katliamda, 16 Mart katliamında ve Gazi katliamında da aynı şey sözkonusudur. Onlarda da aynı Hrant Dink'in katledilmesinde gündeme gelen tartışmalar yapılmıştı.

    Devletin elini gizleyen
    "Yunan Parmağı"

    Polis, MiT kaynaklı haber ve yazılarıyla tanınan gazeteci Saygı Öztürk, yine aynı kaynaklardan aldığı bilgilerle Gazi'nin üzerinden yaklaşık 5 yıl geçtikten sonra, "Gazi olaylarıyla ilgili istihbarat 'hasıraltı' mı edildi?" başlıklı bir yazı yazmıştı. (14 Haziran 2000, Star)
    Yazının bir bölümünde şöyle bir diyalog geçmekteydi:
    "Dün üst düzey bir istihbarat yetkilisine 'Gazi olaylarını başlatan kahvehane kurşunlanması eylemi önceden öğrenilemedi mi?' diye sordum. Bu konunun üzerine gidilmesi gerektiğini belirtti. Gazi olaylarını kimin başlattığıyla ilgili istihbarata dair soruları bu kez o sordu:
    1- Devlette böyle bir istihbarat raporu mevcut muydu?
    2- Mevcut ise bu yönde ne gibi önlemler alınıp planlandı?"
    Belli ki böyle bir raporun olduğu ima ediliyor. Ve kimbilir oligarşi içi hangi hesaplarla yapılıyor bu. Ama bilinen şudur ki; 1 Mayıs katliamından Maraş katliamına, Uğur Mumcu'nun katledilmesinden Hrant Dink'in katledilmesine kadar kontr- gerilla saldırılarının tümünde, bu saldırıları doğrudan veya dolaylı haber veren raporlar geçmiştir kayıtlara. Bu tür raporlar, bir yanıyla raporu veren kurumların her ihtimale karşı kendilerini savunmalarına hizmet ederken, esas olarak da devletin daha sonra kendini aklamasına hizmet etmektedir.
    Öyle ya; eğer devlet yapmış olsa, devletin kurumları neden böyle raporlar hazırlasınlar ki?
    Dünyanın hemen hiçbir yerinde, devlet tepeden tırnağa homojen bir yapı şeklinde değildir, olması da hemen hemen imkansızdır. ikincisi oligarşi içi çelişkilerin, hatta emperyalistler arası çelişkilerin bir tezahürü olarak devletin çeşitli kurumları arasında da çelişkiler olması, bu kurumların birbirlerini sıkıştırmaya çalışmaları normaldir. Bunlar da gözönünde bulundurularak denilebilir ki, hangi demagojiye başvurulursa başvurulsun, bu tür raporların varlığı, devletin katliamlardaki suçunun bir kanıtıdır.
    Hrant Dink'in katledilmesinden sonra polis şeflerinin alelacele "arkasında örgüt yok, cinayeti millliyetçi duygularla işlemiş" demesi veya burjuva basındaki kontracı kalemşörlerin "diaspora da yaptırmış olabilir" türünden komplo teorilerini hatırlıyoruz değil mi? Bu aslında faşist cephenin suçluluk itiraflarıydı aynı zamanda.
    Gazi katliamında da iktidarın, polisin suçluluğu şuradan belliydi ki; daha kahvehaneleri kurşunlayanlar yakalanmamışken, daha ortada onların kimliğine ilişkin tek bir bilgi yokken; ertesi günkü gazetelerin kimisi, kahvehanelere saldırının "yasadışı sol örgütler tarafından" yapıldığını yazarken, kimisi "Yunan parmağı" başlıklarıyla çıktı, kimisi de "karanlık güçler" diyordu. Dönemin içişleri Bakanı Nahit Menteşe de, saldırıyı kimin yapmış olabileceği sorusuna "PKK de olabilir, iBDA-C veya Dev-Sol da olabilir. Tüm ihtimalleri değerlendiriyoruz" cevabını vermişti.
    Kullanılan kelimeler, kurulan cümleler farklı da olsa, aslında nasıl bir benzerlik ve ortaklık olduğu görülüyor. Ellerinde hiçbir kanıt, belge, bilgi, tanık yokken, olayı otomatikman devrimcilerin, solun veya "dış mihrak"ların üzerine yıkıyorlarsa, orada en güçlü ihtimal, saldırıyı kendilerinin yani devletin gerçekleştirmiş olduğudur.
    --spoiler--
    1 -2 ... lock
  5. 5.
    --spoiler--
    Ödüllendirilen katliamcılık
    terfi ettirilen kontrgerilla

    16 Mart 1978'de, istanbul Üniversitesi'nden çıkan öğrencilerin üzerine bomba atarak gerçekleştirilen katliam öncesinde de "Öğrencilere yönelik bir saldırı olacağı, hem de bir bombalama olacağı" yolunda istihbarat raporları vardı.
    Vardı ama bu "istihbarat"tan sonra polis tarafından yapılan tüm 'düzenlemeler" bombalamayı önlemek için değil, tam tersine, atılan bombanın "hedefine" ulaşması içindi.
    Daha önce hep üniversitenin arka ve yan kapılarından çıkan öğrenciler, o gün, polis tarafından ön kapıdan çıkmaya zorlandılar. Saldırı ön kapıdan çıkışta gerçekleştirilecekti çünkü. Her zaman okula toplu olarak gelip giden devrimci kitlenin etrafına kurulan polis barikatı da o gün kaldırılmıştı.
    Saldırıdan önce dönemin Toplum Polisi Müdür Vekili Murat Nabioğlu, istanbul Üniversitesi önünde görevli polislere "Yanlışlıkla ortalarda dolaşmayın" diyordu.
    Saldırının ardından ise, saldırganların peşinden koşan polisler, yine bir başka polis yetkilisi tarafından durduruluyordu. Saldırganların takip edilmemesi emrini veren komiser, daha sonraları yükselecek ve adı daha çok duyulacak. Adı, Reşat Altay'dı. Hani şu Ogün Samastlar'ın yetiştirildiği Trabzon'un son Emniyet Müdürü...
    16 Mart katliamının ardından burjuva basın, iktidar sözcüleri, polis şefleri "anarşi-terör" yaygarasıyla doldurdular ortalığı. "Sağ-sol" çatışması deyip geçtiler. Yıllar sonra açığı çıktı ki, fail devlet idi.
    Patlayıcıları emekli komando yüzbaşı Mehmet Ali Çevikel sağlamış ve Ülkü Ocakları yöneticilerinden Abdullah Çatlı istanbul'a getirmişti. Ülkü Ocakları'ndan Zülfikar isot ve Latif Aktı, polis memuru Mustafa Doğan ve Sıddık Sıtkı Polat ise, bombaları atıp kurşun sıkanlardı.
    Saldırının gerçekleştiriliş biçimini gözünüzün önünde canlandırın; katliamcılar, yakalanma riski olmadan geliyor, saldırıyı gerçekleştiriyor ve polis korumasında uzaklaşıyorlar... Aynı Gazi'de olduğu gibi... Gazi'de de saldırganlar, adeta bir polis aracının eskortluğunda terkettiler semti. Polis aracıyla saldırganların içinde olduğu taksinin peşpeşe gittiğine dair tanıklar vardı. Fakat bu olayın açıklığa kavuşturulması için göstermelik bir soruşturma bile yapılmadı.
    16 Mart katliamı davasında polis memuru Yahya Gergin, kendilerine "geri dönün" emrini Reşat Altay'ın verdiğini söyledi. Ama Reşat Altay, bırakın hakkında soruşturma açılmasını; terfi ettirildi.
    Gazi katliamı sırasında Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar'dı. istanbul Valisi Hayri Kozakçıoğlu, istanbul Emniyet Müdürü ise Necdet Menzir'di. Görünür sorumlulukları açısından her üçü de, hem saldırıyı önleyememiş, hem olaya "müdahale ettikten sonra", 18 kişinin ölümüne yolaçmışlardı. Yani bir "yönetici" olarak açıkça "başarısız"dılar. Ama oligarşi öyle değerlendirmedi. Üçü de bu görevlerinin ardından milletvekilliğiyle ödüllendirildiler! Demek ki; onlar oligarşiye göre oldukça "başarılı" işler yapmışlardı ve Gazi halkını katletmeleri de onların "başarı!" hanesindeki en önemli operasyonlardandı.
    Gazi'nin en özgün yanlarından biri de "olayların", esas olarak devletin polis ve askerinin müdahalesinden sonra büyümüş olmasıdır.
    Şöyle de izah edilebilir;
    Ölüm mangaları beş işyerini tarayarak kontrgerillanın planını uygulamışlardı. Ama "zaiyat" çok azdı ve üstelik bu saldırı Gazi'de korku, telaş, panik yaratmak yerine, bir ayaklanmayı ateşlemişti... Öyleyse saldırı devam ettirilmeli, korkuyu Gazi sokaklarına hakim kılıncaya kadar öldürmeye devam edilmeliydi.
    Evet, nihayetinde kimliği hâlâ tespit edilememiş olan o malum "karanlık güçler"in saldırısında sadece bir ölü vardı. Devletin "olaya müdahalesi"nin sonucunda ise, ölü sayısı 12'ye ulaşacak; Gazi'nin caddeleri açık işkencehaneye dönüştürülecek, yüzlerce insan yaralanacaktı. Kahvehanelere saldırı "karanlıkta" yapılmıştı, ama 12 Gazili'nin katledildiği katliam açıkta, hükümetin, polis ve askeri yetkililerin gözlerinin önünde gerçekleşmişti. Ve herşey bu kadar açık olduğu içindir ki, "Gazi Davası", siyasi sorumluları, bürokratik sorumluları YARGILAMAMA davası olarak sürdü yıllarca. Saldırının başlangıcını oluşturan kahvehanelerin taranması hiçbir zaman açığa kavuşturulamadığı gibi, saldırının devamında, ellerinde uzun namlulu silahlarla objektiflerin önünde halkı katledenler de "tespit edilemedi" ve yargılanmadı.
    16 Mart'tan Gazi'ye, kitle katliamlarından aydınlara yönelen cinayetlere kadar tüm bu kontrgerilla operasyonlarının gelişiminin ve faillerin benzerliği, kontrgerilla politikalarının kesintisizliğinin bir ifadesidir... Olayların "sonrası"ndaki iktidarın, devlet yetkililerinin açıklamalarından, olaylarla ilgili açılan davalara kadar benzerlikler de, bunların devlet politikası çerçevesinde gerçekleştiğini gösteriyor. Ve zaten böyle olduğu için ülkemizde adalet için mücadele, devlete karşı mücadeleye dönüşüyor.
    --spoiler--
    2 -1 ... lock
  6. 6.
    sonucunda her yıl 12 mart ta , gazi mahallesinde ölenlerin anısına anma yapılan olaylar.. gazi esnafı kepenklerini indirerek , gazi halkı evlerden protestolara katılır. mahallede bir yürüyüşün ardından mezarlıkta anma sonlanır.

    12 mart ta hiçbir yerden gazi mahallesi otobüsü kalkmaz.. ya da saatleri değiştirilir. gitmek için başka yollar bulunur!
    3 ... a la folie
  7. 7.
    bu gün olayların yıl dönümü olmasından mütevvellit, gazi mahallesine otobüs seferleri dün itibariyle geçici bir süreliğine kalkmış bulunmakta. ayrıca mahallede her yerde miting ilanları asılmaktaydı dün. *
    1 ... corpsebride
  8. 8.
    12 mart 1995, taranan üç kahvehane, bir iş yeri ve ölen insanlar...gazi halkının, yapılan bu zulme karşı en demokratik hakları olan kitlesel tepkisini göstermesi ve bu duruma karşı kolluk kuvvetlerinin[!] ateş açarak cevap vermesi... ve atılan her taş için bedenine bir kurşun yemek ya da bayan/erkek, çoluk/çocuk, yaşlı/genç farketmeden başına yüzlerce cop darbesi vurularak sürüklenip bir kenara atılmak... Daha da kötüsü "katilleri", "işkencecileri" cezalandırmak yerine ödüllendirmek... bu yapılanlar devletin bu ülkede kimin için[!] var olduğunu ve adaletin kimler için[!] işletildiğini sorgulatmaz mı insana? Gazi olayları yaşanalı on iki yıl oldu ve katilleri geçen bu on iki yıllık süre içerisinde özgürce aramızda dolaşabiliyorken evlatlarını, annelerini, babalarını ve eşlerini kaybedenler bu haksızlığın bitmesini dileyerek on iki yılın her günü acı çekerek yaşadı/yaşatıldı.
    2 ... vend avesta
  9. 9.
    ergenekon iddianamesi nde arkasında veli küçük olduğu iddia edilmektedir.
    -1 ... imhotep
  10. 10.
    çelik harekatı'nı önlemek ve türkiye'ye göz dağı vermek amacıyla abd destekli derin devlet tarafından desteklenerek tezgahlanmış saldırılardır.

    not : ergenekon falan değil, fethullahçı gladyo.
    4 -3 ... kizkaciran damat