1. 1.
    gün bir kez daha kayboluyor gökyüzünde. yerini akşamın parıltılı yıldızlarına bırakırken göz kırpıyor sulara..
    göğü kızıl bulutlar kaplamış. ufka doğru giderken incelen ve kararan; uzaklarda bir yerlerde bizim gibi kaybolmuş ruhların seyri sefası olmuş durumdalar. tahayyüller ardı ardına geliyor, insan gün batımının yarattığı bu imgesel boşlukta hayallerinin peşinde kayboluyor; ruhu sıkılmış ve hayata baktığı pencerenin perdelerini bir süre çekmiş..
    belki de insan olmak bazen umudunu kaybetmekle başlıyordu. elinde, benliğini oluşturan her unsur ile tek başına kaldıktan sonra akıyordu hayatı. sinsi bir yılanın zehrini tadıyor, inceden gökyüzünde kaybolan güneşe gitmemesi için yalvarıyordu.

    bir zamanlar hayal etmek ne kadar da kolaydı diye düşünüyordu. çocukken ne kadar kuru ve sertti yürüdüğümüz bu yollar.. şimdi ise çamur dolu ve insanı içine çeken vahşi bir bataklık gibi.
    her gülün dikeni vardı diye hayallerinden vazgeçen insanlara bakıyorduk ve gülüyorduk uzaktan onlara; ne kadar kolay vazgeçtiler ve ne kadar da kolay aldandılar bu hayatın seyrine diye. ama şu çok açıktı ki, bizler de
    ulaşamayacağımız hülyaların ardına takılıp kendimizi kaybetmiştik. yollarda bir toz zerresi kadar umudumuz kalmamıştı ve sürüklenmiştik sağa sola. olduğumuz kişiyi görmezden gelip, dış dünyanın gerçeklerine gözlerimizi kapatmıştık.
    hayatı yaşamak ne demekti acaba? kimler başarırdı bunu? meylerin peşinde sarhoş bir şekilde gezen divane mi tadardı bu hayatı yoksa ilim ardında gezen bir alim mi çözerdi tüm sırları.. belki de en güzeli yok saymaktı tüm anlamı ve yaşayarak öğrenmekti tüm hataları.

    güneşe son kez bakıyordum artık. kızıl bulutlar sarmıştı gökyüzünü. ufka doğru uzanan ince çizgide uçan kuşlar haber veriyordu akşamın kutlu gelişini. bizler ise kayboluyorduk bu vaktin hayallerinde..
    hayat, ruhumuzu sıkarken bir yandan da şefkatlice okşuyordu saçlarımızı.
    1 -1 ... bay polar