bu konuda fikrin mi var? buraya entry ekle. üye ol
  1. 2970.
    Memleket isterim
    Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun;
    Kuşların çiçeklerin diyarı olsun.

    Memleket isterim
    Ne başta dert, ne gönülde hasret olsun;
    Kardeş kavgasına bir nihayet olsun.

    Memleket isterim
    Ne zengin fakir, ne sen ben farkı olsun;
    Kış günü herkesin evi barkı olsun.

    Memleket isterim
    Yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun;
    Olursa bir şikâyet ölümden olsun.

    Cahit Sıtkı TARANCI
    7 ... bedreddin
  2. 2971.
    taş sektirmece diyorum gülüm, suyun üstünde
    nasıl da sekiyor sekiyor ama yine gömülüyor demli suyun kalbine
    beni sevmiyor musun, içinde mi öldüm?
    boşver...
    benimde dolabımda bir sürü iskelet var hatta birisinin elbisesi bile giyinik.
    o çok sevdiğimiz filmin son karesi yaklaşıyor hadi çık, çekirdek çitleyelim.
    yol uzanıyor önümde yol...
    sonunda sen yoksun!
    sisten mi desem, değil.
    hayır, hayır sen yoksun.
    bak bulutlar ağlıyor, sen gülüyorsun dünya bir kaç saniyeliğine duruyor.
    ihtiyarın düşmesi gibi trabzandan,
    yüzümün çarpması gibi kapıya
    hem de gülen yüzümün,
    şansızım işte şanssız.
    inanmiyor musun? iskanbil oynayalım, barbut atalım olmadı rulet.
    dur bir dakika
    ben zaten ölüyüm, sen farzet hiç doğmadım.
    bak, bir salıncak çocuğa gülümsüyor.
    anne endişeli, baba düşünceli, insanlar yorgun, hayat durgun...
    var oluşun panaroması.
    Allahu Ekber dağlarında devrim olmuş,
    tabi canım illa insan mı gerekli? elimden tut göstereyim.
    tut ki bayrama bir gün kalsın,
    tut ki ayrılık tatil olmuş.
    sarma saralım,
    ellerin sarma, ellerin dolma, gözlerim dolma
    hayır ağlamıyorum.
    sen dulavra ve karahindiba'dan bile daha narinsin
    diğer kızlar pos, pis birer limonata.
    Nispeten batan güneş,
    sokaklara doğarmış.
    başı eğik memur içgüveysinden hallice.
    hava serince,
    Ankara soğuyor...
    ben negro yiyorum
    tüm zenciler ölüyor.
    kalemi bırakıyorum sen gidiyorsun.
    son bir öpücük versene.

    -f.a
    2 ... kahvekokuluadam
  3. 2972.
    beni bir titreyişle an
    sana ben kalbimin terini verdim
    ruhumun titremelerini
    gözlerinin ışığı benimdir
    saçlarının rüzgarı benim
    adın aya yazılmış şiirdir
    uzayıp giden yollardır sözlerin
    gözlerin..ahh gözlerin
    şarkılarda kalan son çaredir
    beni bir bakışla an
    aşk dağa yürüdü şimdi
    kokun kaldı bir...
    2 ... cartoon pierre
  4. 2973.
    Moda qabon ketidan o'nlab qabon ergashar
    Moda sherning ketidan tanho bitta narra sher

    -Emir Hüsrev-i Dihlevî

    Dişi domuz giderken onlarca domuz olur arkasında.
    Dişi arslan giderken sadece bir erkek arslan.
    ... jiesheshuai
  5. 2974.
    Sanki bir akvaryumun içinde,
    Yapayalnız kaldım da ben 

    Yanımda başka akvaryumlar ve 

    içinde başka birileri...

    Doğrusu müthişti bu,
    denizin icat ettiği bir mezarlık gibiydik.
    ... gecenin ikisi ve yildizlar
  6. 2975.
    bir gün anlaycaksınız,
    emekli olmak için bulmaca çözmenin gerek koşul olmadığını.
    yürürken kaldırım taşlarını sayanların mutsuz olanlar değil,
    umutsuz olanlar da olabileceğini.
    ve bir gülü koparmanın,
    sevmekten en az beş kilometre uzakta olduğunu.
    gökyüzünde deveran eden bulutları anlatmak isterdim sana.
    ama yağmur sevdiğin kadar ıslanmayı seviyor musun bilmem.
    büyük şehirlerde nasıl büyük kaybolduğumu anlatmak isterdim sana.
    sokakların düğüm olup nasıl boğazımda düğümlendiğini.
    aynı yüzlerin aynı yüz olup yüzüme aynı yüzle baktıklarını,
    nasıl düştüğümü ve nasıl düştüğüme gülemediğimi...
    çaya neden şeker atmadğımı da söylemek istiyorum elbette.
    müzik listen de hiç şiir var mı?
    yanık yerlerimin nasıl yandığını merak ediyorsun.
    ateşin var mı?
    duman elbiseye değil ruha siner.
    yüzden karadır ruhum
    kara sayfalar yazarım.
    takıldığınız şeyler neden takma duruyor?
    zerafeti yansıtmıyor görenlerin gözünde.
    treni kaçırmayayım derken baştan aşağı dolanan sizi tepeden tırnağa saran intisar.
    peki yapmam deyip tam ortasına düştünüz mü?
    gittikçe derinleşen yanlışlarınız, hatalarınız...
    anlatmak isterdim,
    harabeler arasında kalmış bir kırık düş benim ruhum,
    insanlar arasına sıkışmış güldürmeyen bir şaka.
    gözyaşlarımı durdurmaya mani olamadı biralarım.
    nisan yağmurları altında ıslanmaktan,
    çöl sıcağından kavrulmaktan kaçıramadım ben ruhumu.
    yenilecek şeyler tabaklarda değil, uzaklardaymış meğer...
    bu yüzden uzaklara bakarmış uçup giden bir şeyleri arar gibi gözlerim.
    esrik duran bedenim gelmeyecek şeylerin hayaliyle suskun,
    ruhum bu yüzden geleceğe küskün.
    gökyüzüyle meşk eder durur,
    o öyle bir gökyüzü ki hiç bir uçurtmayı asamazsınız ona!
    ben asamadım şahsen...
    ne direği, ne askısı vardır.
    anlatmak isterdim...
    sevdiğim bir isim geldi aklıma, söylediğim şarkıyı unuttum.
    bir şeyler yuvarlandı göğsümden ayaklarıma, koştum...tutamadım.
    yıllar sonra ölü bulundu ruhum
    anlatmak isterdim,
    meğer oyun oynamış dünya benimle
    çakıl bir gece vakti bu yüzden kırılmış.
    duyduğum rüzgar çok uzaktan bir ıslık,
    gördüğüm ağaçlar tahta kılıçlı bir asker olmuş.
    bir kaldırımın koynunda oturup kalmışım
    gitmek isteyip de gidememeklere düşeyazmışım.
    yol kenarında ki papatyalar solmuş
    yol kenarında papatyalar yokmuş!
    anlatmak isterdim...anlatmak isterdim kendimi
    tutkuya bulanmış,
    büsbütün bulanmış, bulandırılmış ruhumu.
    fakat;
    bir bedene, bir et yığınına bakıyorsunuz
    belli ki ruhu görecek incelikten ve bakabilecek bir görüşten yoksunsunuz.
    ama anlayacaksınız!
    bilirsiz bir vakitte kaybolduğumu
    ve çok uzaklarda yitik bir şair olduğumu.

    -f.a
    4 -1 ... kahvekokuluadam
  7. 2976.
    Şöyle bir ölüm bırak
    Şöylece yaşamaktan bahset
    Güzel günlerden
    Al yanaklı kız çocuklarından
    Saçları lavanta kokanlardan bahset
    Çayına kaç şeker attığından
    Yemeğin tuzundan bahset
    Hayallerini dök bana
    içinde kalmışlardan bahset
    Anneni nasıl sevdiğinden
    Babanı nasıl özlediğinden bahset
    Ölümü şöyle bir kenara bırak
    Bana öyle yaşamaktan bahset.
    3 ... soylemebilmesinler
  8. 2977.
    biliyorsun.
    hala birine aşık olabilirim.
    sana hiç benzemeyen çocuklarım olur…
    adının hiç anılmadığı bir hayat kurarım.
    hayalimdeki yüzünü eskitir zaman…
    biliyorsun.
    herkes bir yolunu bulup tamamlanır aslında.
    herkes unutur.
    annenin cüzdanından çaldığın paralar gibidir bazı şeyler.
    belli oluncaya kadar devam edilir.
    biliyorsun.
    belli oldun!
    biliyorsun.
    unutabilirim.
    zaten ben kimleri unuttum.
    onlardan biri olur, hayatımın en kullanılmayan yerine kaldırılır suretin.
    tozlanırsın.
    üzerin örtülür…

    biliyorsun.
    seni sevdim!
    bir gün kör kalsaydın da severdim.
    ellerin olmasaydı mesela.
    ellerin olmasaydı, sen bile kendini sevmezdin oysa…

    biliyorsun.
    kimsenin tek bir seçeneği yok bu hayatta.
    hala bana seni unutturacak insanlar tanıyabilirim.
    başka bir ses kazınır kulaklarıma.
    biliyorsun herkesin kendini kurtaracak bir bahanesi vardır aslında…

    oysa;
    ölene kadar seni sevebilirdim.
    eğer biraz yardım etseydin bana!
    1 ... morbaget
  9. 2978.
    en zoru cumartesi sabahlarıdır bilir misiniz?
    noktalama işaretleri bile soğuktur soğuktur soğuktur
    kahvaltı telaşına kaptırıp kaptırmamakla kendimi
    gülümseyip gülümsememek arasında kendimi
    hadi uzatayım birazdan sultanahmet fetişizmine kendimi
    arasında darmadağın kalmışlığımdan yıllardır bilirim
    kalp ağrılarımdan bana kalan sabahlardan bilirim
    la bohem hayatların mirasından bilirim
    ne ağzımda acı tadı kahvenin ne penceremde güneş takvimleri
    sanki mikalengelo "kalk ve yürü!" dedi musa heykeline
    ondan bilirim
    inandığım yanlışlardan inanmadığım doğrulardan bilirim
    ilktir sabah sabah bir şiirin beni iğfal etmesi
    sıkışmış bir insanlıktan
    çatlayan kemiklerden bilirim

    çok daha kötü günler göreceğiz değil mi tanrım?
    ikimizde gökyüzü kararacak vebaya yakalanacağız
    kemirilmiş dişlerimizle bir kadının hayatını kıskanmaktan
    kalacağız sokaklarda değil mi?
    bayan makedonya beni sevmeyecek ama anlayacak
    bu bana korkunç yetecek değil mi tanrım?
    ve ben yine ceketimi seyredeceğim
    güzel ve uysal
    tıpkı kaybettikten sonra başlayan oyunların adı gibi bir ceket
    ceket ki erkeği erkek hani kadını da sevgili yapardı
    o ceket ikimize bir yürüyüş verirdi
    korunsun diyeydi göz bebeklerimiz kalabalıklardan kabalıklardan
    tahta köprülere lanet yağdırmasaydık keşke tanrım
    keşke orphaned land dinlemeseydik destursuz
    ben göndermeseydim abdülhak şinasi hisar'ın ses kayıtlarını selim ileri'ye
    endülüs'te raks'ı bu kadar kötü okumasaydı ahmed agâh
    ki asıl adıyla okumuş yahya kemal şiirini
    telaffuzu türkçeye göç edememiş bir sürgün gibi
    süleymaniye camii'nin içinde aklıma gelseydi
    kulun yükünü nimetten saydığı
    affet
    yanlış döndüm kubbenin altından

    boynuma küfürler saplanıyordu
    küçük küfürler ucuz küfürler öfkeye dar gelecek yavan küfürler
    insanı yere basmaktan utandıran bir hali vardı çünkü dünyanın
    bütün orospu çocuklarının işgüzarlığına dönüyor gibiydi
    "hiçbir şey espri değildir" deyişi sabri'nin
    "insanlar yalan söyler" demesi bir başkasının
    nasıl da yerini buluyordu
    "oğlum biz kızları canavarlardan kurtarmaya çıkmıştık
    ama onlar canavarlara âşıkmış" diyordum
    metin'le sırt sırta kelimeler boyu konuşuyorduk
    öfkeli değilsek bile öfkeli olmalıyız kararlılığı bu
    sussak da olur ama konuşmalıyız çırpınışları bu
    her cümlenin sonunda aynı tanrı kapısı
    aynı seferberlik telaşıydı

    dünyanın bütün yanlışlarını yaşamak mesela
    "parası olan herkes yakışıklıdır"
    paradan bahsetmem şiirlerimde demek ki vakti gelmiş
    demek ki ölçüsüz bir bilgelik ağartmış sakalımı
    yüzümde o yakışıklı ölüm aklığı da ondanmış
    "tanışmadığım kimselerle tanışmam!"
    hani müslümandık?
    hani aşkta dahi aranan aşktık?
    o kokuşmuş insan oluşların çiğ günlerine boğmuşlar
    kaybolan şiirimi
    kalbimdeki titremeyi
    geceye tüy gibi düşen sessizliğimi

    kahverengi bir hırkam olsaydı daha çok severdim kendimi
    kahverengi bir hırkam olsaydı vakur dururdum karşımda
    daha nazik sıfatlarla bakabilirdim onlara
    onlar
    çarşıdan dönenler parklara çıkanlar hafta sonu işçileri
    yorulmadan dinlenenler çekirdek çitleyenler çocuk yapanlar
    pazarlık yapanlar tutumlu olmak için geceleri uyuyanlar
    sevinçle otobüse binenler ömür boyu ölüp duranlar
    yok benim kahverengi hırkam ve sakin değilim
    hayır şair de değilim
    estetik bir öfkenin peşindeyim ben
    biraz da adil bir öfkenin
    yankısı geri dönen öfkenin
    oysa düşmanlarımın suskunluğundan
    ağrılar saplanıyordu hırçınlığıma

    aç acına sigaralar içtiğim akşamların hepsinde
    masa örtüsünde küller tanrıların göz bebekleri
    kendimi sıkıca tuttuğum cuma akşamları kadar aklımla
    savurdum benden öte ne kaldıysa yadımda
    neyse beni benden eden beni ben eden
    neyse defterleri kırış kırış yalnızlıklarla eş tutan
    bunlar dedim kanıma kül dökmeye gelmiş teklifsiz bakirelerdir
    bunlar ekmeğimizin arabı suyumuzun kem rengi
    ellerimizin tüm pisliğini sildiğimiz bunlardır
    hem bizim ellerimiz karmakarışıktır bahar bilmez
    sevgilisi biziz puslu yamaçları kesen sisin
    biziz kışta ölüm şiirleri yazda toprağı örse çağıran hamlık
    biz onu yanmış cesetlere gül suyu dökerken gördük
    o ki sendeleyen çocuklar ölüm olurken düşte mecruh
    o ki zebundur ağrılarını adadığı adaklar fiyasko
    o bizi şuurun ters aynalarında taşa tuttu
    öldüyse de kalbinin yakınlarında öldü

    bir çift makas gibi sözlerimi keserken yokluk
    topuklarında ezilen kaldırımların geceye düşürdüğü şiir
    vesaire vesaire vesaire vesaire
    yalanlarını omzuma levha yaptıkça yaşamak
    başıboş yürüyüşlerden dokunan kader kumaşı
    vesaire vesaire vesaire vesaire
    kendime inanırken yükte hafif pahada ağır
    sarsılırken dilimi yakan pervasız tebessümler
    vesaire vesaire vesaire vesaire
    bir çift tabanca gibi boşluğu tararken gözlerim
    aşk esnafına müşteri mi etmiştim kendimi?

    "vayomer elohim yehi or vayehi or"
    ve sen öpüp bir nar bıraktın avuçlarıma
    ve sen ne güzel sustun ben ayakkabılarını bağladığını düşündüm
    sen nasıl sustun öyle yan yana ama birbirine karışmayan denizler
    ben eski türkçe sularla akarken
    sen sanki farsça sustun ibranice ve sanskritçe
    biz seni yenilirken sevdik diyen ayetlerle doluyken bağrım
    ve yetmedi mücrim soluğum
    denizlerini kımıldatmaya
    ve bütün uykularından uyanmış çocuklar
    nasıl bakarsa annelerine
    ve nasıl yeşerirse intihara çiçekler

    süleyman unutmaz
    9 -2 ... kahraman arketipi
  10. 2979.
    Seni düşünmek güzelim;
    Zamansız bir ritüel, damlardan sarkan bir sarkık
    Ne zaman düşeceği bilinmeyen...
    Bir basit eşitsizlik,
    içinde türlü türlü bilinmeyen.
    Issız coğrafyalara bir damla su,
    Islanmış yanağıma Yusufeli,
    Kurumuş dudağıma sütlü kahve
    Seninle çay içmek düşüncelerin şenliği;
    Balkondan atlayan duygular,
    20 gram çikolata,
    Çokça umut...
    Seninle göz göze gelmek;
    Yüksek gerilim hattı,
    Çok miktarca cenaze siyahi,
    Bir miktar kalp spazmı,
    20 gram çikolata,
    Kaybolan 100 liram...
    Ve ayrıca gözlerin,
    Bir tereddüt saati veyahut bir kadeh şarap.
    Sen güzelim sen;
    Bir kavanoz nutella,
    Ankara havası,
    Kayrolamın demiri,
    Bolca mavi yada çok uzaklara giden bir kedi.
    Ben;
    Ucu çamur olmuş ayakkabılar,
    Tam ortasından duş kırığı,
    Yangın yeri düşünceler,
    Odanın tavanı
    Çokça hüzünlü şarkı.
    Gözlerine mühürlenmiş bir kurt adam...
    Seni unutmak güzelim;
    Daha az gökyüzü,
    Artık yürürken basmadığım su birikintisi,
    Tükenen aşk flimleriyle birlikte tükenen hayaller,
    Artan rüyalarım,
    20 gram çikolata,
    ister istemez dert,
    Park içinde kamelya,
    Bir çift pembe panjur ve pembe hayaller...
    Ben seni hep saçma sapan sevmişim
    Kendine iyi bak,
    Musluk çalındı ama su akar yatağımı unutur...

    -f.a
    2 ... kahvekokuluadam