1. 1.
    Rahmetli oktay sinanoğlu hocayı tanımak hayatını okuyup mücadelesini anlamak, şuan içinde yaşadığımız türkiyede yaşanan kavgaların ve görüş ayrılıklarının sona ermesi ve milli birlik ve bütünlüğümüz için ve türkiyenin parlak geleceği için ne derece zaruri ve elzem olduğu gerçeğini bir kez daha gözler önüne sermiştir.

    parlak ve aydınlık bir dehaydı, rahmetler üzerine olsun. alttaki derleme sanki davasını özetliyor;

    --spoiler--

    oktay sinanoğlu için ‘devşirilemeyen türk’ tabirini ilk kullanan attila ilhan’dır.

    cemil meriç, pozitivizm’den sosyalizm’e zorunlu gidişi görenlerdendir: “sosyalizm, tanzimat’la başlayan batılılaşmanın en tabii sonucu değil mi? imanını kaybeden, tarihten koparılan genç nesiller için son kurtuluştu sosyalizm.”

    erol güngör de, pozitivist inkılapçılık geleneği içinde yetişenler için, sosyalizm’den başka açık kapı kalmadığını işaret eder.

    yukarıda söylediğim gibi sinanoğlu ve kuşağının sosyalizm üzerinden kozmopolitizm ile bütünleşmesi tasarlanmıştı.

    ancak sinanoğlu’nun türkiye, abd ve japonya’da yaşadığı kişisel tecrübeler daha ‘keskin gözlemler’ yapmasını sağladı.

    sinanoğlu, batı’da yetişmesine rağmen anti-batıcı bir eksene oturdu.

    dindarlar, laikler ve milliyetçiler arasında bir aklı selim köprüsü kurmaya çalıştı. 28 şubat 1997 sürecinden sonra kendince bir inşa faaliyetine girişti.

    sinanoğlu, paralel yapı’nın sağ’ı devlet’le çatıştırma stratejisine karşı çıktı. türkiye için kurgulanan dindarlık-laiklik çatışmasının türkiye’yi küresel rekabetin dışında bırakacağına inanıyordu.

    bu süreçte sinanoğlu’na sağ’ın kapıları bir bir kapandı. ak parti medyası ve kurumları paralel yapı’nın oyununa gelerek sinanoğlu’nu yalnızlaştırdı. mhp’nin oktay sinanoğlu’nu içselleştirebilecek bir kültür sanat faaliyeti zaten yok. giderek yalnızlaşan sinanoğlu sadece perinçek’in aydınlık dergisi sayfalarında yer bulabildi.

    çemberin daraldığını gören sinanoğlu, ‘ergenekoncu’ suçlamasından kurtulmak için yeniden abd’ye yale üniversitesi’ne dönmek zorunda kaldı. bu bir nevi kaçıştı ama başka çaresi yoktu. burada dursaydı kuddusi özkır’a döndürülecekti.

    batı ile çatışarak ne kimliğimizi ne de devletimizi koruma şansımız var.

    batı ile çatışmadan da kendimiz kalmanın yolunu bulmak zorundayız.

    oktay sinanoğlu’nun belirttiği gibi bugün de türkiye kendi iç çatışmalarıyla vakit kaybediyor.

    sinanoğlu’nun öngörüleri hala canlılığını koruyor. çatışarak yeni bir medeniyet tasavvurunu oluşturmak mümkün değil.

    devşirilemeyen türk oktay sinanoğlu, yaşarken bize derdini anlatamadı. ama inşallah bundan sonra onun kaos’tan nizam’a, şirk’ten tevhid’e yönelişini anlamak nasip olur.

    inanıyorum ki, haçlı sürülerine karşı direnen büyük dedesi karaca bey’in ruhaniyeti onunla birliktedir. oktay sinanoğlu ile sevgili peygamberimiz’in liva-i hamd sancağının altında bulaşacağız inşallah.

    mekanı cennet olsun.

    http://ekonomi.dunyabulte...eyen-turk-oktay-sinanoglu

    --spoiler--
    ... gazeloglu