1. 1.
    güncel gelişmeler sayesinde gördük ki, herkesin beklentisi doğrultusunda avrupa ülkelerinden biri daha osmanlı'ya ders verdi. evet osmanlı diyorum çünkü kimse kalkıp da kendini türkiye diye bir cumhuriyet devletinde yaşadığını sanmasın. biz osmanlı'da* yaşayan osmanlılar'ız. türkiye ise ulu önder atatürk'ün bir rüyası, ütopyasıymış. herhalde şehit olan ya da bir televizyon kanalının tanımıyla "ölen" onca insan da mustafa kemal atatürk'ün hikayesine inanıp 85 yıl sonra bu ülkede yaşamayı hakedecek, uğruna ölünmeye değer insanların bulunacağını düşünmüşlerdi... yazık olmuş!

    ciğeri beş para etmezler ülkesi türkiye sonunda bunu meşrulaştırdı. o kadar somut bir kavram halini aldı ki basiretsizlik, belgelerle bile ispatlanır oldu. hep eke gibi görünen avrupa'nın aslında öke olması, benim zavallı ural altay dil grubuna mensup dili ile anadolu'ya yerleşmiş yağız, delikanlı, saf, iyilik sever, misafirperver, müslümanlığı seçmiş, kurttan yol sormuş, dağları delmiş, efsaneler yazmış dna kaynağıma elbette ağır geldi. sonucunda da orta çağ civarında ata iyi biniyoruz diye kazandığımız toprakları ileriki zamanlarda bir bir emanet edip asıl marifetin bilim olduğuna kanaat getirdik. daha hala teknolojinin teknosalarda satılan mp3 çalarların çeşitliliği, cep telefonunun geniş özellik yelpazesi, metrolara giderken att'lerin kullanılması gibi maddelerle derecelendiren bir gençlik ile yol almaya çalıştıkça bu garip millet, devlet olmadığı gibi artık bir topluluk olmaktan da uzaklaşacaktır.

    ne okuduğunu, ne kadarını okuduğunu bilmeden, araştırmadan, sormadan, anlamadan daha önemlisi inanmadan bir olaya velvele ile giren insanların kendilerine dur diyen insanların olmadığı bir toplumda tutunabilmesi kadar doğal bir şey olamaz. ermeni soykırımı yasasının kabul edilmesini müteakip bir bir içimiz acıdı. peki hangi salak, aramızdaki hangi hıyar, hanginiz, hangimiz, hangi andavallı bunun aksini düşündü. bu olay tam 8 senedir döne döne, göstere göstere geliyordu! kim ne yaptı? bugün, "aman yandım anam bittim ben uy ben nerelerimi nerelere vuram" başlıklarını açanlar dün ne yapıyorlardı? 8 sene önce ne düşünüyorlardı. ben size söyleyeyim; en geç bir hafta sonra düşüneceklerini... hiçbir şey!

    ben de dahil olmak üzere bu ülkenin bir sahibi yoktur artık. başbakanı, bakanları, milletvekilleri, yöneticileri, hatta milleti ile ne yazık ki 65 sene önce bize kanla, kalple, cesaretle, zorlukla verilmiş olanı güle oynaya, uyur halde geze geze dağıtıyoruz. gaulizm mantığına dayalı bir özgürlük teranesi atlatmış bir devletin, sömürge üzerinden devam ettirdiği hayatını sona erdirip cici devrim ayaklarına yatmasını hangi salak kabul etti ki? charles de gaulle 1944'lerde general olarak cumhurbaşkanlığı görevini ifa etmeye başladığında fransa'nın resmi olarak 14 sömürgesi vardı. devrimin babayiğidi fransa... monarşinin adı değişip ilk kez cumhuriyet adını aldığında pek ünlü olmayan napoleon bonaparte komutasındaki kuvvetler 1792 yılını yaşıyordu? sömürge sayısı 11... bir ilk olarak cumhuriyet kuran emperyalist bir ülke. şu anda beşinci cumhuriyetini yaşayan, 1958 tabanlı bir ülkede sömürgecilik bir özlem. ayıplar cumhuriyeti fransa elbette bugün yine pek çok ada ülkesinin sahibi. açıp haritaya bakmanız yeterli olacaktır. gayet de dünyanın en deniz yörelerinde en nokta gibi bir çok yer fransa bayrağını taşımaktadır.

    bunun en afrodizyak etkisi fransa'nın sanat portföyü olmuştur. orta çağın 14. yy sonrasında bir düzelme dalgası, 16. yy'da bir atak. renaissance deriz biz frankofonlar. türk edebiyatı bile fransızlar'dan o kadar etkilendi ki, sadece giysileri, saçları, dansları, yazıları, ev şekilleri değil fransızlar'ın ruhu bile ülkeyi sarmıştı 1900'ların başlarında. şimdi ise hiçbir şey değişmemiş, çok sevilen fransız'lar ülkeyi 3 cephede işgal etmiş olsalar bile unutulmuş, bir kez daha arkadan vurmaya çalıştığı şu sıralarda ise gargara kadar ses çıkartmayan eylemlerle protesto edilmektedir. bunlardan biri de fransız mallarının boykotu. tanrım ne tepki! sen yıllarca hatta yüzyıllarca beygir gibi yat, bir şey olduğu zaman git sokakta fransız malı beyaz eşya döv, taşla. işte bu bizim dna'mızdır. aziz nesin'i bile yakmaya çalışan insana ne diye seslenirsiniz ki? bir insanı yakmaya çalışan insana ne dersiniz? bir çift kapılı buzdolabından intikam almaya çalışan insana ne dersiniz? fransızlar dallama değil, fransızlar aptal, salak, göt ya da mnsyktimin çocukları da değil! dallama olan biziz, aptal olan, salak olan, küfürü eden biziz... yakmamız gereken fransız malı değil de neredeyse 6,5 kat fazla nüfusa sahip olduğumuz halde, 20 kat daha ucuza iş gücü elde edebildiğimiz halde, 12 kat fazla genç nüfusa sahip olduğumuz halde hala bir "fransız malı" yerine geçecek şekilde üretemediğimiz türk malı olmalıdır. tabii ki bulabilirseniz!

    neymiş, fransız mallarını almayalımmış? ne alakası var, tam aksine artık alacağınız şeylerde özellikle fransız malı olmasını isteyin! "fransız malını alın!", alın ki hiç gururu, şerefi, adı, namı, cismi, değeri olmayan ülkemiz için belki bir iyilik düşünüler!!! belki de en baştan beri yapmamız gereken her şeyi kabullenip teslim olmaktı... yani şimdi gayet küçük düşürücü şekilde yaptığımız bu şeyleri.

    şunu kabul edelim; hasta adam hiçbir zaman iyileşmedi... hasta adam'ın hapları atatürk ile birlikte toprağa gömüldü, bu bu kadar basit. bu olayın ne ermeniler ile ne de fransızlar ile ilgisi var. bu bizim ile ilgili. başından sonuna kadar bizim yediğimiz bok. o yüzden kimse kimseye kızmasın ve yıllarca önce yapması gereken şeylerin neler olduğunu oturup düşünsün, oy verirken pusulaların üstünde kimlerin adının olduğunu hatırlamaya çalışsın, dedelerinin anlattıklarını hatırlamaya çalışsın, bundan sonra hatta bundan 10 yıl sonrasını tasavvura çalışsın. ya da her zaman yaptığımızı yapıp harala gürele 3 gün ne dediğimizi bile anlamadan her kafadan bir ses çıkaralım, ordan oraya pogo yapalım, buzdolabı dövelim, çamaşır makinesi rencide edelim... daha kolay değil mi?
    #968711 :)