1. 1.
    sinemanın her haltında olduğu gibi, başrol oyuncusunun bu yavşaklığında da hollywood'u esas almak zorundayız. yalnız bu durumu klasik eserlerde değil, 2. 3. sınıf gişeye oynayan filmlerde görüyoruz.

    filmin başrol oyuncusu ihtisas yapmış, alanında dünyada görülebilecek en uzman, fevkalade bir insandır. konu ne olursa olsun ona ihtiyacı olan bir grup vardır. bu amerikan halkı, bir beyzbol takımı ve ya iç güveysinden hallice bir örgüt olabilir.

    önce içine düştükleri açmazı düşündüklerinde "ulan ne bok yiyeceğiz, yandık, bittik biz, daha kurtuluş yok" diye karamsarlığın dibine vururlar. sonra grup içinde bilgi sahibi, görmüş geçirmiş ama fazla da üstün yeteneği olmayan eski kulağı kesiklerden supporting role elemanı birden elini şıplatır "aha buldum" der.
    heyecanla sorarlar "ne buldun, ne buldun?" diye. sonra bu filmin başrol oyuncusu kahramanı gündeme getirir. "bizi kurtarsa kurtarsa edward kurtarır" der.

    sonra millete bu edward'ın ne şahane bir insan olduğunu, özgeçmişini anlatarak gösterir. millet sevinir, "iyi hemen edward'ı bulup getirelim." derler. araya sora bulurlar edward'ın adresini. ama bir bakarlar ki edward eski hayatından çok uzaklaşmış, kendi halinde bir hayat sürmekte. çoluğa çocuğa karışmış, müstakil bir evde aylık maaşının yatmasını bekliyor.

    kapısını çalarlar ve bir süre sonra edward'ın hanımı iki çocuğuyla birlikte açar. (biri kız, biri erkek) "buyrun, kime bakmıştınız?" diye sorar ve mevzuyu anladıktan sonra "aşağıda garajda" der. edward babasından kalan şekil bir ford ve ya cadillac marka oto'yu terler içinde modifiye etmeye çalışıyordur. bu eski kulağı kesik abi yalnız görüşmek istiyorum der ve edward'ın yanına sokulur.

    edward bu abiyi görünce pek de şaşırmaz. sanki ne isteyeceklerinin önceden haberini almışcasına somurtkan bir ifadeyle "dostum mike görüşmeyeli uzun zaman oldu ha?" der. "evet, ailen mükemmel" diye karşılık verir. sonra mevzu'ya geçer, olanı biteni anlatır mike. işte bütün mesele burada patlak verir. o yavşak, mütevazı tripleri baş gösterir. içten içe "işte bana mahkum oldunuz ibneler, ben başrol oyuncusuyum niha" dese de çaktırmaz. mütevazı olmak durumundadır. çoluğunu çocuğunu, karısını ne kadar sevdiğini, babasından emanet aldığı oto'yu güzel bir şekle sokması gerektiğinden bahseder.

    mike ısrarcıdır ama: "sen olmadan asla yapamayız edward, biliyorsun."
    "neden ben ha, neden ben!" diye sert bir çıkış yapar yavşakça edward. "hem ben o işleri bıraktım, bak şu elleri görmüyor musun, işlemez haldeler!" diye sürdürür fütursuzca.
    tam mike başından aşağı kaynar sular dökülmüşcesine garajdan çıkacakken etkileyici bir laf daha eder. ya çocukluğundan bahseder, ya da o gelmezse mağdur olacak sefil insanlardan. tekrar arkasına döner ve tam adımını dışarı atacaktır ki edward oflayıp puflayarak:
    "tamam lanet olası herif, deneyeceğim." der.
    tabi bunun haberini alan herkesin ağzı kulaklarına varır. bu yavşak mütevazılığın sahibi özünde bir canavarı besliyordur ama. işe başlamayı karar verdiği andan itibaren millete kan kusturur.

    herkese emirler yağdırır, "şunu şöyle yapacağız, bunu böyle yağmalıyız, hey bu işin herşeyini ortaya koymalısın dostum, hadi ayaklanın millet." diye milletin kafasını siker. mike da tabi "vay amına koduğum dünden razıymış zaten." diye iç geçirir ve ondaki mütevazılığın yavşakça, sahte olduğunun farkına varır.

    ama film kahramanın her işin üstesinden gelmesiyle kazanılan bir zaferle son bulur.
    1 ... rasomon