1. 1.
    1940 denizli doğumlu yazar. yurt dışında doktorasını yapmıştır. yurd dönüşünde askere alındı. askerliği sırasında görüşlerinden dolayı sürgün yemiştir. yazdığı bir kitaptan dolayı da hapis cezası almıştır.
    2 ... raziyehatun
  2. 2.
    *batılılaşma kavramına karşı,asla basit olmayan ,entellektüel ve tutarlı bir duruş sergiledigi paradigmanın iflası kitabı yüzünden 20 ay hapis yatan profesör.
    1 ... hayrola genc
  3. 3.
    Batılılaşmaya değil batılılaşma,çağdaşlaşma,kalkınma adı altında halkın neredeyse 200 seneye yakındır kandırılmasına yenilgi tuzağına düşürülmesine karşıdır.Paradigmanın iflası çok açıksözlü ve kaliteli bir kitaptır.Ayrıca klasik kemalist sol aydın kalıbını yerle bir etmiştir zannımca.Kitabın kapağında resmi ideolojinin eleştirisi giriş yazmakla beraber devamı gelmemiştir.Yada diğer kitaplarda tamamlanmıştır,bilemeyeceğim.Ayrıca kalkınma iktisadının yükselişi ve düşüşü adlı kitabıda ciddi bir çalışmanının ürünü olan kaliteli bir kitaptır.
    1 -1 ... mriya
  4. 4.
    1940'da denizli doğumlu. izmir atatürk lisesi ve ankara Üniversitesi siyasal bilgiler fakültesi iktisat ve maliye bölümünü bitirdi. paris ve poitiers üniversitelerinde doktora öğrenimini tamamladı. azgelişmişlik emperyalizm, kapitalizmden sosyalizme geçiş sorunları üzerine birçok araştırma yaptı. yurda döner dönmez askere alındı. yedek subay okulu'ndayken 'sakıncalı er' sayılarak erzurum'a (oltu) sürgün edildi. askerlik sonrası değişik kuruluşlarda araştırmacı olarak çalıştı. bir süre sosyal hizmetler akademisi'nde iktisat dersleri verdi. abant izzet baysal Üniversitesi iktisat bölümü Öğretim Üyesi iken paradigmanın iflası adlı kitabından ötürü terörle mücadele yasası'na muhalefetten 20 ay hapis cezasına çarptırıldı. haymana kapalı cezaevi'nde cezasını çekti.

    eserleri: Çevre kapitalizmi ve azgelişmişlik süreci, devletçilikten 24 ocak kararlarına, borç krizi Üzerine bir deneme, paradigmanın iflası, kalkınma iktisadının yükselişi ve düşüşü, azgelişmişliğin sürekliliği.

    türkiye ve ortadoğu forumu vakfı ve özgür üniversite'nin kurucusu, koordinatörü.
    http://www.ozguruniversite.org/
    -1 ... nuhungemisi
  5. 5.
    cumhurbaşkanlığı seçimi üzerine yazdığı son yazısıyla, sahte ikilemlere, yanlış tahtırevallilere karşı toplumu uyarma görevini yapan, paradigmanın iflasını bir kez daha aklımıza getiren, yüreğimize sokan aydın kişi;

    http://www.acikgazete.com...n=journalist&aid=2600
    1 ... nuhungemisi
  6. 6.
    doktorasını paris ve poitiers üniversitelerinde tamamlamıştır. doktora aşamasında ve sonrasında, azgelişmişlik emperyalizm, kapitalizmden sosyalizme geçiş sorunları üzerine birçok araştırma yapmıştır. yurda döner dönmez askere alınmış, yedek subay okulu'ndayken sakıncalı er sayılarak erzurum'a (oltu) sürgün edilmiştir. askerlik sonrası değişik kuruluşlarda araştırmacı olarak çalışmıştır. bir süre sosyal hizmetler akademisi'nde iktisat dersleri vermiştir. abant izzet baysal üniversitesi iktisat bölümü öğretim üyesi iken paradigmanın iflasıadlı kitabından ötürü terörle mücadele yasası'na muhalefetten 20 ay hapis cezasına çarptırılmıştır. taksim tünel'deki mevcut sistem üniversitelerine alternatif yapıda olan özgür üniversite'nin kurucu kişisidir. ayrıca özgür üniversite forumu adlı derginin sahibi ve genel yayın yönetmenidir. geçtiğimiz senelerde 'paradigmanın iflası' adlı kitabı ile ilgili olarak başkaya'ya bir kez daha soruşturma açılmıştır.

    eserleri:
    çevre kapitalizmi ve azgelişmişlik süreci
    devletçilikten 24 ocak kararlarına
    borç krizi üzerine bir deneme
    paradigmanın iflası
    kalkınma iktisadının yükselişi ve düşüşü
    azgelişmişliğin sürekliliği
    yediyüz
    yenilgi tuzağı
    ... nest
  7. 7.
    batı merkezci bakış açısına karşı bir yazar. fakat ne gariptir üretici güçleri teorisini 2.enternasyonal'in şeflerinin görüşleriyle eş tutarken, devlet-sınıf ilişkilerinde sınıfı devre dışı tutmayı iyi biliyor. bunun için ve komintern'i suçlamanız için troçki'nin arkasına saklamasına gerek yoktu. laclau ve ya althusser'den feyz alabilirdi devlet görüşleri için. komintern içinde hindistan'lı roy'a başvurması da zaten yeterli. anti-markizan eğilimlerini marksizm sosuyla kapatan melun kautsky'i ne kadar andırıyor şu yeni post-marksistlerimiz. eskinin kampüs maocuları ile birlikte şimdinin kampüs liberalleri ele ele tüm marksizm çöpe şiarı sanırım yaban ellerde birinci sıraya oturuyor.
    1 -2 ... kisil
  8. 8.
    kapitalizmin krizi ve 30 yillik yalanin sonu isimli makalsiyle kapitalizmin yapisal bunalimini genel hatlariyla anlatmis yazar.

    http://sendika.org/yazi.php?yazi_no=20300
    1 ... demokles
  9. 9.
    kapitalizmin neden bitecegini guzelcene anlatan adam.

    http://www.ozguruniversit...kaya_radikal_elestiri.php

    size bir bölümü işaretleyecektim ama bulamadım.

    'kapitalizmde üretim araçlarının sahibi daha fazla kar etmek ister. daha fazla kar için üretimden gelen parayı üretime yatırır. üretim için üretim yapar. sürekli genişleyen bir üretimi dünya kaldıramaz. kaynak yetmez.'

    edit: amerika neden uzaya gitmek için harıl harıl calısıyor? hammadde için.
    ... syme
  10. 10.
    bir makale okudum hayatım değişti denebilecek bir yazısında reklamlar konusunu irdelemiş yazar.

    Reklamlar insana ve Doğaya Karşı

    Kapitalizm, mantığının ve temel işleyiş 'yasalarının' bir sonucu olarak, her seferinde daha çok üretmeden varolamıyor veya her ileri aşamada daha çok üretmeye mahkûm. Lâkin, her seferinde daha çok üretebilmesi, üretilenin tüketilmesiyle mümkün. ikincisi, kapitalist üretimde asıl amaç insan ihtiyaçlarını karşılamak değil, kâr etmek üzere değişim değeri üretmektir. insan ihtiyaçlarının tatmin edilmesi gereğiyse, kâr etmenin bir türevidir. Oysa medenî bir insan toplumunda, insan ihtiyaçlarını tatmin etmek üzere kullanım değeri üretilmesi gerekirdi. Şimdilerde insanlığın yüzyüze geldiği sayısız kötülükler ve saçmalıklar, araçlarla amaçların yerdegiştirmesi ters-yüz olması, velhasıl öküzün arabanın arkasına koşulmasının sonucu... Bu kepazelik kendinden menkûl bir bilim ve sürekli kutsanan bir yeni, yenilik/yenilikçilik retoriğiyle tartışılır ve anlaşılır olmaktan çıkıyor. Sistem üretim ve tüketim çılgınlığı üzerine oturuyor ama bu dünyada üretimin de tüketimin de bir karşılığı var, olması gerekiyor. Zira dünyanın kaynakları sınırsız değil. Türkçenin henüz öztürkçeleştirilmediği dönemde, tüketim ve tüketici yerine, istihlâk ve müstehlik kelimeleri kullanılırdı. Bilindiği gibi, istihlâk helâk'tan türemedir. Helâk: mahvolma, ölme, harcanma... gibi anlamlara geliyor. Fransızca'da Latince cum-summa dan türeme kelimelerden biri olan consumer de bitirmek, yok etmek, öldürmek, yakıp kül etmek... gibi anlamlarla yüklü... O halde insanların yaptıklarının, ne anlama geldiğinin bilincinde olmaları önemli. Eğer daha çok tüketmek daha çok tahrip etmek, daha çok yok etmek, daha çok kirletmek, daha çok atık [çöp] demekse, şu tüketim çılgınlığının saçmalığı açık değil mi? Bu sefil durum bir önkabule dayanıyor: daha çok tüketmek daha büyük mutlulukla özdeş sayılıyor. Tükettiğin kadar mutlusun, tükettikçe mutlusun, ne kadar çok tüketirsen o kadar çok mutlusun... Elbette çelişki ve saçmalık bununla sınırlı değil, öyle bir burjuva uygarlığı ki, birilerinin [azınlık] daha çok tüketebilmesi, başkalarının [çoğunluk] gerekli olanı tüketemez duruma gelmesiyle, yaşam için gerekli asgarî araçlardan yoksun bırakılmasıyla mümkün... Şimdilerde 1 milyar insan açlıkla cebelleşiyor, yılda silahlanmaya 1400 milyar dolar, reklamlara da 450 milyar dolar harcanıyor... Sadece bu rakamlar burjuva uygarlığının ne menem bir şey olduğunu, insanlığı ne duruma getirdiğini göstermeye yeterli değil mi? Maddi tüketimle insan mutluluğu arasında doğru yönde bir ilişki olduğunu varsaymaktan daha büyük aymazlık olabilir mi? Sistem, çoğunluğu akıl almaz bir sefalete mahkûm ederken, çok tüketen azınlığı da insanlıktan çıkarıyor ama ne hikmetse ona da 'mutlu azınlık' diyorlar... Demek ki, herkes için aynı anlama gelen bir mutluluk tanımı yok... işte onca övünülen, onca yüceltilen kapitalist uygarlığın marifeti... Ortalıkta medeniyet tanımına uygun bir şey var mı?

    Adına yarışır, medenî bir insan toplumunun bazı değerlere dayanması gerekir, işte paylaşım, dostluk, kardeşlik, karşılıklı saygı ve sevgi, zayıfları kayırma, hoşgörü, eşitlik ve özgürlük bilinci, estetik duyarlılık, estetik-entellektüel etkinlik, v.b... Sadece ahlâk dışı değil, ahlâka da karşı olan kapitalizmin kitabında bunların hiçbirine yer yoktur. Orada söz konusu olan rekabet, para, güçlünün yasasıdır ve insanın ürettiği eşya [şeyler] onu üreten insandan daha 'değerlidir'... Kapitalist sistemin devamı için daha çok üretme zorunluluğu var ama üretmekle iş bitiyor. Üretilenin mutlaka satılması [realizasyon] gerekiyor. Fakat sistemin kaçınılmaz olarak bir kutupta zenginlik biriktirmesi, karşı kutupta yoksulluk ve sefalet biriktirmesine bağlı olduğu için, üretilenin satılması yani realizasyon ekseri sorun oluyor. Kapitalizm toplumsal eşitsizlik yaratmadan ve onu derinleştirmeden yol alamıyor. işte reklamın ve reklamcının pis misyonu bu aşamada ortaya çıkıyor ve söz konusu pürüzü aşmak üzere devreye giriyor. Reklam potansiyel müşterilerin [satın alabilir durumda olanlar] daha fazla satın almasını sağlamak üzere kelimeleri deforme ediyor, dili ve sembolleri manipüle ediyor, kelimelerin ve kavramların içini boşaltıyor. insanlarda satın alma istek ve arzusunu harekete geçirmek için göze pek görünmeyen bir strateji uyguluyor. Bütün bu reklam stratejisinin amacı insanları satın almaya ikna etmek ve o amaç için aldatmaktır. Reklam, kimi zaman gülünç, kimi zaman 'sempatik', kimi zaman da şaşırtıcı görüntü, imaj ve dille tehlikeli bir iş yapıyor, sürekli yenilenen bıktırıcı imajlar, sözler, görüntüler, sesler, vb. insanları alıklaştırıp- yaşamın anlamını yok ediyor. insanların düşünme yeteneğini köreltiyor, iyiyle- kötü, doğruyla-yanlış, güzelle-çirkin ayrımı yapmasını zorlaştırıyor. Bunları yazarken reklamcı taifesinin: "siz insanları akılsız, öyle kolay kandırılır yaratıklar olarak mı görüyorsunuz, bu onlara harekettir..." dediklerini duyar gibiyim ama dananın kuyruğu öyle değil. Zira yaptıkları söylediklerini yalanlıyor. Asıl amaçları insanları satın almaya ikna etmek üzere etkilemek değil mi? Oysa insanlar pekâlâ manipüle edilebiliyor ve etkilenebiliyor ve şartlandırılabiliyor... Elbette bıktırıcı tekrar da işlevsiz değil. Bu yüzden George Orwell haklı olarak: "64 bininci tekrarda herşey gerçek haline gelir" demişti... Gerçekten bir şey ne kadar çok tekrarlanırsa bilinçaltına yerleşme olasılığı da doğru orantılı olarak büyüyor... Bu konuda şartlı refleks denilenle ilgili bildiğinizi hatırlamanız yeterli... Fakat reklâmcı sadece mal satmanın hizmetinde değil, politika pazarında da etkili, zira politika da giderek metalaşmış bir faaliyete dönüştü. Seçilmenin yolu artık reklamdan ve reklamcıdan geçiyor. Bu politikanın iflası demektir. Şunun için ki, mâlûm "politika toplumsal yaşamı adalet içinde düzenlemek" anlamındadır... Oysa reklam ve reklamcının istediği yurttaş değil tüketicidir... Reklamcının başarısı insana insanlığını unutturmaktan geçiyor. Ünlü çokuluslu reklam şirketi DDB'nin patronu Bill Benbach : "Onları bön ve aptal hale getir [Keep them simple and stupid]" derken, reklamla amaçlananın ne olduğunu pek de nâzik olmayan bir üslûpla ifade ediyordu... Reklamcı her türlü imkân ve aracı kullanarak potansiyel müşteriyi satın almaya ikna ediyor. Bu amaçla insanları 'çocuklaştırması' gerekiyor... Başka türlü söylersek reklamcının imâl etmek istediği insan 'çocuk olarak kalmış, çocuklaşmış büyüklerdir'... büyümüşte küçülmüş değil de, küçülmüş de büyümüş... Şu malı veya hizmeti satın alırsan mutlu olursun, almadığın zaman mutsuzsun. O halde reklamın önce insanda mutsuzluk duygusu, eksiklik duygusu yaratması gerekiyor ki, mutluluğa terfi etmek üzere önerilen ürünü satın alsın. Velhasıl mutsuzluk durumundan kurtulmanın yolu satın almaktan geçiyor... Elbette sadece satın almak değil, herkesin aynı şeyi satın alması, daha çok, daha çok ve daha çok satın alması... durmadan satın alması... Öyle bir insan ki, nedensiz ve amaçsız, dur durak bilmeden satın alıyor, satın almak için satın alıyor ve satın aldığı için 'mutlu' olduğunu sanıyor. Reklam sahip ol diyor, insan ol demesi mümkün değil. Metroda bir reklam gözüme batmıştı... Batmaması mümkün mü... iştahla çikolatalı pastayı yiyen genç kızın resminin altında: "mutlu et kendini" yazılmıştı. Reklamda sanki iki farklı kişilik resmediliyordu veya genç kızın kişiliği ikiye bölünmüştü: biri mutsuz olan ve pastayı yiyince mutlu olacak olan, diğeri de yeme fiilini gerçekleştirmek üzere pastayı satın alacak olan... Reklamların tahribatının nerelere vardığının sadece bir örneği... Asgari sağduyu ve düşünme yeteneğine sahip biri daha çok sahip olmak eşittir daha büyük mutluluk denklemine itibar eder mi? Ne kadar sembol ve değer varsa insanları tüketim düşkünü, tüketim bağımlısı [alkol, uyuşturucu... bağımlısı gibi] yapmak üzere seferber ediliyor...

    Bir şey üretmek demek doğadan bir şeyler almak, eksiltmek demek ve kullanılan doğal kaynaklar sınırsız değil. Kapitalist üretim ve onu meşrulaştıran kendinden menkûl "iktisat bilimi", doğal kaynakların sınırsız olduğunu ilân etti. Böyle bir saçmalığa insanlar inandırıldı. Reklamlar her gün binlerce defa 'daha çok tüket' diyor lâkin üretilenin çoğu çöpe atılıyor. Çöpe atmak için üretimin kural haline geldiği bir dünyada milyonlarca insan açlıktan ölüyor ve hâlâ kapitalist üretim tarzının yegane rasyonel üretim tarzı olduğuna insanlar inandırılmak isteniyor. Üretim ve tüketim çılgınlığı ve atıklar doğa tahribatını derinleştirirken, insanı, toplumu ve doğayı kirletiyor. Aslında çöp dağlarına bakarak insanlığın içine sürüklendiği sefil manzaraya dair fikir edinmek mümkün... Reklamlar üretilenin eskimesine izin vermiyor. Yeni olan muteberdir düşüncesi sürekli yenilenip, tam bir saplantı haline getiriliyor ve tabii durmadan şeylerin yenileri üretiliyor ve yeniye sahip olmak mutlu olmak demek... Reklamlar ürün fiyatlarını yükseltiyor ve 'kaliteyi ucuza' aldığını sanan şanslı tüketiciye yükleniyor. Ödediğiniz fiyata reklam maliyeti de dahil...

    Reklamlar basın özgürlüğünün de düşmanı. Şimdilerde yazılı basın, radyo ve televizyon reklamlarla ayakta kalabiliyor ve reklamı verenler de büyük çokuluslu şirketler. Şirketler reklamı kestiğinde televizyonun da fişi kesiliyor, gazeteler kapanıyor, radyolar susuyor. Böyle bir durumda gazetecilerin reklamı eleştirmesi mümkün mü? Reklamı yapılan malın kalitesine dair itirazda bulunabilir misiniz? Zaten reklam tek yönlüdür ve reklama maruz kalanın söz hakkı yoktur. Reklamlara dair eleştirel bir yazının, haberin yayınlanması mümkün mü? O zaman ancak reklamı sorun etmeyenler büyük medyada yer bulabilirler ve yalan ve tahrifat korosuna dahil olabilirler. Mesele okuduğunuz bu yazının veya benzerlerinin büyük gazetelerde yayınlanması, televizyonlarda yankı bulması mümkün mü? Böyle bir ortamda da başta yazılı basın olmak üzere medya denilenin bir tür reklam kataloguna dönüşmesi kaçınılmaz... Oysa basının [veya medyanın densin] adına lâyık olabilmesi, paranın ve devletin iktidarından bağımsız olmasıyla mümkündür.

    Reklamlar israfın hizmetinde ve insanlara markalarla tuzak kuruluyor. Marka, malın kalitesini sorun etmeyi engelliyor ve değerinin çok üstünde satmanın da garantisi. Üstelik marka mal almak marifet sayılıyor. Ucuzluk kampanyaları ve promosyonlar israfı daha da büyütüyor. insanlar ucuza satın alma yanılsaması tuzağına düşürülüyor. iki alana üçüncüsü bedava türü kampanyalar insanlara ihtiyaçları olmayan şeyleri satmak demek. Bir insanın ihtiyacı olmayan şeyleri ucuz olduğu için satın alması ne anlama geliyor? Ucuza satın alma da ekseri bir yanılsama olmak kaydıyla. Kaldı ki, gerçekten ucuzsa bile ucuza satın almak uzun vadede itibar edilebilir bir şey de olmamalıdır. Mallar emek harcanarak üretiliyor ve ucuza üretilmesinin koşullarından biri ve başlıcası da üreticinin, işçinin, esnafın, çiftçinin aşırı sömürülmesidir ki, bunun uzun vadede bumerang etkisi yaratması kaçınılmazdır. Reklamlar satın alma gücü olmayan insanları da 'marka' mallar satın almaya özendirip borçlandırarak düşük gelirli ailelerde gereksiz sıkıntılar, dramlar, huzursuzluklar yaratıyor, gençleri suça özendiriyor...

    Tüketiciyi manipüle eden, gereksiz ihtiyaçlar yaratan, doğa tahribatını derinleştiren, erkek egemenliğini ve önyargıları pekiştiren, ürün fiyatlarını yükselten, insanları bunaltan, çevreyi kirletip-çirkinleştiren, sürekli yalan söyleyen... reklamlara karşı çıkmak gerekli ve mümkün. Bu saldırıya başta örgütlenerek, örgütlerle karşı çıkmak mümkün ama bireysel planda da yapılabilecek şeyler var ve bu ikisi birbirini tamamlamak durumunda. Reklam karşıtı örgütler oluşturmak ve muhalif örgütlerin bu konuda duyarlı ve sorumlu davranmalarını sağlamak için çaba harcanabilir. Kaldı ki, kapitalizme karşı mücadele ettiğini söyleyen örgütlerin reklamın tahribatı karşısında tepkisiz kalmaları, onu ciddiye almamaları anlaşılır bir şey değildir... Her birimiz gönüllü yetingenlik tercihi yapabiliriz. Sade yaşamanın, azla yetinmenin insanlık demek olduğu düşüncesini yaygınlaştırmak üzere pekâlâ işe kendimizden başlayabiliriz... Kapitalizmin ve reklamların dayattığını değil de ihtiyacımız olana sahip olmakla yetinebiliriz. israf ordusundan firar edebiliriz. Bir şeyi satın almadan önce ve mutlaka bu bana gerçekten gerekli mi? sorusunu sorabiliriz. Reklamların kölesi olmamanın mümkün ve gerekli olduğunu kendi yaşamımızda gösterebiliriz. insan mutluluğuyla sahip olunan eşya arasında doğru yönde bir ilişki olduğuna dair genel-geçer yaygın ama saçma kabulün dışına çıkabiliriz. Asıl zenginliğin meta dünyasının dışında olabileceği düşüncesini yaygınlaştırabiliriz. Bunun için de işe sürüden ayrılarak başlayabiliriz... Bu vesileyle reklamı sanat sayanlarla, reklamlarda rol alan sanatçılara da bir çift sözüm var: Bir kere reklam kirletiyor ve kirletme eylemiyle sanatın bir ve aynı şey sayılması abestir. Bizzat reklamın varlık nedeni sanatın ve sanatçının inkârıdır; ikincisi, gerçek sanatçının reklamlarda rol alması, bir şekilde reklama bulaşması kabul edilebilir değildir. insanları aldatıp-alıklaştıran, kirli ve kirleten reklamlarda rol almayı, bu sefil oyunda kendini maskara etmeyi içine sindiren biri kendi varlık nedenine ve kendi etiğine ihanet etmiştir. Sanat güzelin ve daha güzelin, hayatı güzelleştirmenin, ona anlam katıp-zenginleştirmenin hizmetinde, reklam da yalanın, insanı ve toplumu kirletmenin, doğayı tahrip etmenin hizmetinde olduğuna göre...

    http://www.ozguruniversite.org
    2 -1 ... nuhungemisi