bugün

mercimeğe yakın boyuttaki beyni içerisinde kurmaya çalıştığı hayatı buralarda gerçekmiş gibi yansıtıp etrafa paris hilton bakışları atmaktır.
yavaşça ve acıtmadan tedavi edilmesi gereken bir ruh halidir. eminönü minibüs durağı sakinleri hastalarını beklemektedir.
malesef bu tür insanlar cevremizde bulunmaktadir.bu bir toplumsal hastalik halinde gittikce yayginlasmakta. Ancak bunu kaçarak değil karsımızdaki insanla konusarak derdine derman bularak çözümlemek gerekir. Boyle davranan bir insanin altında muhakkak psikolojik nedenler yatmaktadir. Bunlar genellikle kisinin içinde bulundugu ortama adapte olamamasi ya da ayak uyduramamasindan ya da kendisini sürekli baskalariyla mukayese etmesinden ileri gelir.
milletçe sahip olduğumuz psikoloji.

mesela kötü bir olay oldu, ya da beceriksizce, adını hemen türk koyabiliyoruz onun. sanki başka milletler yapmıyorlarmış, sanki hepsini tek tek incelemişiz gibi. ya da çok salak ve aptal bir milletmişiz muamelesi yapılmıyor mu, ona da kıl oluyorum işte. bunun dışında "bu işi türkler yapmış lan, kesin bi hatası vardır bok atalım" gibisinden düşünenler de yok değil.

ulusal gurur falan yaptığımı düşünmesin kimse sakın. ulusal gurur dediğimiz şey çok salakça zaten. objektif olmak gerek. ne abartmak ne de küçültmek gerek. mercekle bakmak gerek fakat daha iyi incelemek için toplumu, mercekte görülenleri mercekten anlatmak için değil.

not:bu entry bir anlık isyanın ve gaza gelmenin sonucunda fabrikalarımızda el değmeden üretilmiştir.
aziz yildirim ve dolayısıyla fenerbahce taraftarının şu anki psikolojik durumudur. ezeli rakibin ligi esir almış, şampiyonlar ligi'ndeki durumu belli. kadro ve yıldızlar belli. hocasının hedefleri ve başarıları belli. tribünleri full. bu psikolojik durumun en temel dışa vurumu ezikliğini kabul etmeyip, senden üstün olan tarafın da üstünlüğünü kabul etmemektir. en güncel örnek; son fenerbahçe mali kongresindeki aziz yildirim açıklamalarıdır. kendi kulübünün konuşulacak bir tarafı olmadığından, rakibinin başarısız taraflarını ortaya çıkarma niyetindedir. rakibin başarısız tarafları olmadığından, masa tenisi gibi dünyada ses getirmeyen bir amatör branş ile futbolu kıyaslayarak eziklik psikolojisinin en güzel örneklerinden birini vermiştir.
afet bir kız karşısında afet olmayan bir kızın, veya yakışıklı bir erkek karşısında tipsiz bir erkeğin veya her iki cinsin her iki durumunu da çekemeyen bir eşcinselin psikolojisidir.
Eziklik üzerine bir analiz.

insanın içinde kin uyandıran tavır ve hareketler. Bilhassa analitik, hassas ve takıntılı insanlar, detaylara dikkat eden benim gibi insanları deliye döndürürler. Çünkü ne yaptıklarını, ne olduklarını kimsenin görmediği keskinlik ve netlikte görürüm. Kimsenin hissetmediği nefreti hissederim. Ve ezik insanı tanıyan herkes de bu nefreti duyumsar.

Bir ezik, geçici ezik ve kalıcı ezik olarak ikiye ayrılır. Ancak: ezik her yerde eziktir. Eziklik tüm bakış, duruş ve söyleyişe sinmiştir. Elini, ayağını nereye koyacağına karar veremeyen, ses tonunu ayarlamakta zorluk çeken insanlar. Yersiz mimikler, alakasız tonlamalar, anlaşılmaz el hareketleri. Tam bir kontrolsüzlük. Tam bir uzaydan gelmişlik. Nerden mi biliyorum? Ben değil bir arkadaşım. Küçükken kızların karşısına çıkınca triplere girme buna örnektir.

Ezik insanların psikopatolojisi nedir? Bir terminoloji var mı bilmiyorum, o yüzden şimdi uyduruyorum. Ezik insan önce kendini insanların geri kalanına göre daha az haklara sahip hisseder. Diken üstündedir. Kendini sergiler. Kabul ettirmeye çabalar. Hareketleri üzerine gereğinden fazla düşünür. Bu yüzden hareketleri kontrolde zorlanır. Kendisine jüri olarak gördüğü dış insanlar gözünden bakar. Kendini seyrederek yaşar. Yoktur, kendisini diğerlerinin aynı varlık biçiminde tasarlamaz. Hiçtir. Nasıl tepki aldığını merak eder, hakkında ne düşünüldüğünü merak eder. Acaba doğru mu yaptı, kaç puan aldı diye kendini mütemadiyen değerlendirmeye tabi tutar. Sürekli oynar, performans sergiler. Hiç başaramayacaktır. Çünkü insanlar ezikliğinin kokusunu alırsa (ki buram buram, leş gibi kokarlar) onu saniyesinde mahkum ederler. Ezik sevilmez, ölmelidir.

Kendine güvenmeyen insan eziktir. Bunu yüzlerindeki korkudan anlarsınız. Seslerindeki titreme, her söylediğinize gülmesi, kekeleme. Mantıksız konuşmalar da bunun belirtilerindendir.
yakın bir arkadaşımı cıkarmak istediğim psikoloji biçimi. malesef freud babamızında dediği gibi her şey cocukluğuyla ilgili..
insan kendi kendinin mengenesi. ne başkasının sözü ne de ettikleri. ne gelmişse başa, müsebbibi kendi sözleri; susup da söyleyemedikleri... yüceliyorsa da, ezilip büzülüyorsa da kendi elinden; evvela bunu bilmeli. bile isteye kendini ufalayarak hiçliğe ermeden hiç olmanın ağırlığı ile ezilmemeli... desek de nafile. çizen de oynayan da belli.
6esiktaş.
Allah kimseye vermesin. bu insanlar ilerde tam bir orospu çocuğu olarak piysaya çıkıyor. kendi hayallerini kurduğu okullarda okuyan, asla ulaşamayacağı yerlere çabalaya çabalaya gelen insanlara karşı ufak bir üstünlükleri olsun, bunu her seferinde, tıpkı anneleri o ezikler izlerken grup seks yapıyormuşcasına bir kinle ve hırsla kullanırlar.
Değişir.

iki ayrı sınıfa ayırabiliriz.

1) bir tipte şu görülür. Kendi başaramadığı şeylerden dolayı diğer insanların düşüncelerinden dolayı kendisini küçük görmesidir.

Bu nokta da etraftaki insanların düşünceleri etkili olmuştur.

Bu yüzden bu kişilere diyecek bir şey yok çevresindeki insanları ise kınıyorum.

2) bu kişiler ise sürekli kendisini kötü görme eğilimindedir. Başkalarını kıskanma vardır. Sürekli birilerini kıskanır bak o şunu yapmış bu kişinin şuyu var ama benim yok diyerek sürekli birilerini kendine dert edinir ve kendisini birileriyle karşılaştırır.

Sorunlu bir tiptir.
Kendini bazı konularda kanıtlama çabası içerir.
literatürde aşağılık kompleksi Olarak geçen bir garip psikoloji.