bugün

asıl olması gereken başlık, ergenekon savcısının deniz feneri sanığı olma korkusu olacaktı. bu başlık anlatılmak istenen mesajı anlatıyor sanırım. buradaki savcı zekeriya öz değil tabi ki. ergenekon davası açıldıktan sonra hazine bulmuş gibi sevinen tayyip'in, bu ülkeyi sevmekten başka suçu olmayan, mafyacılar hariç tabi ki, yurtseverlerin, atatürkçülerin üzerine bir balyoz gibi inen ergenekon davasına bir savcı edasıyla yaklaşırken, türk insanının dini değerlerini sömüren, yardıma muhtaç insanlara elini uzatan yardımsever halkımızın paralarını muhtaç insanlar yerine kendi ceplerine koyanların davası olan deniz feneri davasını yazanların, savunanların üzerine şiddetle gitmesinin, aşırı öfkelenmesinin bir nedeni olması gerek diye düşündürten acaba dedirten durum. yoksa tayyip, deniz feneri davasında sanık olmaktan mı korkuyor.
ergenekon avukatı baykal'ın mal varlığını açıklayamaması ve bunun hakkında kimsenin soru sormasına fırsat vermemek için gündemi sürekli birilerine bok atarak oyalaması şeklinde bastırmaya çalıştığı korkudan beter olmayan korkudur.

bilmeyenler için ekleme; tayyip küçük yaşlardan itibaren ticaretin içinde olan birisi. siyasete girdiğinde * yanılmıyorsam 15-16 şirkette ortaklığı vardı. siyasete karıştırmamak için hisselerini satmıştı. yani adam belediye başkanı olmadan önce de zengindi. oğlunun gemiciğini merak edenler leasing, factoring gibi kavramlara yabancı sanırım. beş para vermeden iş kurma fırsatı veriyolar bu ülkede, bunu bilmeyenler ayda mı yaşıyor? peki baykal kişisinin ve eşinin serveti nereden gelmekte? bildiğim kadarıyla bu adam hayatı boyunca hiç bir ticari faaliyette bulunmadı ama nedense şimdilerde özellikle gayrimenkullerden epey bi servet edinmiş. ergenekonda rüşvet aldığı için adı geçtiğinde "benim o zamanlar berbere gitmeye param yoktu" diyen bu adam, o günden bu güne hangi ticari konularda atılım yaptı da bu kadar mal edindi? tamam tayyip'i vuralım keselim hatta taksim meydanında asalım da, bu baykalgil ne olacak? biri bana bu varlığın kaynağını açıklayabilir mi lütfen.
erdoğan ın avukatlarının, efendileri tayyip bin han hazretlerinin 2 milyar dolarcık servetlerini ve oğluna aldığı gemiciği açıklayamması korkusuna benzer bir korkudur. keriz fenerinin, almayanın ergenekon tarafından yönlendirilen satın alınmış savcıları tarafından 'yüzyılın indiragandi hareketi seçilmesi' bardağı taşıran son damla olmuştur. sayın zekeriya öz den soruşturma bekliyoruz. burdan açık ihbar ediyorum alman savcılar ergenekon un adamlarıdır. hadi aslan savcım be yap bi güzellik te at şu alamanları içeri.
ergenekon ile tamamen bağımsız alakasız en ufak bir ilişkisi olmayan bir davanın ergenekonum yarattığı dayanılmaz kuyruk acısı nedeniyle ilişkili gösterme çabalarının ürünü olan hayali korkudur bu.

ayrıca atatürkçü geçinmek onun isminin arkasına saklanmak herhangi bir kurumun mensubu olmak suçsuzluğun kanıtı asla değildir. mahkemeye çıkarlar suçsuz bulunurlarsa kimse bir laf edemez zaten.
aslında deniz feneri davasında kerizlik bir durum yoktur. paralar doğru yere gitmiştir. kanal 7 ' ye giden paralar akp' ye reklam olarak ,iktidara gelen akp' ye giden paralar, fakir halka kömür, erzak olarak geri dönmüştür.
deniz feneri davasının mahkumiyetlerle sonuçlandığı güne denk getirilen gözaltılarla akıllara gelen olay.
(bkz: uyutulduk ey halkım unutma bizi)
herkesin belli bir ideolojisi olduğu bir gerçektir, lakin ideoloji demek birşeyi körü körü desteklemek değildir. bazen şapkanı önüne alıp biz ya da ben ya da onlar bir yerde hata yapıyorlar diyebilmektedir.

hala sevgili başbakanımızın milyar dolarları geçen servetine, küçük yaşlardan beri şirketi vardı, zaten başkan olduğunda da çok zengindi diyen zihniyet, gemi nasıl alınır onunda tasvir'ini yapmış. hepimizin mahallesinde birer gemi acentası vardır mutlaka taksitle satan, oraya gidilir banka leasing'ine de gerek kalmadan, deftere yazdırılır, aybaşlarında gidilip ödenir. bu kadar basittir.

milyar dolarlık servetten bahsederken, deniz baykal kişisini gerek partizanlığını, gerek liderlik vasıflarına uygun olmaması bakımdan hiç bir zaman tasvip etmediğimide ekleyerek, ama dürüstlüğünden şüphe edilmemiş bir insan olduğunu 1973 ten bu yana sürdürdüğü milletvekilliği, başbakan yardımcılığı, bakanlıklar vs lerden anlayabiliriz. yani karşınızda 35 yıldır öyle ya da böyle meclis çatısı altında olan bir adam var, ve bugüne kadar siyaset adamlığının tartışılırlığı konusunda başka hiç bir söylem yok. 1997 model marea arabaya binerler, tatillerde kızıyla arabay binip şehir turu atarlar, karşı sokaktaki bakkal muhsin nasılsa, öyle yaşar hayatını. siyah ray ban gözlükler yüz tane korumalarla değil.

saydığı 5 tane ev bir tane arsa( çok trilyonluk olan ), bankada ki 150 bin doların ne zaman ne şekilde kazanıldığını bilmek isteyenler, araştırır ve gelir der ki, bak burda hata var. ama işkembeden sallamak, çocukça mızıkçılık yapıp misketleri toplayıp kaçmakla eşdeğerdir. en çok eleştirilen arazisi 1988 yılında imar revizyonundan geçmiş( imar revizyonu herkesin rahatlıkla belediye meclisince yaptırılacak tadilattır.) antalya belediyesinin akpli olduğu son döneminde ise önüne yollar yapılarak, arazinin değerinin artması sağlanmış...

topla hepsini maximum olabilecek rakamı söyle 10 trilyon de. yine de ayda 15-20 bin ytl milletvekili maaşı alan, bakanlık yapan, başbakan yardımclığı yapan, genel başkan olduğunda dolayı partisinden de ayrıca başkanlık maaşı alan, yol, ulaşım yemek ıvır zıvır herşeyi parti tarafından muhasebeleştirilen, eşi 28 yıldır kitaplar için çeviriler yapan, kitaplar yayımlayan biri için normaldir. hatta komiktir. 35 senedir meclis çatısında, bir parti'nin genel başkanlığında olan bir insan için az biledir. 35 sene market çalıştırsan, ya da mahalle bakkalı, baykal'ın kazandığının 5 katını kazanırsın. iddia eden varsa gelsin hesap yapalım...

parti başkanlığını bir kenara bırakın yıllarca başbakanlık yapmış Bülent Ecevit gibi bir adam, ölene kadar beyaz kartal marka arabayla gezdi, kimse işte halk kahramanı demedi... öldü, eşine 2-3 evden başka bişey kalmadı, ama o bile yaranamadı. bizim milletimiz, hırsıza, uğursuza tapıyor. bu bir gerçek.

padişahımızın oğlu henüz reşit olmadan 100 milyarlık mersedes lerle trafiğe yakalandığında, heyyt bee babasının oğlu iştee dediler, deniz baykal ve eşi 1997 model marea'ya binerken "şerefsiz". haklılar...
bende binmem şahsen marea'ya, skerim öyle araba mı olur...

kayıp trilyon davasında hocaları necmeddin'i affeden , milyar dolarlık servetlerini, yolsuzluklarını, fenerlerini açıklayamayan padişahlarımız, kendi uydurdukları 85bin euro yardımı ( dişimin kovuğu ) basının önünde sallayıp bakın bunlar g.t işte diyip gündem değiştirmekte, müridleri de bunu yemektedir. ulan 30 yıldır düşündünüz bunu mu buldunuz?

hadi şimdi bana çok milyar dolarlık servet nasıl yapılır onu anlatsın "faktörink" "lizingk"çiler. çok pis paraya ihtiyacım var...

hakikaten şerefsiz bu sosyal demokrat,ulusalcı,milliyetçi geçinenler... devletini, cumhuriyetini, kurucusunu sevenler... çalmak nedir bilmezler...
büyütülen korkudur.
savcıda korku değil sevgi vardır. deniz feneri olmasa, nasıl yol alır gemicikler?
deniz feneri davasına ilişkin dosyanın ankara cumhuriyet başsavcılığında açılması ve ergenekon davasının isanbul'da görümesinden müevvelit savcının bu dava ilgisinin olmamasıdır. burada korkulacak tek şey olarak;

(bkz: bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmak)
Olup bitenleri kaçırma

İlk öğrenen uludağ sözlük kullanıcıları olacak.