1. 1.
    Yüzyıllar boyunca Osmanlı ülkesinin dört bir yanındaki kadıların dilinden düşmeyen bir hukuk cümlesidir. Günümüzde de karşılaştığımız hukuki durumlarda modern anlayışın bu cümlenin neresinde kaldığı da büyük tartışma konusudur.
    Hem hukuki gelişmişliğimizi sorgularken hem de karşılaştığımız felaketlerde sorumluları bulmaya çalışırken; ibrahim Paşalı' nın gazetedeki yazısında belirttiği bu tek cümlenin önemli bir düstur oluşturacağı kanaatindeyim "Çünkü yerinden altından bile gelse, bu çığlık duyma mesafesindedir.
    http://yenisafak.com.tr/y...ar/akil-da-kaderdir/53201

    --spoiler--
    Akıl da kaderdir

    Duyma mesafesindeki herkes, çığlıktan sorumludur. Bu cümle, ne hümanist bir festival filminden ne de bir aydınlar dilekçesinden alıntı. Yüzyıllar boyunca, Osmanlı ülkesinin dört bir yanındaki kadı efendilerin dilinden düşmeyen bir cümle bu.

    Bir yerde, faili meçhul bir ceset bulunduğunda; kader deyip örtbas etmeyen, duyma mesafesindeki herkesi de cinayetten sorumlu tutan ve tazminata mahkûm eden bir hukuk kaidesi. Bir hukuk kaidesinde olması gerektiği gibi, açık ve anlaşılır. Saldırıya uğrayan insan, doğası gereği, can havliyle mutlaka çığlık atmış ve yardım dilemiştir; fakat duyma mesafesindekiler, bir mazlumu kurtarmak için ellerinden geleni yapmayıp cinayete ortak olmuşlardır.

    Soru şu: Biz bu hukuki zemini nasıl kaybettik?

    Yani: ilkokul sıralarında ezberlediğiniz cümlelerle, hala 'din ve bilim' ve 'inanç ve akıl' konulu münazaralar yapmaktan sıkılmadınız mı?

    Birilerine cevap vermek veya birilerini ikna etmek için harcadığınız zamanı, biraz susup anlamak için kullansaydınız, Türkiye daha güzel bir ülke olmaz mıydı?

    Evrimden kuşkunuz mu var, televizyonlardaki tartışma programlarına bakın: Okuldaki münazara kulüpleri evrim geçirip tartışma programı olmuş. Yıllardır aynı kişiler, aynı argümanlarla, aynı konular hakkında ileri-geri konuşuyorlar.

    Çok değil, beş dakika susmayı başarıp Selçuklu-Osmanlı Aklı'nın hatırası olan zarif bir camiyi temaşa edebilsek, bu ilkokul münazaraları bitecek, hayat başlayacak, memleket canlanacak. 'Pause' edilmiş insanlığın kadim birikimi, kaldığı yerden devam edecek.

    Asırlardır bu kubbeleri ve minareleri ayakta tutan nedir?

    'Hendese' dediğimizde, Allah'a inanan hacı amcalar da bilime inanan mühendisler de boş gözlerle yüzümüze bakmıyorlar mı?

    Geçen yıllar içinde, muhasebenin anlamını nasıl da daralttık; insanın kendisini hesaba çekmesine 'nefs muhasebesi' diyorduk. Gerçeklere kâfirlik etmeyip itiraf edelim. Sünnilik, artık meşhur birkaç vaizin sunuculuğunu yaptığı, kâfir bulma yarışmasına döndü. Oysa bir zamanlar, beşerin insan olmasını engelleyen kafa karışıklığını gideren biricik terkipti. Bugünün kötü Türkçesine tercüme edecek olursak: Sünnilik, Selçuklu-Osmanlı Aklı'nın eseri, hayatın doğal akışını hesaba katan bir konsept idi. Sünnilik her büyük fikir gibi, vaizlerin zannettiğinin aksine emirden çok ilham verdi bize. Delilim olmadığı için, kuşkularımı sizinle paylaşabilirim: Mehter takımının meşhur yürüyüşünün bu ilhamın eseri olduğunu düşünüyorum. iki adım ileri, bir adım geri. Entelektüellerimiz mehter takımını sarakaya almaya doyamazlar; ama hayallerindeki devlet mehter takımı gibidir. Her konuda ilerlemeyi şiar edinmiş devlet, geri adım atmasını da bilmelidir. Mehter takımı gibi.

    Tarih akıldır ve geri adım atmak da aklın gereğidir. Kulak tırmalasa da hakikati söyleyelim: ilerici olan kalptir, akıl gericidir; bu yüzden aklımız başımıza geç gelir. Bu ikisine adımlarımızı uydurmaya çalışırken yoruluruz. 'Hayat çok yordu' deriz.

    Sünni literatür, ne zaman dara düşsek, insan olmanın anlamını kulağımıza fısıldadı: insan ne melek ne şeytandır; ne süpermen ne figürandır.

    islam tarihi diye anlatılanların klişelerle dolu bir Hollywood filmi olduğunu hatırlarsak, bu filmin kötü adamını elimizle koymuş gibi buluruz: imam Gazzali.

    Ne ilginçtir ki ezberci eğitime karşı olduğunu iddia edenler, Gazzali hakkında hep ezbere konuşurlar: 'Felsefeyi yasakladı, içtihat kapılarını kapadı.'

    Ezberci eğitime karşı olanlar, 'kopyala-yapıştır'a da karşı olabilselerdi, şu kader konusunu anlamış olabilirlerdi. Gazzali gibi büyük metafizikçiler, meseleyi tek cümlede özetlemişlerdi. 'Her şey Allah'ın kazasıyladır, rızasıyla değildir.' Hafızam beni yanıltmıyorsa, örnek Cündioğlu'na ait: islam'a göre intihar etmek haramdır, ama intihar edenin canını alan da Allah'tır. Başkası değil. Çünkü 'O'ndan başka ilah yoktur.'

    'Öldürmeyen Allah öldürmüyor!' da olabilir. intihar girişimi mucizeyle de sonuçlanabilir. 'Tesadüf eseri' ölmedi de denebilir. Hakikat şu ki, şu hayatta tesadüften daha mistik bir kavram yoktur!

    Her halükarda, ister helal ister haram olsun, insanın muradı, Allah'ın kazasıyla/eylemesiyle eylem olur. Yeni nesiller için örnek vermek gerekirse: Yazı yazmak için tuşlara basıyorum; ama önümdeki ekranın arkasındaki yazılım, donanım ve enerji gücü olmasaydı, bu yazı da olamazdı. Elbette bilgisayara mahkûm değilim, kalem ve kâğıtla da yazabilirim. Şüpheye mahal yok, kalemimle istediğimi yazmakta özgürüm; ama bu özgürlüğüm de kalem ve kâğıtla sınırlıdır. Musibet, adı üstünde, isabet eden demek. Kuran-ı Kerim'de Şura suresinin 30. ayeti, yapmamız gerekirken yapmadıklarımızın, yapmamamız gerekirken yaptıklarımızın er geç bedelini ödeyeceğimizi hatırlatıyor. Merhum Hasan Basri Çantay'ın mealiyle Türkçesini hatırlayalım:

    'Sizi çarpan her musîybet, kendi ellerinizin (ihtiyarınızın) işleyib kazandığı (günâhlar) yüzündendir. (Bununla beraber Allah) birçoğunu da afveder (de musıybete uğratmaz.)'

    Başımıza gelenler, ellerimizle yaptıklarımızdan veya yapmadıklarımızdan ötürüdür. insan görünümündeki bir beşeri insan mertebesine çıkaran vasıf, 'elinden gelenin en iyisini yap'maktır. Kuşku yok ki, akıl gibi her kaderin sahibi olan Allah, insanın bu samimi çabasını takdir edecek, musibetlerden koruyacaktır.

    Elinden gelenin en iyisini yapmayanlarsa, yazının başındaki örnekte olduğu gibi, suçun ortağıdırlar. Çünkü yerinden altından bile gelse, bu çığlık duyma mesafesindedir.

    ibrahim paşalı
    --spoiler--
    2 -1 ... bugatti