1. 1.
    işte güneş soğudu
    ve yeryüzü nimetleri yok oldu
    ve tepelerde soldu otlar
    ve sonra
    sığmadı toprağa ölüler.

    Ve gece birleşmişti topluluk ve başkaldırıyla
    bir ayna görüntüsü gibi bulanık
    bütün renksiz pencerelerde
    ve yollar bırakmıştı karanlığa doğrultularını.

    Gayrı düşünmedi kimse sevdayı
    gayrı düşünmedi kimse utkuyu
    ve düşündüğü de yoktu kimsenin artık.

    Yalnızlığın kovuklarında
    doğdu boşluk
    afyon ve ban-otu kokuyordu kan
    gebe kadınlar başsız çocuklar doğurdu
    ve beşikler utanç içinde gömütlere gizlendi.

    Karanlık ve buruk zamanlardı.
    Ekmek yok etti
    yalvaçsı tansıkların gücünü
    aç ve umutsuzca
    göçtü peygamberler
    adanmış topraklardan
    ve yitik kuzular
    duyamadı artık çoban seslenişlerini.

    Devinim, renk ve biçim
    dönüyordu sanki aynaların gözlerinde
    yukarı ve aşağı doğru
    ve ışıtan kutsal bir hâle
    yandı ateşler içindeki bir şemsiye gibi
    kaba soytarıların kafaları
    ve utanmaz fahişelerin yüzleri etrafında.

    Acı ve zehirli buharıyla
    çekti alkolün bataklığı
    etkisiz entelektüel yığınını
    dibe
    ve iğrenç fareler
    kemirdi eski dolaplardaki
    altın yapraklı kitap sayfalarını.

    Güneş ölüydü.
    Ölüydü güneş
    ve yitirmişti anlamını yarın sözcüğü
    çocuk anlaklarında.
    Bu tuhaf eski sözcüğü çizdiler
    defterlerindeki kara bir mürekkep lekesi gibi.

    insanlar
    yığınla başarısız insan
    geldi gitti bir sürgünden bir sürgüne
    ürkerek, felç içinde ve şaşkınca
    kendi cesetlerinin çirkin yükü altında
    ve acı yüklü öldürme isteği
    büyüyordu ellerinde.

    Bazen bir kıvılcım
    miniminnacık bir kıvılcım bu sessiz ve cansız
    topluluğu infilâk ettiriyordu-
    Atılarak üzerlerine
    kestilerdi erkekler birbirlerinin boğazını
    ve ırzına geçtilerdi küçük kızların
    kanlı bir yatakta.

    Kendi zalimliklerinde boğuldular
    ve müthiş bir suçluluk duygusu
    felç etti kör ve miskin ruhlarını.

    Törensel idamlarda
    fırlatırken darağacının ipi
    ölünün gözlerini yuvalarından
    çekilirdi onlar kendi kabuklarına
    ve yaşlı yorgun sinirleri
    titrerdi
    şehvetle.

    Ama bulvarlarda görürdün
    her zaman bu küçük canileri
    durmuş bakarken
    fıskiyelerin sonsuz devinimlerine.

    Belki de hâlâ
    donmuş derinliklerindeki
    ezilmiş gözleri ardında
    yaşayan, yarı canlı
    bir şey var
    en sonunda inanmak isteyen
    suyun temiz türküsüne.

    Belki
    ama ne de sonsuz bir boşluk bu.
    Güneş ölüydü
    ve bilmiyordu kimse
    yüreklerimizden uçan
    üzgün güvercinin
    inanç olduğunu.

    Ah - tutuklu ses
    senin umutsuz ihtişâmın asla
    kazamayacak nefretli geceden
    ışığa doğru uzanan bir tünel
    ah - seslerin son sesi...

    Foruğh Farrokhzad
    ... mulayim