bugün

insanın fıtrat-ı zîşuuru olan vicdanı, saadet-i ebediyeye bakar, gösterir. Evet, kim kendi uyanık vicdanını dinlerse "Ebed! Ebed!" sesini işitecektir. Bütün kâinat o vicdana verilse ebede karşı olan ihtiyacının yerini dolduramaz. Demek o vicdan, o ebed için mahluktur.

sözler, rnk.
psikolojide ve felsefede olan alanının fazlasıyla cinsellik merkezli olmasından kaynaklı olarak kavram kargaşasına kurban giden terim, kelime.

"Doyumsuzluk, kişinin genelde gündelik hayatı içerisinde yer aldığı eylem çizgisinden duyduğu rahatsızlıklar ile ortaya çıkar. Monoton hayat içerisinde bireyin, travma kaynaklı olarak benliğine etki eden yetersizlikleriyle beslenir. Sonucunda da kişi tamamen arzularının ya da isteklerinin esiri olarak bir tüketiciye dönüşür. Böylece tükettiği materyal ya da simgelerin ölçüleriyle doğru orantılı olarak yeterlilik duygusunu tatmin etme arayışına geçer. Bu süreç içerisinde doyum duygusunu tatmin etmek için yapılan çalışmalar, kişinin aslında arzu ettiği şeyin üzerine yorduğu anlam kadar güçlü olmadığı ile karşılaşması ile sonuçlanır. Bu yüzden de kişi daha fazla üzerine yoğunlaşarak bütün enerjisiyle bu konuda çalışmaya devam eder. Yani tüketici kimliği, tüketme öğelerinin beklentiyi karşılamaması ile birlikte daha fazla tüketme ihtiyacına yöneltir."

alıntı: (bkz: http://www.yazbuz.com/doyumsuzluk/)
Kimse yaşamından memnun değil çünkü; insan doyumsuz ve yetinmeyi bilmeyen bir canlıdır. Her hayvanın kendine özgü bir özelliği olduğu gibi bizimde bir özelliğimiz var bu özelliğimiz bizi diğer hayvanlardan ayıran tek özelliktir bu özellik doyumsuzluktur ama her şeye karşı olan doyumsuzluktur.

Aşka, paraya, yaşama, bilgiye, savaşa ve benzeri şeylere karşı duyduğumuz doyumsuzluk bizim bazı konularda ilerlememize ve gerilememize neden oldu. Bilime duyduğumuz doyumsuzluk bizi marsa götürdü, paraya duyduğumuz doyumsuzluk ise savaşa götürdü. insanlar bu ince çizgide gelip gidiyor, dünya değiştikçe doyumsuzluklar da evrimleşiyor.

insanlığın son doyumsuzluğu ise beğenilme doyumsuzluğudur, artık insanlar yaşamlarını kendi öz beğenileri değil diğer insanların beğenilerine göre almaya başladılar ve bu beğenilme doyumsuzluğu insanların yaşamlarından zevk duymama, kendi benliklerini beğenmeme, bir topluluğa bağlanma gibi yaşamlarını kötü etkileyecek yerlere varmaya başladı.

Eskiden insanlar yaşamlarına anlam katmak için kendilerini toplumdan soyutlar, kendi yollarına gidip kendi has çevrelerini oluştururdu artık bu imkansız çünkü yaşam avucumuzun içinde toplumdan kaçamıyoruz ve her zaman toplumun içinde olma iç güdüsü, beğenilme doyumsuzluğunu tetikliyor ne kadar beğenilirsek kendimizi toplumda o kadar yer edinmiş olarak görüyoruz, kendi öz yaşamımızı kendi ellerimizle baltalıyoruz.
"Bahar da kışı, kışın da baharı özler insan.
Ne uzaksa onu özler..
Kavuşmak şart mı?
Boşver.
Bazı şeyler yokken de güzel."
özdemir asaf

Bunun gibi birşey.
kötüdür tabi.
dünyadaki tüm sorunların başlamasının sebebi.
---- spoiler----

"... her şey yalandi çünkü. Her gülümseyiş sıkıntılı bir esneme, her sevinç bir lanet, her zevk bir tiksinti gizliyordu; en güzel öpüşler bile insanın dudaklarında, daha yüksek bir şehvetin gerçekleştirilemeyen isteğinden başka şey bırakmıyordu."

---- spoiler ----

(bkz: Madame Bovary)
(bkz: Gustave Flaubert)
Alkım yayınları, 2006. S.243
(bkz: en iyisini istemek)
(bkz: hep istemek)

her şeyi, en iyiyi istemek, daha fazla istemek; sahip olunca da başka bir şey isteme durumudur.

Bu insanlar genellikle de mutsuz olurlar.
(bkz: insanların mutsuz olmasının tek sebebi)
düz saçlıyken kıvırcık saç, mevsim yazken kar tatili yapmak istemektir.
histerik olma durumunun bunyede yaptigi tahribattir.
Olup bitenleri kaçırma

İlk öğrenen uludağ sözlük kullanıcıları olacak.