bu konuda fikrin mi var? buraya entry ekle. üye ol
  1. 1.
    "Dedim ya, bu belge kitapta anlatılanların binde biri bile doğruysa bugüne gelebildiğimize şükretmemiz gerekir.
    PKK nasıl oldu da bu kadar insafsızlaşabildi, o kadar vahşi yöntemlerle nasıl oldu da bu kadar büyüyebildi, bunca halk desteğini nasıl sağlayabildi; merak ediyorsanız, onun "Diyarbakır 5 Nolu"da nasıl doğurtulduğunu okuyun.
    Ve hem insan vicdanı hem toplumsal adalet adına, devletin bu katliamı soruşturması talebine destek olun"

    can dündarın bugünkü yazısıdır efenim! diyarbakır cezaevinde işkenceyle öldürülen çoğu kürt vatandaşlarımızın öyküsü!

    http://www.milliyet.com.t...7/09/13/yazar/dundar.html
    9 -5 ... nobran ne ya
  2. 2.
    (bkz: diyarbakır cezaevi)
    1 ... istanbul icin efkar vakti
  3. 3.
    birilerini, ırk yada inanç farketmez, yok saymak sorun. kendi ırkımız ya da inancımız dısındakileri yok saymak insan olduklarını unutmak..

    evet nasıl bir beyin yıkamadır ki bu insanlar daga çıkıyor? buna önlem almak gerekir, aslında yanınızdayız ve siz de varsınız demek gerek.

    işkence ve ölüm çare değil, olmuyor işte..
    3 -1 ... tatlı su levregi
  4. 4.
    Aziz nesin'in burda işkence gören kürtlere " siz kürtlerin hayal gücü benden daha genişmiş" demesine neden olan işkencelerin yapıldığı cezaevinin kitabı!
    Diyarbakır 5 nolu cezaevi türkiyenin karanlık tarihinin belgesidir, 1980 - 1984 yılları arasında burada yapılan uygulamalar ya da daha doğrusu işkenceler türkiye'nin 23 yıllık sosyal hayatını tekilemiş ve terörün tohumlarının atılmasının nedenlerinden biri olmuştur! terör kendi kendine yoktan var edilmemiş, ülkenin sıkıyönetimi tarafından zorla doğurtulmuştur!

    Haluk Yıldızhan (Diyarbakır doğumlu): Gözaltından gelenleri genel olarak sinema salonuna değil de, o zaman 37 olarak adlandırılan, daha sonra 36 adını alan hücrelere götürürlerdi. Burada, "Banyolu mu televizyonlu koğuş mu istersin?" diye sorup, cevap ne olursa olsun her iki durumda da alt katlardaki tuvaletleri tıkanmış ve pislik içindeki lağım sularının ve insan dışkılarının yüzdüğü bir yerde süründürülür, günlerce işkence ve kaba dayakla hoş geldin safhasında yıldırdıktan, tamamen teslim aldıklarına inandıktan sonra koğuşa gönderirlerdi.

    Osman Karavil (Diyarbakır doğumlu): Koridorda sıra dayağından geçirildikten sonra hücrelere dağıtıldık. Tek kişilik bu yere yedi kişi sığdırıldık. Askerler göründü, 'Ellerinizi uzatın' dediler. Hücrenin, kapı ve penceresinden ellerimizi uzattık. Yoruluncaya kadar dövüp gittiler. Bu dayaklar, tahminen her yarım saatte bir tekrarlandı. Sonra hücre dayağı düzenine geçildi. Günde üç fasıl, sabah, öğlen, akşam.

    K.Y. (Diyarbakır doğumlu, 16 yaşında tutuklandı): Bana cop sokmaya çalıştılar, çok direndim, kafamı duvarlara vurdum, kendime büyük zarar vereceğimi gördüler, benden vazgeçtiler. Ama arkadaşlarımdan yaklaşık 200-250 insana cop soktular. Aslen Ermeni olan Garabet Demircioğlu arkadaşımız vardı. Maşallahlı sünnet elbisesi giydirerek, törenle sünnet ettirdiler, ismini de Ahmet olarak değiştirdiler.

    Nazif Kaleli (Şanlıurfa doğumlu): Üzerinde 40 çivi olan bir sopa vardı, onunla vuruyorlardı. Bir tane 'kuzu' dedikleri sopa vardı, bir de 'koç'. Biz her zaman copu tercih ediyorduk. Cop korkunç acıtıyordu, ödem oluşturuyordu, ama daha sonra geçiyordu. Ancak sopalar kemikleri eziyordu.

    Cevdet Baran (Diyarbakır doğumlu): Bişar Akbaş adında bir arkadaş vardı. Gardiyanların emrine karşı çıkıyordu, yürümüyordu, hem rahatsızdı hem de inat ediyordu. Bir gün gardiyan kolumdan tuttu ve "Çık" dedi. Bişar'ın yanına götürdüler. Onu karın içine yatırmışlardı ve bana dediler ki, "Ağzına işeyeceksin."
    "Yapmıyorum" demedim. "Gelmiyor komutanım" dedim. Beni dövmeye başladı. Epey dövdü, karın içinde sürdürdü, tabanlarıma vurmaya başladı. Ne yaptıysa "Gelmiyor" dedim. Sonunda beni de Bişar'ın yanına yatırdı.

    Mehmet Ece (Van doğumlu): Bir gün gardiyan çağırıp dövdükten sonra ağzıma cop sokup "Dişle" dedi. Copu dişlediğimde hızla çekti ve önden iki dişim kırıldı. Kırılan dişlerimin kökleri kaldı. Bir hafta sonra yüzüm, gözüm balon gibi şişti. Aynı gardiyan, "Niye yüzün şiş" diye soruyordu.
    "Ranzadan düşerken dişlerim kırıldı komutanım" diyordum.

    edit1 : efenim eksileyen arkadaş, neden eksiledin bi de bakam bana yaw! hele bi de, hayır anlayayim neden eksilediğini!
    10 -5 ... nobran ne ya
  5. 5.
    http://www.milliyet.com.t.../14/yazar/temelkuran.html
    ... nobran ne ya
  6. 6.
    Diyarbakir Askeri Cezaevi, yani o meshur adiyla 5 no lu zindanı!

    insanlığın en büyük ayıbı olan işkencenin, vahşetin ve faşist uygulamalarin doruklarda seyrettiği cehennem karanlığı...
    Yurdumun o güzel insanları, yaşlısıyla genciyle, erkeğiyle, kadınıyla dönemin en yetenekli ve duyarlı insanlarının toplanip işkence tezgahlarından geçirildigi cezaevi.

    ihanetle var olma mücadelesinin kıyasıya çatıştığı direnişler kalesi 5 nolu askeri cezaevi!
    4 -4 ... li rojhilate dile min
  7. 7.
    uludağ sözlük faşistlerine her ay tekrar tekrar okutulması gereken kitap. belki üç beş tanesi adam (insan) olur...

    geri kalanı eksilemeye devam eder...
    7 -4 ... kargamel
  8. 8.
    faşist köpeklerin vahşet yuvalarından sadece biridir. türkiyenin 5 nolu cezaevlerinden her yerde vardır.
    5 ... bahtsiz medeni
  9. 9.
    http://www.milliyet.com.t.../14/yazar/temelkuran.html
    ... nobran ne ya
  10. 10.
    diyarbakır beş nolu, mehdi zana'nın "vahşetin günlüğü" adlı kitabıyla aynı konuları işleyen ve diyarbakır cezaevinin soğuk duvarları arkasında yaşanan acımasızlığın ve vahşetin gözler önüne çıkarıldığı "deng" yayınlarından çıkan bayram bozyel kitabıdır.

    --spoiler--

    bayram bozyel, "Disko" denilen işkencehanede çırılçıplak Filistin askısına asılışını, cinsel organından ve serçeparmağından elektrik verilişini, kalaslarla öldürülesiye dövülüşünü, tabanları yarılıncaya dek falakada yatırılışını ayrıntılarıyla anlatıyor.

    Kış soğuğunda üzerlerine hortumla basınçlı soğuk su fışkırtılan mahkûmların neden zatürre olup öldüğünü kestirmek zor değil.

    Lağım çukurlarında yüzdürülüp başları postallarla suya batırılanların, makatına cop sokulanların, "Co adlı köpeğe" esas duruşta tekmil verdirilenlerin, eğlence için canlı kurbağa, fare dışkısı ya da kusmuk yedirilen, sidik içirilenlerin, niye intihar ettiklerini tahmin etmek de zor değil.

    Falakadan sonra arkadaşını sırtına alıp durmaksızın koşması istenirken dövülenlerin, niye "ölüm orucuna" yattığını, sonra niye "dağa çıktığını" düşünebilmek de zor değil.

    Hele istiklal Marşı'nın bütün kıtalarını ezberleyemediği veya koğuş sorumlusunun cümle cümle okuduğu Atatürk'ün hayatını yeterince yüksek sesle tekrarlamadığı ya da koşarken "Her Türk asker doğar" diye haykırmaya mecali kalmadığı için öldüresiye dövülenleri öğrenince, bu toplumun cumhuriyetten, Atatürk'ten neden, nasıl soğutulduğunu anlamak da zor değil.

    can dündar...

    --spoiler--
    3 ... vend avesta
kapat