1. 1.
    şöyle ki, totaliter sistemlerin temel mantığına göre, bir toplumdaki toplumsal sınıfların artışı o toplumun daha kolay idare edilmesini sağlar. örneğin, askeri bir birlikte bir çok rütbe olur ve kişiler gerçekte tek bir merkeze bağlı olsalar da, kendilerinden bir üst rütbedeki kişiler tarafından yönetilir ve yönlendirilirler. bu da kitlenin hem kendi kendini hem de tek merkezden yönetimini sağlar.

    sivil toplumda da aynı şekilde bir çok sınıf bulunur ve bu sınıflar aslında hükümetlerine bağlı olsalar da birbirlerini yönetir ve yönlendirirler. bu sınıflar, kimi zaman sahip olunan para miktarına göre belirlenir. para sahibi üst sınıflar daha iyi bir yaşam sürme imkanlarına sahiptir. bu durumu gözlemleyen alt sınıflarda aynı şeylere sahip olmak isteği doğar ve bunun da iyi bir sınıf edinerek mümkün olabileceği düşünülür. tüm bu meseleler sınıf edinme mücadelesine temel teşkil eder.

    kuşkusuz ki kitlenin bu mücadelesine hem cevap verip, hem de nemalana bileceğini düşünen sermayedarlar, özel üniversiteler kurar ve kitlelere sınıf edindireceklerini vaat ederler. üniversitelerin gerçekteki amacı her ne kadar eğitimmiş gibi görünse de, aslında bunlar -günümüzde- diploma satan ve sınıf kazandırma vaadi veren şirketler haline gelmişlerdir. bu sebeple eğitim sistemleri nihai amaçlarıyla ilgili çelişkiler içindedir. verdikleri eğitimler de bu çelişkilere paralel biçimde kalitesizleşir. bu durum kitlenin bolca üniversite mezununa dönüşmesine sebep olur ve diplomalı işsiz/cahil miktarı artar.

    meseleyi biraz daha genişletirsek, -normalde- eğitim kurumlarının nihai ve perde arkasındaki amacı, sistemin kendi çıkarlarına uyarlı şekilde düşünen ve yaşayan bireyleri oluşturmaktır. buna göre, kurduğu toplumun gereksinimleri doğrultusunda meslek grupları vb. için insan yetiştirir.

    kişisel ve sosyal gelişim eğitimleri, sistemin aleyhine olabilecek kadar tarafsız verilmez, bilakis resmi bir ideoloji ile ilişkilendirilir. bu nedenle toplumun her bir bireyi belli başlı işler yapabilecek yeteneğe sahip olsa da, kişisel ve sosyal anlamda yeterince gelişmiş olmamakla birlikte, resmi ideolojisine körü körüne bağlı bir biçimde tutucudur.[1] yani perde arkasındaki mesele, canlı organizmadan robotlar imal etmeyi andırır. diplomalı cahilliğin bir diğer nedeni de bu temele dayalıdır.

    günümüzde artan nüfus ve buna paralel olarak gelişen öğrenim talepleri, kitleye egemen olan sermayedarların iştahını kabartarak, eğitim kurumlarının -eğitim satan- şirketlere evrilmesine sebep olmuştur.

    1. resmi ideolojiden kasıt, kitlenin tutuculuğunu oluşturan doktrinin kendisidir ve bu, o toplumun konjönktürel yapısına göre değişir. bu doktrinlerin gayesi, toplumun bir önderi sevip örnek almasını temel alır. ayrıca bu doktrinler, güncel devrimlerle ilgili şekilde oluşturulabildikleri gibi, güncel olmayan -monoteizm gibi- devrimlerle ilgili de oluşturulabilirler.
    ... hipokondriyasis