1. 1.
    romalı epiküryen felsefeci Titus Lucretius Carus'un şiirsel bir dille kaleme aldığı türkçe'ye ismet Zeki Eyüboğlu tarafından varlığın yapısı ismiyle çevrilen felsefi eseridir. kitap her ne kadar lucretius'un hocası epikür'ün felsefesini anlatsa da, hocası sokrates'i anlatan platon gibi lucretius'da kendi fikirlerine oldukça fazla yer vermiştir. lucretius'a göre nesneler; nesnelerden oluşan özlerden meydana gelirler. bu nesnelerin arkasında herhangi bir devindirici ve yaratıcı varlık yoktur. idealar evrenini tamamen reddederek boşluk ve ögeler öğretisi ile varlığın ve evrenin yapısını açıklamaya çalışır. Öğeler varlık kavramı içine giren bütün nesnelerin ilk kurucularıdır. Yapıları gereğince yer kaplayan, özdek soyundan, başlangıçtan beri bitmeyen bir devinme süreci içinde bulunan öğeler ne yaratılmıştır, ne de yok olurlar. yani aristotalesci anlamda ögeleri oluşturan bir ilk kımıldatıcı ve devindirici yoktur. lucretius'a göre varlık tek ilkeden kurulmamıştır. bunun en büyük kanıtı ise tek özden geldiği sanılan bir nesnenin bile kendi ölçüleri içinde çok değişik durumlar göstermesidir.

    nesneleri kuran ilkelerin ikincisi de boşluktur. Boşluk öğelerin bağımsızca devinmesini, birleşmesini, bağlaşımını, bir araya gelmesini, onların değişik ölçüler içinde düzenlenmesini, çözülmesini, ayrılmasını sağlayan ikinci ana ilke, temel yetenektir. boşluk hem nesnenin içinde hem de dışındadır. ve boş uzay olmadan nesneler devinim kazanamaz.

    lucretius bir şair filozof olduğundan, kitap da şiirsel bir dille kaleme alındığından birçok eleştiri almış. ancak belli bir kesime göre felsefe homeros'un destanlarının rasyonalize edilmesinden doğduğu için bu tarz eleştirilerin ne kadar dikkate değer olduğu tartışılır.

    kitabı çeviren ismet Zeki Eyüboğlu bu eleştirilere biraz içerlemiş olsa gerek ki ön sözde kısa ve güzel bir cevap vermiş.

    "Batı düşünürleri, bunlar arasında özellikle felsefe tarihçileri, De Rerum Natura'daki gibi en derin felsefe konularını, varlık sorunlarını Epikuros'tan aldığını, kendiliğinden bir nesne katmadığını açık seçik bir dille çekinmeden söyleyen Lucretius'un pek yeni, derin bir ozan olmadığını ileri sürmekten geri kalmamışlar. Bu yargı Lucretius'un adını duymaktan öteye geçemeyen bir takım Türk aydınlarınca da olduğu gibi benimsenmiş, onun adı geçince "pek büyük bir ozan değil, Epikuros'a özenmiş yazmış" deyip geçmelerine yol açmıştır.

    Şiiri kuru bir söz dizisi, içi boş kavramların yanyana gelmesinden doğan pek sığ bir uyum olarak anlayanlar, varlığın derinliğinde, doğanın bilinmeyen yörelerinde, gerçek yapısında neler olduğunu bilemeyenler için bu köksüz yargı azdır bile. Oysa gerçek şiir, Batıyı ucuzundan, birkaç çeviriden tanıyan, okumadan yazmaya kalkışan, düşünceden, kültürden yoksun, ilk çağ şöyle dursun bizim Divan Edebiyatını bile okuyup anlayacak yeteneklerden uzak kimselerin sandığı gibi kuru söz dizisi değil, bir sorunu, varlık karşısında derinden gelen ölçülü bir tutumu, davranışı olan, kendinden önce gelenlerden soru soran, gelecektekilere karşılık veren şiirdir. Felsefe için "titanlar savaşı" derler, şiir de "tanrılarla yaratma yarışı"dır. Gerçekten büyük ozanı yaşatan, yeryüzünün bucaklarında benimseten sesinden çok öze inen görüşü, varlık'a açılan tutumudur, kurduğu yaratma ortamıdır. Batının yaratma alanında "büyük" adını alan ozanların içinde ilk çağın kültür düzenlerini, düşünürlerini, ozanlarını tanımayan, bilmeyen, onların diliyle söyleşemeyen bir tek kişi yoktur."

    uzun zamandır okuduğum en güzel karşı çıkış buydu sanırım. velhasıl de rerum natura karmaşık olduğu kadar anlaşılmaya ve okunmaya değer bir eser. özellikle varlık ve yokluk gibi konuları araştıranlar için bulunmaz kaynaklardan bir tanesi.
    12 ... kahraman arketipi