1. 1.
    youtube'la birlikte baya moda oldu bu "cringe" olma meselesi. ama dikkat edin, bu hastalıklı bir kafa yapısına dönüşebilir. ucu bucağı yok yani.

    gerçeklikle ilgili bir ilişki kurmak istiyorum. sokakta yürürken, okulda, işte çevremizde gördüğümüz insanlar, hatta şurda entry giren sözlük kızları erkekleri vesaire, herkesin cringe bir durumu var gibi. bu yüzden ucu bucağı yok. iticilik başlıklarını görüyorsunuz sürekli. otu boku itici buluyor insanlar. bu gerçeklik mevzusu. algıladığınız gerçekliğe göre, sanal veya gerçek, her durumda hayran olma ve cringe olma potansiyeli mevcut. daha da açacağım.

    bir diğer ilişkili kelime de çirkinlik. mesela dikkatimi şey çekti, çay içen kız iticiliği. orada bi görsel var, hakatten çirkin ve bir anda yeni bir gerçeklik oluşturuyor. sanal bir gerçeklik, bir simülasyon. nasıl ki simulasyon disney land'i disney land yapıyorsa, ya da instagramdaki çirkin kızı güzel gösteriyorsa, çay içen kızları da o görselde çay içen kadın gibi yapıyor. bu konuyla ilgili bir başka örnek, insanların en çirkin hallerini düşünmek. mesela çevrenizde şahit olduğunuz insanları, tuvalette düşündüğünüzde başka bir gerçeklikle karşılaşıyorsunuz. veya o çok güzel bulduğunuz karşı cinsin ağzının kokuyor olma düşüncesi kendi başına ona karşı tüm ilginizi kaybetmenize bile sebep olabilir. (aşk başka. aşk ve iğrenme ile ilgili başka mevzular var.) halbuki belki çilek kokuyor.

    yani istedi mi, o şekilde baktı mı, iğrenme güdüsü olan bir insan için itici olmayan hiç hir şey yok. hatta bu bir tek cringe ve iticilikle de ilgili değil, daha genel olarak sancı diyebiliriz. veya tam tersi, huzur.

    reddit'de cringe hissinin, hayatını etkilediği insanlar görüyorum. çok beter. kendimi de sayarım ama daha beterleri varmış. bu cringe olayının en belirgin ve ortak görüneni kabuğuna çekilme, anti sosyal olma. düşünsenize dışarı çıkıp mesela avm'ye gidiyorsunuz. avm saat 10'da açılıyor. kapıda bekliyorsunuz. sonra avm açılınca sürü gibi yanyana bir sürü insan avm'ye giriyorsunuz. sanki bir kamera gelse, müthiş belgeselinizi çekicek gibi. o his sizi öyle sarmalıyor ki, çevrenizle etkileşime geçtiğiniz, kolektif olan her türlü durumda kendinizi bir belgeseldeymiş gibi hissediyorsunuz, sürüdeki koyun gibi. yani küçücük anlar cringe yaratmaya başlıyor. "hmmm ne üretsem" diye projeler düşünen, okumalar yapan bir kişi bile mesela, cringe yaratıyor estetik bir sebepten ötürü. siz de bu cringe'i rasyonalize etmeye çalışırken onu eleştiriyorsunuz bir şeyle. mesela hırsla. ve eleştirdiğiniz şey yüzünden bu hissi hissettiğinizi iddia ediyorsunuz, kendi kendinize de. halbuki o kadar müphem ve havada bir durum ki. bir çeşit mental state yani. baştan girişmişsiniz cringe olmaya sanki, ucu bucağı yok. azcık durup düşününce sorunun koyun olmak veya o kişinin hırslı olması olmadığını görürsünüz. çünkü o çok sevdiginiz sevgiliniz de hırslı olabilir, veya babanız. onlara karşı aynı hisleri beslemiyorsunuz. çünkü o gerçekliklerle barışıksınız. peki bir insan neden bir ferçeklikle barışık olmaz? neden bazı durumlarda kabul ettiği bir şeyi, bazı durumlarda kabul edemiyor? bilmiyorum.

    bir de sonder ihtimali var. şuraya birakayım; (#39506211)

    kendi tutumum: sendrom diyorum hastalığı çağrıştırıyor, hastalık diyorum ama bunun tamamen yok olması gereken veya iyileştirilmesi gereken bir hastalık olduğuna da karar vermek acelecilik olur. simulasyonlar birer olgudur. varlardır. zihnimiz varsa simulasyon da vardır. sadece bu simülasyonun tahakkümünü tespit etmeyi, deger bir uğraş olarak görüyorum. zamanla dönerim bu konuya, henüz çok toy düşünceler.

    yani tamamen iğrenme duygusundan arınmak da değil mesele. sadece ucu bucağı olmayan bu sorunu tespit etmek ve irdelemek.

    bilgiyi, psikolojiyi, sosyolojiyi, estetiği hatta yer yer etiği falan da ilgilendiren bir konu bu.

    bir çok düşüncemizi etkiliyor bu hisler.

    suistimale ve manipülasyona da çok açıklar. dikkat.
    1 ... nuclearbat