1. 1.
    insanın çocukluk devresinde hissettiği, yaşadığı aşklardır. çocuklar da aşık olur ve her aşkın sonrasında hissettikleri yıkılış ile yetişkinlik dönemindeki aşklara hazırlık yaparlar.

    ilk aşkım;
    upuzun boylu, yakışıklı kocaman ve güçlü adam.. kucağına sokulduğumda saçımı okşayan elleri sevgi dolu, yüzüme bakarken gözlerinde gördüğüm hayranlık dünyanın en güzeli olduğumu hissettirecek denli büyük..
    bir karısı vardı ama ona aşık olmama engel değildi bu, onun beni sevmesine de... kahramanım ilk aşkımdı, evet kocaman bir burnu vardı ama dünyanın en yakışıklı, en güçlü erkeğiydi. ben babamla evlenicem dediğimde, sen büyüyecek kendi yaşında delikanlıları seveceksin, baban zaten annenle evli, dediler.. sanki ben bilmiyordum babamla evlenemiyeceğimi, ama hayal etmek hoşuma gidiyordu. en çok beni sevsin, en güzel beni bulsun, sürekli benim akıllı güzel kızım diye okşasın istiyordum.. hatta bazen babamın eve geleceği saatte bir yaramazlık yapıp annemden azar işitiyordum ki, babam gelince;- kim üzmüş benim güzel kızımı diye kucağına alsın..
    büyüdüm, babamın varlığına ve sevgisine duyduğum inanç ile büyüdüm.

    6 yaşındaydım üst komşunun oğlundan hoşlandığımda. adı ahmet'ti, sarışın sessiz bir çocuktu. erkek kardeşim yoktu ve erkeklerin ayakta işediklerini biliyordum ama nasıl olduğuna akıl erdiremiyordum. evin arka bahçesinde aynı anda çiş yapmayı önerdim, böylece ayakta çiş yapmanın sırrını öğrenecektim. bende ayakta çiş yapabilirsem belki babam bir oğlu olmasını bu kadar çok istemekten vazgeçer diye düşünüyordum. ama ahmette farklı bir parça vardı o olmadan ayakta çiş yapmak mümkün değildi. tam bu keşfin şaşkınlığı içindeyken annem pencereden
    - çabuk eve gel, diye bağırdı. yanlış birşey yaptığımı hissederek eve gittim ve bir tokat yedim, ahmedi sevmedim ondan sonra.

    8 yaşındaydım ve sınıfımdaki nejat isimli bir çocuğu beğenmeye başlamıştım. o da sarışındı ne hikmetse. sınıfın en çalışkanları olarak yarış halindeydik. özellikle onunla yarışıyor olmaktan büyük keyif alıyordum. o da sık sık saçımı çekerek beğenisini dile getiriyordu. tenefüslerde yakalamaca oynadığımızda beni yakalamak için genellikle o koşardı. yakaladığında ellerini cimcikleyip tekrar kaçardım. çok sürmedi taşındık ve nejatı bir daha yıllar sonra gördüm. beni ilk hatırlayışı 'şu cimcikleyen kız' cümlesi ile oldu.

    sonraki okulumda kahramanım oktay dı. oktay çalışkan değildi ama çok sosyal ve sporcu bir çocuktu. en hızlı koşanlardan, en çok sevilenlerden birisiydi. bende yakalamaca oyununda yeni bir taktik geliştirmiştim. yakalandığımda bileğim burkulmuş gibi yapıp kendimi yere atardım ve kolumu bıraktıklarında da tazı gibi kaçardım. oktaya duyduğum aşk, eve giderken beni yakalayıp yanağımdan öpünce bitti. çok korkmuştum ağlayarak ablama anlattım ve onu sevmekten vazgeçtim.

    sonrası yatılı okul ve yazık ki sadece kız okulu olduğu için, çarşı izninde bir anlığına gördüğüm kişileri beğenmekten öte gitmedi hissiyatım.
    bende öğretmenlerime aşık oldum.

    kim demiş çocuklar aşık olmaz diye...
    6 ... cikolatavekahve
  2. 2.
    bazen psikopatça olabiliyormuş.

    senee ilkokul.
    mei sınıfa geldiğinden beri derste göz süzüştükleri ve teneffüs zili çaldığında beraberce ''raaamiiiii'' diye bağırarak bahçeye koştukları* zatın sırasının önünde durur. (vakit teneffüs tabi)
    m: sen evde hiç benim hakkımda konuşuyor musun?
    x: eaa, yoo
    m: ama ben konuşuyorum!!
    der ve x'in kırmızı kurşun kalemini (hani şu dilimize sürüp içine ettiğimiz) alıp kırar. x ağlamaya başlar. sınıf ahalisi gelir başlarına üşüşür, ''neden ağlıyorsun x, neden zırlıyorsun x...'' mei x'in kulağına eğilir ve (allah'ım sen aklıma mukayyet ol ):
    m: ağlama yoksa öbür kalemini de kırarım!

    böyle naif ve şirin bir aşktı işte.
    1 ... mei ve pacali donu
  3. 3.
    ilkokul sularında cereyan edenler en unutulmazlarıdır.

    kız, babasının memur olması hasebiyle sınıfa sonradan dahil olmuştur ve öğretmeni onun bulunduğu kümeye oturtmuştur kızcağızı. ilk tenefüs arasında, isminizi sorar ve elindeki bisküviden size de ikram eder; sonra gülüşmeler, iflah olmaz utangaçlıklar ve 'sınıfa yeni gelen kızı' ilk etapta sindiremeyen kıdemli küçük kızların 'niye geldin' diyen bakışları peyda olur. allahtan bir tanesi pek cana yakındır da, sokuluvermiştir kızın yanına. en yakın arkadaşı olmuştur, girizgahta. hikaye gelişme bölümüne geçer sonra.

    en unutulmaz atraksiyonlarından biri ders esnasında, çıkışlarda vesair kağıtlaşmaktır. ' bu gün mevlüt'e beni artık sevmediğini söylemişsin, yalan söyleme. niye tahtaya benim adımı yazmadın o zaman, o kadar da konuştum!?' vari sitemler düşülür notlara. (imtiyazcı sınıf başkanlığı dönemleri). bunların haddi hesabı yoktur. utangaç bünyeler sıra altından ya da kalem açılan çöp başlarında buluşup, verilen kağıtlarla anlaşırlar. sınıfın en uzun çocuğu anlamsız bir biçimde sınıfın en minik kızına tutkundur. ve kızın bu hislere mukabele etmesi işten bile değildir. ikisininde en büyük korkusu, zamansız bir tayinle sınıfa müdahil olan kızın, yine zamansız bir tayinle başka diyarlara gitmesidir. çocuk basketbol ve bando takımının; kız ise türkçe derslerinin, şiir ve kompozisyon yarışmalarının vazgeçilmez ögesidir. böyle anlarda birbirlerini en çoşkulu şekilde alkışlayanlar evvela bu iki pıtırcık olur. bu hissiyatları anlatmak namümkündür. çünkü kelimeler o masumluğun hakkını verememektedir.

    bu arada; evet mevlüt'e yalan söylemiştim. n'apıyım, konuşmasaydın o uyuz kızla.
    ... butlan
  4. 4.
    masum olması gereken aşklardır bazen olmuyor ama;

    sene 1995 yaz tatilinde ne hikmetse köye gidilmiştir. Köyde yine what if gibi şehirden gelme (bkz: artist) uzaktan akraba cocugu bulunmaktadır. hayatlarında hiç eşege binmeyen bu iki çocuk akraba ahalisinden birinin eşeğini çalmak suretiyle ıssız tarlalara dogru * yola cıkmışlardır.

    eşeğin ipini çeke çeke ebeveynlerden kimsenin göremeyecegi bir yerlere gelirler. Sonrasında pek begenilen T adlı sahıs eşeğe biner ve what if i de bindirir.

    velhasım kelam what if eşeğe biner binmez, hayvan oğlu hayvan o nadide bünyeleri üstünden atar.

    what if, t adlı sahsın üstüne düşer. öle türk filmi gibi dudak dudaga değil ama. kuyruga girmiş şekilde yerde uzanır kalırlar.what if in bileği çatlamıştır. acıdan kıvranmaktadır. tam da o esnada şöyle düşünür

    -ne kadar güzel. t ile eşeğe bindik *, bileğim kırılıdı galiba ama olsun en azından onun üstüne düştüm.

    (bkz: sen sonumu hayır eyle)

    adı gecen t isimli zat ile aynı gün dogmamızdan ötürü mutlu mesut hayallere yelken acar idim.

    örnek; kaderimiz bir yazılmış
    az büyüyünce cıktık gerci ama kaderimiz bi güzel ayrıldı sonra
    2 ... what if
  5. 5.
    kırmızı yanaklı, utangac çocuktur dilimizdeki, dimagımızdaki karşılıgı. kendisi 2. sınıfta gelmiştir okulumuza. vasattır önceleri, çekingendir, saklanır. kız sınıf birincisi, hafiften havalı bir şeydir. çocuk 4. sınıfta bir açılır, bir azim, bir hırs: sınıf birincisi odur bundan böyle. kendisi 1456 çarpı 7898'in cevabını mesela pat diye soylemektedir. kız ikincilige gerilemiştir ama hayranlıkla izlemektedir çocugu ha bir de artık aşk diye bir üçüncü vardır aralarında. kalem açma bahanesiyle çöp kutusu başında konuşmalar başlar. "..... susamsokagini seviyoo" nidaları eşliginde dansa davetler, yakalamaç esnasında o beş harfli isme sahip çocugun hep aynı kızı kovalaması sürer gider böyle. çocuk açmıştır hislerini esasında. kız nazlıdır ama, bir gün şöyle özlü(!) bir sözle yanıt verir çocuga: "seni seveni sen de sev" yani aslında bu abuk sabuk yollara basvuran kız da pek bir sevmektedir çocugu. sonra ne olduysa artık çocuk küser kıza bir de saglam bir mektup döşenir o güzel yazısıyla. kızın en hatırladıgı cümle şudur o mektuptan: "sen benimle elma yanaklı diye dalga geçtin". ah be bebek çocuk, ah be en güzel hatırası çocuklugumun. evet utanınca kızarıyordu yanakların elma gibi. ama ben o halini seviyordum en çok. bak hala o halini hatırlıyorum en çok.
    2 ... susamsokagi
  6. 6.
    (bkz: 8 yasindaysaniz ve asiksaniz hayat cok guzel)
    1 ... kusmuk
  7. 7.
    muhtemelen unutulmayan aşktır.ama gerçek olanın yerini tutamazlar.*
    ... psodomaki