bu konuda fikrin mi var? buraya entry ekle. üye ol
  1. .
    nazım hikmet'in, bursa cezaevi'nde tanıdığı bir mahkum olan, çankırı/çerkeşli yunus üzerine,1939-40 yıllarında yazdığı şiiri.

    burda bir dostumuz var:
    çerkeş'in
    kavak köyünden.
    büyük kitaplar gibi
    içinde bir şeyler saklı.
    akıllı adamlara
    ajans haberlerine
    ve bilmeceye meraklı.
    adı: yunus.
    ateşimizi yakıp
    suyumuzu veriyor.
    ağaçlardan
    ve günlerden konuşuyoruz.
    herhal ilerdedir
    yaşanacak günlerin
    en güzelleri.
    şimdilik
    sohbetimizde kederi:
    kesilip
    satılmış
    bir ceviz ağacının...

    onu tanıyoruz:
    avlunun içinde
    kapının solundaydı.
    ve altı yaşında
    dalından düştü yunus,
    topallığı ondandır.

    öküzler topalları sever,
    çünkü topallar ağır yürürler.
    öküzler topalları sever,
    ceviz ağaçları sevmez topalları:
    çünkü topallar sıçrayamazlar yemişlere,
    çünkü üzerlerine çıkıp
    silkeleyemezler dalları.
    ceviz ağaçları sevmez topalları...

    bir acayiptir muhabbet bahsi:
    mutlaka kendini dereye atmaz
    sevilmeyenlerin hepsi.
    insanların hünerleri çoktur:
    insanlar
    sevilmeden de sevmesini bilirler...

    bir acayiptir muhabbet bahsi,
    bir acayiptir
    ceviz ağacı ile
    topal yunus'un hikâyesi...
    .. cevizlerini eylülde döker,
    yaprakları yeşil dururdu kasıma kadar.
    ve çerkeş yolu üzerinden
    sabah namazı ışıyıp geldiği zaman,
    kadınlardan önce uyanırdı dalları.
    altından geçerken düşünürdü yunus...
    .. düşünmek:
    ne mukaddes bir iş
    ne felâket
    ne de bahtiyarlıktı,
    ve ölüm:
    mutlaka varılıp dönülmeyen,
    fakat üzerinde düşünülmeyen
    bir köydü yunus için...
    .. cevizlerini eylülde döker,
    yaprakları yeşil dururdu kasıma kadar.
    güneşte gölgesi hain olurdu,
    rüzgârda konuşurdu kendi kendine,
    dalları yukardan yunus'a bakar...
    .. gündüzleri yıldızların niye söndüğünü,
    dünyanın yuvarlak olduğunu
    ve güneşin etrafında döndüğünü
    bilmiyordu yunus.
    bunları biz anlattık ona
    şaşıp kalmadı...
    .. cevizlerini eylülde döker,
    yaprakları yeşil dururdu kasıma kadar.
    yüksekti, genişti alabildiğine.
    üç kişi el ele versen
    kütüğünü çeviremezdin.
    gece altında oturdun muydu
    yıldızları göremezdin.
    her gece altında otururdu yunus...
    .. çinli müslümanlara,
    burunları tek boynuzlu gergedanlara,
    ve bir damla suda bir milyon mikroba dair
    fikri yoktu yunus'un.
    bunları bizden öğrendiği gün
    hayret etmedi...
    .. cevizlerini eylülde döker,
    yaprakları yeşil dururdu kasıma kadar.
    toprağın içinde gider kökleri,
    karanlık bir sudur tepende akar.
    her akşam altından geçerdi yunus...
    .. bir gün ateşimizi yakıp
    verirken suyumuzu:
    "biz hizmetkârınız senin,
    sen efendimizsin" dedik.
    şaşırıp kaldı yunus...
    .. cevizlerini eylülde döker,
    yaprakları yeşil dururdu kasıma kadar.
    rüzgârda konuşurdu kendi kendine.
    yüksekti, genişti alabildiğine.
    gece altında oturdun muydu
    yıldızları göremezdin.
    karanlık bir sudur tepende akar,
    toprağın içinde gider kökleri,
    dalları, yukardan yunus'a bakar...

    "- köy işi zordur katiyen
    vücut ezilir bir defa.
    toprağa çömelip bak dört tarafa :
    bela hangi inde pusmuş
    bilinir mi?
    mümkünü yok vurulsun..."

    vurmuş belâ, ciğerinden yunus'u...

    "- biz hiç dünyada yaşamış değiliz.
    geldik
    gidiyoruz öylesine...
    tevatür güzelmiş istanbul şehri,
    varıp görülmesi nasibolmadı.
    velâkin niye tiftiği yok
    altmış haneden otuzunun?..."

    tiftiği yoktu yunus'un...

    "- attığın taş
    dediğin kuşu vurmuyor.
    dünya trene bindi.
    gayrı dünya öküzün boynuzunda durmuyor.
    elimiz ayağımız : öküz.
    çok zor olur öküzü satmak,
    yarı ölümdür yani.
    öküz gitti mi korkulursun..."

    sattılar öküzünü yunus'un...

    "- herhal yolların sonu göründü.
    bu olan işleri akıl almaz.
    toprak sabuna döndü
    kayar insanın elinden.
    cümle mahlukatın mekânı vardır
    kurdun mekânı olmaz.
    toprağın elinden kaydı mıydı
    bir mekânsız kurt olursun..."

    kaydı toprağı elinden yunus'un...
    cevizlerini eylülde döker,
    yaprakları yeşil dururdu kasıma kadar.
    güneşte gölgesi hain olurdu.
    yunus durmadan
    yunus kaybettikçe onu düşünür,
    o, bir şey isteyip, bir şey sormadan
    rüzgârda konuşurdu kendi kendine...

    çocuklara ana,
    tohuma toprak
    ve karı lâzımdır erkek kısmına...

    bir kız kaçırdı yunus:
    çünkü düğün pahalı
    kız kaçırmak ucuz...

    fakirin karısı kavi olmaz...

    ve bir gün
    çerkeş yolu üzerinden
    sabah namazı ışıyıp geldiği zaman
    giderlerdi.
    yunus'un arkasında yuvarlandı yere,
    kırmızı peştemalının içinde ölüverdi...

    topraksız, öküzsüz ve kadınsız,
    kaldılar dünyada bir başlarına
    ceviz ağacı ile yunus.
    yalnızlık koydukça koydu yunus'a.
    el toprağında ter döker oldu.
    cevizi karanlıkta kaybolur sanıp
    uyumaz beklerdi sabaha kadar.
    yalnızlık umrunda değil cevizin,
    toprağın içinde gider kökleri,
    dalları yukardan yunus'a bakar...

    cevizden konsol yaparlar,
    topal yunus ne işe yarar?

    zemheriler geldi barınamazsın.
    cevizden konsol yaparlar.
    gayrı daha fazla sürünemezsin.
    sat yunus cevizini...

    yün yorgan değil bu sarınamazsın.
    cevizden konsol yaparlar.
    bir cansız ağaçtır yaranamazsın.
    sat yunus cevizini...

    varlılar varsıza dokur mu kilim,
    vay cevizin hali, vay benim halim...

    mekânsız kurda mekândı.
    cevizden konsol yaparlar.
    yarı ağaç, yarı insandı.
    sat yunus cevizini...

    cenaze çırçıplak, kara uzandı.
    cevizden konsol yaparlar.
    kesildi dalları, dallar budandı.
    sattı yunus cevizini...

    varlılar varsıza dokur mu kilim,
    vay cevizin hali, vay benim halim...

    sabahın sahibi vardır.
    gün daima bulutta kalmaz.
    herhal ilerdedir
    yaşanacak günlerin
    en güzelleri...
    şimdilik
    sohbetimizde kederi:
    kesilip
    satılmış
    bir ceviz ağacının...
    3 -2 ... pipishik

alakalı başlıklar

kapat