1. 1.
    sana ulaşmak niye bu kadar zor anlayamıyorum.
    hani bir çiçekte bulabilirdim seni
    bir grup vaktinde
    yağmurda ve karda
    güneşin gittiği anda...
    esen bir meltem selamını getirirdi hani?
    yok,yok,yok...
    yoksun artık biliyorum
    yoksun.
    dün gece yıldızlar uyurken
    sana bir şiir yazdım
    ne yazdığımı görmek için
    yaklaştı,yaklaştı durdu deniz.
    sinirlenince kendini
    büyük bir homurtuyla kayalara vurdu.
    ne yazdığımı söylemedim tabi
    söylermiyim!
    sonra o şiiri,
    dalgaların üzerine bıraktım,
    getirsin diye sana...
    ve oracıkta kalakaldım
    ezan okunuyordu,sabah ezanı
    bütün kainatı öyle bir duygu kapladı ki
    vücudumun tüm zerrelerinde yaşadım o duyguyu
    ve bir an yalnızlığımı hissettim
    çaresizliğimi,basitliğimi
    bilmiyorum,ne zaman böyle bir hal olsa
    kendimi tutamıyorum.
    hayır,hayır ağlamadım
    gözlerim buğulandı ama...
    peki,tamam ağladım
    ama ne yapayım tutamadım kendimi.
    insanlar neden seni sevmez bilirmisin
    sen gelince korkuları başlar
    karanlıktan korkarlar onlar
    sen,karanlık,korku.....
    ben niyemi korkmuyorum
    sen gelince sükunet geliyor
    ondan başkasını düşünemiyorum
    sen gelince ihsan başlıyor
    vuslat,hemde en güzeliyle
    seni seviyorum
    çünkü furkanda adına yemin ediliyor
    aşıklar maşukunu anıyor sende
    hıçkırıklar daha belirgin
    günahlar için
    pişmanlıklar için
    eyvahlar için
    ah'lar için...
    hey gece!
    şiirime senin adını verdim.
    dostun şiiri dedim.
    dostun şiiri...
    gecenin şiiri.
    1 ... vjksfg
  2. 2.
    insanın her şeyi sıkılı bir yumruğun içine gömmesi de varmış diyor kalinka.
    Kibar davrandıklarımı aslında sevmediğimi anladığım gün
    Pasaj içlerinde göbekli adamlarla cilveleşen o tuhafiyeci kadınlar
    yani o yarım kadınlar

    Öyle bir yanıldım ki herkese anlatmak istiyorum
    diyor kalinka
    Kendine ancak kahrolası hatırlanmalarda yer bulan
    Yoksul ve zamansız halk gibi
    Yaşayanlarla arası hep bozuk
    Ve geride bıraktıklarımız hamayıl gibi koynumuzda

    Düşmanlardan yardım dilenilen bu çağda
    Bazen soruyor kendine kalinka
    Hayat dizine yatamadıklarımıza bir şey anlatmamamız gerektiğini
    ne zaman bana da öğretecek

    Çünkü
    Kolay zaferlerden başı dönenlerin ve
    Her şeyi bir anda çok sevenlerin, her şeyi bir anda yok sevenlerin arasında
    Bir gün yanımızda birbirimiz olmadan öleceğiz
    3 ... seneka
  3. 3.
    N'olur bir bebek alalım oyuncakçıdan
    karnına bastıkça “bi dakka” desin,
    şeye gidelim, içaçan‘a, ordan dönünce
    ikinci ev çıksın karşımıza, soldan.
    amerika aile dramlarını işleyen filmler vardır,
    taşra illerinde geçer, falan;
    bir sürü de ev vardır seyrek seyrek
    öyle bir evin kapısından girelim:
    kader sokak, 13/2
    adresim oldun benim,
    biliyorsun bunu değil mi?

    Alınyazım oldun
    (n'olur alalım)
    korka korka çaldım kapını
    (bir bebek alalım)
    ne yapayım sevdim seni
    (“bi dakka” desin)
    eline ayağına düştüm
    (karnına basınca desin)
    sensin artık ne varsa:
    aşktı, kavgaydı, uzak yerler özlemiydi
    (alalım, n'olur, bir bebek
    gözlerinde bizim bakışımız olsun)
    kan-revan sevişelim
    s. hanım, n'olur, gelmesin
    tutarsızlık deme bir daha
    bizim sigaralarımız birbirini tutmuyor
    bir bebek alalım çarşıdan
    çay kahve içsin
    çay dedim de aklıma geldi
    şeker eksiği giderilsin;
    sigara dedim de aklıma geldi
    sigara bas parmağıma
    yansın parmağım cızz! desin
    benim ceketim askıda
    böyle yıllarca beklesin
    gömleğin eteğinin içinde
    yüzyıllarca…
    çamaşırlarımız tutkuyla çıkarılmış
    aşkla sıyrılmış çamaşırlarımız
    dört kat çimenin üstünde
    ve çarpınan bedenlerimizin altında
    ve yaşlı, hoşgörülü aynanın karşısında
    ve saatimi mutlaka çıkarmalıyım bundan böyle
    ne diyordum, işte çamaşırlarımız
    dalgalanan etimizin altında
    ezilsin böyle binyıllarca
    bir kokun var senin: iksirdir
    yaptığın çay iksirdir

    içindeyken senin, ne içindeyim
    birtakım yapraklar içindeyim
    (n'olur al bir bebek çarşıdan
    maltepe desin
    kahverengi desin
    yumurta desin
    bir sınır hediyesi desin)
    geldim işte vurdum kapıyı
    birdenbire seni!
    sessizce
    güvenli ama hüzünlü
    hüzünlüyse de güvenli
    bir orman perisi gibi
    bir ağaç gibi, dalını
    nereye uzatacağını bilen.
    sonra iki yudum konyak
    koltuklar sadakat dolu
    sehpanın sarılışı ise
    sanma ki başka şeyden
    sevinçten, yavrum,
    sevinçten sevinçten
    vinç! diye öter sevinç kuşu
    n'olur al bir bebek
    karnına basınca vinç! desin
    basmayınca da vinç! desin

    Ben böyle düşünüyorum,
    senden ne haber?

    Cemal Süreya
    ... stephen byerley