gary yourofsky`nin veganizm hakkında eleştirilere, vegan olmayanların bu tutumlarını meşrulaştırma çabalarına ve bu konudaki mantık hatalarına, klasikleşmiş yanlışlara, sivri bir dil ve zekice örneklemeleriyle; cevap niteliğinde kaleme aldığı yazısı.

ölü hayvan eti yiyicileri artık hiçbir bahaneleri kalmadığında, iki türlü ahmaklıktan birini ortaya atarlar. birincisi, veganlara saygı duyduklarını söyleyip aynı şekilde kendilerine de saygı duyulmasını isterler. tabii ki vücut yeyiciler veganlara saygı duyarlar. saygı duyulmayacak ne var ki? bizler çok mu merhametli, çok mu bağışlayıcı, çok mu hayır severiz? et yiyicilerin veganlardan saygı beklemeleri nambla (kuzey amerika oğlan severler) sübyancılerının tecavüzcü olmayan insanlardan saygı istemelerine benziyor. acımasızlığı seçen insanlara saygı duymuyorum, bir sübyancının küçük erkek çocuklarına tacizde bulunmayı seçmiş olmasına saygı duymuyorum, bir tecavüzcünün bir bayanın vücudunu kirletme arzusuna saygı duymuyorum, bir hırsızın banka soymasına saygı duymuyorum, bir nazinin, yahudileri, zencileri, eşcinselleri, vs. yani kendisinden aşağı görme ve onları bu yüzden ortadan kaldırma inancına saygı duymuyorum, ayrımcılık ve nefret üzerine kurulu hayat tarzlarına saygı duymuyorum...

et yiyenlerin ikinci ahmaklığı ise vegan hayat tarzını, bitkilerin dünya veganlarını beslemek uğruna acı çektiklerini ve öldürüldüklerini iddia ederek suçlamaya kalkışmalarıdır. oysa ben hala "havuçlar için ahlaksal davranış insan cemiyeti", "brokoli için son şans", "elmalar bugün de yarın da mutlak korumayı hak eder"... isimli kuruluşları bulmaya çalışmaktayım. "havuçlar için ahlaksal davranış insan cemiyeti" diye bir şey yoktur, çünkü herkes bir havucu topraktan çekip almakla bir domuzu parçalara ayırmanın arasındaki farkı bilir. ayrıca yine herkes çim biçimiyle, yumurta endüstrisi elindeki erkek civcivlerin canlı canlı kıyma makinesine atılmasının arasındaki farkı bilir. eğer kişi aradaki farkı anlamıyorsa samimi değildir, delidir, mantıksızdır. bazı insanların havuçları ineklerle kıyaslaması, et yiyenlerin baskıcı düşünce çamuruna ne kadar battıklarının kanıtıdır.

izin verin, size bitkilerle hayvanların birbirleri ile bir şekilde benzerlik gösterdikleri düşüncesinin saçmalığını daha da açıklayayım.

karım geçenlerde ailesinin evini ziyaret ettiğinde, çocukluğundaki yatak odasında bulunan 20 senelik kaktüsün kötü durumunu fark etti. ipuçları almak için bazı bahçecilik siteleri takibinden sonra kaktüsü yarıdan kesip kuruması için 3 gün güneşin altında beklettik. dracaena bitkisiyle tekrar diktik ve şimdi tekrar canlandı. eğer hayvanlar ile bitkilerin aynı olduğuna gerçekten inanıyorsanız o zaman küçük bir çocuğu yarıdan kesin, bakın bakalım ne oluyor! daha iyisi, yakınınızdaki bakımevine gidin ve oradaki herkesi yarıdan keserek iyileştirin. gerçek şudur ki, eğer bu websitesi havuçların ve domateslerin çektiği acıları anlatmış olsaydı, kaju fıstıklarının çektiği gaddarlık hakkında konuşma yapmış olsaydım ya da insanların ağaçtan elma topladıklarını gösteren bir kamera görüntüsü gösterip elma toplama hakkında hiddetlenseydim... bana poponuzla güler ve arkadaşlarınıza benim çılgınlığım hakkında telefon mesajları gönderirdiniz.

et yiyicilerin bakış açısından bile, hissiyatlı milyarlarca canlının acı çekmesine sebep olurken, hissiyatsız bitkilere özgürlük ve vücutsal tamlık hakları vermekten bahsetmek mantıksızlıktır. hayvanların aksine bitkiler, merkezi sinir sisteminden, ciğerlerden, kalpten, böbreklerden, bağırsaklardan, kandan, kulaklardan ve gözlerden yoksundurlar; işemezler ya da dışkılamazlar. kimse komşusunun çimenlerini kesmesi karşısında dehşet içinde çığlık atmaz (çimenlerde bitkidir). fakat eğer komşularınız kapı önüdeki çimenler üzerinde bir domuzu parçalarına ayırıyor olsa gözyaşları, fiziksel müdahaleler olur ve gerekli yetkililer bu kanlı olayı durdurmak için olay yerine çağırılırdı. üstelik, eğer insanlar samimi olarak bitki yemenin yanlış olduğuna inanıyorlarsa, ultra-vegan yaşam şekli olan fruitarianismi (meyve ve kuruyemiş tüketimini) seçebilirler. yahudilik, hristiyanlık ve islam`ın anlayışına göre, cennet fruitarian bir bahçeydi . fizyolojik açıdan ise insanlar fruitarian/frugivoredur.

hicivci filozof voltaire "sizi saçmalıklara inandıranlar, vahşiliklere yol açmanızı sağlayacaklardır" demiştir. söz konusu acı ve ızdırap, çığlıklar, kan, acıdan kıvrılmak ve korku olduğunda, hayvanların sergilediği tavırlar sözde bitkilerin titremelerinden daha baskın çıkacaktır.

fakat, bu sözde "bitki öldürme" argümanının ne kadar samimiyetsiz olduğunu tam olarak göstermek için, bir saniye için bu görüşü ortaya atan et yiyicilerin veganların gerçekten bitkilerin acı çekip öldürülmesinden sorumlu olduğuna inanıyor olduklarını varsayalım. eğer böyle bir şey söz konusu olmuş olsaydı, bunu iddia eden et yiyiciler mantık olarak kendilerini veganizme adarlardı. eğer yukarıdaki hayvansal tarımcılık hakkındaki iki bölümü etüd ettiyseniz, et yiyen toplumların veganlardan daha fazla bitki katlettiğini biliyorsunuzdur. amerikada mısırımızın, yulafımızın ve soyamızın %70 ile %80i her sene ödürülen 10 milyar kara hayvanın beslenmesi için kullanılmaktadır. global olarak dünyadaki bitkilerin %35 ile %65i her sene öldürülen 60 milyar kara hayvanını beslemektedir. eğer insanlar hayvanları yemeye bir son verirse, daha az bitki hasat edilir; hatırlayınız, tek bir vegan, karnivor bir insan tarafından doğrudan ya da dolaylı olarak tüketilen bitkisel materyalin direk olarak sadece 1/10unu tüketmektedir. veganizm bu problemin hala tek çözümüdür, çünkü fizyolojik olarak otçul olan insanlar doğrudan bitki yerlerse -hissiyatlı ya da hissiyatsız- daha az canlı ölmüş olacaktır. bir grup hayvan tarımcılığı insanlarının bünyesindeki "bilim, teknoloji ve tarımcılık konseyi" bile, 90lı yılların başında amerikadaki ekinlerin dünya genelindeki her insanı iki defa besleyecek kadar çok olduğunu belirtmişti. fakat bunun bir şartı vardı; herkesin vegan olması gerekecekti!

üzücü olarak bu gerçekler, ne hayvanların ne de bitkilerin çektiği acıları zerre kadar umursamadıkları için, bitki yeme argümanıyla kaçış yolu arayan et yiyen insanlar üzerinde neredeyse hiç yok denilebilecek kadar az bir etki yapmıştır. bu kişilerin (et yiyenlerin) yaptığı tek şey et yiyebilmek için çeşitli, bayat bahaneler bulmaktır sadece!

bazı et yiyenler, ekinleri hasat eden traktörlerin bazı hayvanları kazara öldürmesini sebep göstererek, veganların dolaylı yoldan hayvan öldürdüklerini iddia ediyorlar.dünya genelinde 60 miyar kara hayvanının mezbahalarda ve 90 milyar deniz hayvanının ise önceden planlanmış bir şekilde öldürülmesi, traktörün tarlalarda kazayla neden olduğu ölümlerle tamamen zıtlık içindedir. adaletsiz yasal sistemlerimiz bile önceden planlanmış cinayet ve kaza sebebi olan ölümler arasındaki farkı tahakkuk etmektedir. çiftiler traktörlerini, yer sincaplarını ve yılanları kasten öldürmek için kullanmadıklarından dolayı, bunun ne zaman, nerede ya da hiç olup olmayacağını hiçbir zaman bilemezsiniz. mezbahalar, et tüketicileri için hayvanları -bile bile- öldürmektedirler. kimse kasıtlı olarak yer sincaplarını veganlar için öldürmez. sasha (bkz: sasha farm) hayvan sığınma çiftliğinde 15 sene gönülü olarak çalıştım. tarladaki otları biçerken bazen bir tarla faresinin ya da yılanın balyalandığı olmuştu. fakat bu bizi hiçbir zaman kasıtlı katiller yapmadı, sadece 21. yüzyılda makinelere güvenen insanlarız biz. makineleri kullandığımız sürece kazayla gerçekleşen hayvan ve insan ölümleri yaşanacaktır. hayvan-traktör konusunu ortaya atan et yiyicilerin, dünya genelinde her yıl milyonlarca insanın ölmesine sebep olan araba ve kamyonları kullanmaya devam etmeleri tam bir iki yüzlülük değil mi? bu kazara gerçekleşen ölümlerin et yiyiciler için hiçbir sakıncası yok çünkü onlar insan öldürme bağımlıları değillerdir. onlar hayvan öldürme bağımlılarıdır. ve bağımlılar bu dünyayı tahrip eden, en çılgın, en mantıksız, bahanelerle dolu insanlardır . bağımlılar, alışkanlıkları söz konusu olduğunda her zaman mantıksızca hareket edenlerdir. siz, söz konusu alkol, sigara ve eroin olduğunda mantıklı ve ahlaki davranan alkolik, sigara içicisi ya da eroin bağımlısı gördünüz mü hiç? tabii ki hayır ve aynı şekilde söz konusu hayvan hakları konusu ya da insanların hayvanları köleleştirmesi, katletmesi ve yemesi tartışmaları olduğunda da, rasyonel ya da ahlaki düşünen et, yumurta ve süt ürünleri tüketicileri bulamazsınız.

veganlar ölçülü hareket ederek, dünyamıza ve içinde yaşayanlara istemeyerek de olsa verebilecekleri en az miktarda zararı vermektedirler. et yiyiciler bu dünyaya ve içinde yaşayanlara kasıtlı ve kasıtsız bir şekilde en yüksek oranda zarar vermektedirler, çünkü dünyadaki tahılların %50si ile 60 milyon kara hayvanını besleyerek, 60 miyon kara havyanını ve 90 milyon deniz hayvanını önceden planlanmış bir şekilde katlederek ve sonrasında kazayla doğada yaşayan hayvanları traktörlerle öldürerek milyonlarca insanın kasıtlı bir şekilde açlıktan ölmesine sebep olmak mantıksızlıktır. vegan olarak, üç problemle yaşamak yerine bunların ikisini ortadan kaldırabiliriz!
Ceker mi cekmez mi amk? Evet ya da hayirdir.
Duz adamim ben, okuyamam bu konu icin su kitap niteliği taşıyan entryi.
hakkında yöneltilen sorulara şu alıntısı ile cevap verebilecek yazıdır.

''hayvanların aksine bitkiler, merkezi sinir sisteminden, ciğerlerden, kalpten, böbreklerden, bağırsaklardan, kandan, kulaklardan ve gözlerden yoksundurlar; işemezler ya da dışkılamazlar. kimse komşusunun çimenlerini kesmesi karşısında dehşet içinde çığlık atmaz (çimenlerde bitkidir). fakat eğer komşularınız kapı önüdeki çimenler üzerinde bir domuzu parçalarına ayırıyor olsa gözyaşları, fiziksel müdahaleler olur ve gerekli yetkililer bu kanlı olayı durdurmak için olay yerine çağırılırdı.''
hayvanların sinir sistemini etkisiz hale getirirsek bir sorun yok o zaman ? veye hayvanları uyutursak ?
Ya bu nasıl entry Allah aşkına çekiyosa çeker yaz aq niye bu kadar uzatıyorsunuz sadece Sayfanın altına inmeye çalışırken şarjım %5 oldu manyak mısın gece gece çiçeğine sokayım.
var olan bir yaşam algısını sonlandırmak ile bilinci olmayan bir yaşamı yaşayabilmek amacıyla sonlandırmak arasında fark vardır. dağlar kadar fark. siz hiç gencecik çocuğuma nasıl kıydılar serzenişini duymadınız mı da hala et yemeyi meşrulaştırma çabasındasınız?
veganların yeni tespitidir.onlarda acı çekiyorsa siz ne yiyeceksiniz aq? benim gelenekseksel lezzettlerimi yok sayaamaz ve beni yadırgayamazsınız aq ben eti her türlü yerim.

neyse vegan biraderlerimi burada üzüp çok fazla yüksündürmek istemem sonuçta onlar naif bir ruha sahip burada yanlarındayım.yemeyin pezevenkler dünyada her canlının sizin kadar yaşam hakkı var hiç bir şey sizin için yaratılmadı!
şu yazıyı okusalar çekerdiler arkadaş ne diyeyim. okumasam bile "emeğe saygı" sözcüğünü köşeye bırakıp burayı terk ediyorum.
et yemek zaten meşru. insan hepçil bir varlıktır. vegan olmak modern çağın getirdiği popülist bir hareket bence. saygı duyuyorum tabi tercihlere. ama duygusallığı bir kenara bırakıp gerçekleri konuşmak gerekirse türümüz hem et hem otla beslenir . etle beslenmek de beynin gelişimi açısından önemlidir.
etten aldığın vitamini ottan alabildiğin bir gerçekliğin var.sindirim sistemin ve dişlerin etçil bir yapıya sahip değil yani senin öğütücü ve sindirim sistemin bir etçil gibi çalışmıyor.et yiyerek sağlığına verdiğin zararın hatti hesabıda yoktur bugun kalp krizinin en büyük sebeblerindendir hea ben et yemiyor muyum amına bile koyuyorum.
Bu nedir ya... Biri özet geçsin yaşama sebebimi soldurdunuz benim. Bitki oldum sizin yüzünüzden ya.
insanın et yiyebiliyor olması onu hepçil yapmaz. insan binlerce yıl önce vahşi doğadan kopup gelmiş, irade ve vicdan sahibi bir canlıdır günümüzde. et yemenin, modernite ile birlikte kabul edilemez olması ise empati tabanlıdır. bir olgu, özellikle de ölüm-kalım ile alakalı bir olgu gelenek, kültür ve dini etkiler baz alınarak meşrulaştırılamaz. dediğim gibi, gelişen zeka seviyemiz ile birlikte irade ve vicdan gibi nitelikler kazandık. bir şeyin doğru olup olmadığına karar vermek için öncelikle elimizi vicdanımıza koymalıyız. popülist bir hareket olduğunu da düşünmüyorum. popülist bir davranış görmek istiyorsak, elimizdeki dokunmatik telefonlara, kullandığımız sosyal medya mecralarına, starbucks ve selfie tarzı akımlara bakmamız yeterli. beyin gelişimi konusunda bir bilgim olmadığı için cevap veremiycem.
hezimet ve diğer arkadaş,insan omnivor (hepçil ) varlıktır. hem etle hem otla beslenir.konuyla ilgili bilimsel kaynak için http://www.evrimagaci.org/fotograf/56/1280

edit: diş yapıları,sindirim sistemi iddialarına da cevap verilmiştir linkte.
O uzun entryi okumadim ama zannımca yani bana göre büyüyp gelişmeye çalışan her şey acı çeker.
Bozar mı sandın Acılar.
başlarım çiçeğine bana bi şey olmasın.
bakın, insana hepçil demek bir çeşit algı yönetimidir. teknik olarak insanın hepçil olduğu doğru olabilir ancak günümüzde hepçil dendiğinde; ''yaşamak için ota ve ete mecburdur'' ana fikri çıkartılıyor. nitekim kullanılış biçimi de bu şekildedir. bir canlı etçilse, et yemeli, otçul ise ot yemeli gerçeği ile karıştırılmakta. insanın evrimsel süreçte hepçil olması, sadece bitkisel kaynaklı yaşayamayacağı manasına gelmiyor. yani bu, et yemeyi meşrulaştırmak adına öne sürülen mantıksız argümanlar kategorisine giriyor.
kısacası birader biz et yemezsek çalışan onca fabrika, et ürünlerinde parayı götüren onca firmanın hali ne olur aq? bu sürekliliği sağlayan ve hiç bir şekikde et yemememiz konusunda en ufak bir adım atmayan sermayelere ne söylenmeli?

hadi inanan bir insan için dini konular ön plana çıkıyorda inanmayan adam bu konuda diretemez aq o kadar.yok lezzetli diyorsan benim gibi yapta bir pirzola yiyek aq.
isotluk biber çeker.
hayvanların üzerinde yapılan deneyler et tüketmek kadar vahşi olmasa da benim gözümde vahşettir. ayrıca sivrisinek öldürmüyorum. ki öldürsem bile bu bana zararı olduğu içindir. rakı-balık yapmak ile sivrisinek öldürmek farklı şeyler yani. söylediklerin o kadar mantıksız ki kendi içerisinde ben vahşeti onaylıyorum diye bağırıyor zaten. iki yüzlülüğün bu kadar.
Bu konuda Çok bir bilgim yok fakat hemen lise biyolojiden kalan bilgilerim ve düz mantıkla konuya atlıyım. Bitkilerde sinir sistemi yoktur yani acıyı algılayabilecek bir mekanizma yoktur. Yani acı çekmezler.

Ha unutmadan.. (bkz: derdini sikeyim butonu)
çeker mi çekmez mi? bunlar ne lan yazmışınız gılgamış destanı gibi.
Bitkiler insanlardan ve hissetme yeteneği bulunan hayvanlardan niteliksel olarak şu anlamda farklılar; bitkiler de canlılar ama duygu hissetmiyorlar. Bir bitki günışığına ve diğer uyarıcılara tepki verebilir; ama bu durum bitkinin hissetme yeteneği olduğu anlamına gelmez. Eğer zile bağlı bir tel aracılığıyla elektrik akımı yayarsak o zaman o zil çalar. Ama bu, zilin hissetme yeteneği olduğu anlamına gelmez. Bitkiler sinir sistemleri, benzodiazepin alıcılar veya hissetme yeteneği ile bağlantılı gördüğümüz diğer niteliklerin hiç birisine sahip değildir. Bitkiler kendilerine zarar veren bir eyleme tepki olarak hiç bir şey yapamazken neden hissetme yetenekleri geliştirsin ki? Eğer bir bitkiye alevi yaklaştırırsanız bitki kaçamaz; olduğu yerde kalır ve yanar. Eğer bu alevi köpeğe yaklaştırırsanız köpek siz ne yaparsanız aynen onu yapar, acıyla bağırır ve alevden uzaklaşmaya çalışır. Hissetme yeteneği rahatsız edici uyarıcılardan kaçarak hayatta kalmalarını sağlamak amacıyla sadece belirli canlılarda evrim geçirerek var olmuş bir niteliktir. Hissetme yetenği bir bitki için hiç bir amaç taşımaz; bitkiler “kaçamazlar”.

Bitkilerin tek bir duyusu (dokunma) olduğuna düşünen Jainler (Hinduizmin bir kolu) bile bitki ve hayvanların (böcekler dahil) niteliksel olarak birbirinden farklı olduğunu kabul ediyor ve bitkilerin yenmesini değil ama hayvanların yenmesini yasaklıyorlar.

ikinci olarak, eğer insanlar gerçekten bitkileri sömürme konusunu ciddiye alıyorsa o zaman hayvan ürünleri yiyerek aslında sadece bitki yiyerek yaşayanlara kıyasla çok daha fazla bitki tükettiğini idrak etmelidir. Çünkü bir kilo et üretmek adına kilolar dolusu bitki tüketilmesi gerekiyor.
Bir bitki ağlıyor gözleri yaşlı...
aci cekmeseler yapragi koparilinca yada dali kirilinca neden gozyasi gibi sivi cikariyorlar.
güncel Önemli Başlıklar