bu konuda fikrin mi var? buraya entry ekle. üye ol
  1. 1.
    sürekli olarak fedakarlık üzerinden edebiyatı yapılan bir şey.

    halbuki, temel olarak sevmek, zaten kendini sevmek olamaz. kendini sevmek, güdüsel bir şey, korunma ve yaşayışı tahkim etme ihtiyacından kaynaklı. hayvanlarda da bulunan bir şey.

    birine meftun olmak ise başlı başına ilginç bir şey. evrimsel mekanizma ile açıklanabilir gibi gözükmüyor. en iyi eşi seçme, üreme güdüsü falan, çok yavan kalıyor.

    onun iyiliği ve ihtiyaçları öncelemek, belki de ortaya konulabilir tek ispat olduğu için ölçüyü buradan alıyoruz. bir insan için kendi ihtiyaçların ve kendi iyiliğine olan şeylerden ne denli vazgeçebilirsin, meselesi.

    bu noktada mecnun pezevenginin çöllere düşmesi falan, tabi bu edebiyatın olmazsa olmazı. sonradan leyla'yı bulup tanımaması, efendime söyleyeyim, olaya ilahi aşk derinliği kazandırmalar falan. bilemiyorum, eseri okumadım ama mecnun'dan haz etmiyorum pek.

    olayı leyla cephesinden de dinlemek isterim şahsen.

    diyesim; bu bir ihtiyaç mı, maruz kalınan bir şey mi?

    bu ikisinden birisiyse nelerden vazgeçip neleri feda ettiğimizin pek bir önemi kalmıyor zaten, zira, mevzuyu seçim'den çıkartıyor.

    yok ciddi ciddi bir seçimse o zaman değerli olsa gerek. teorim şöyle; aşık olmak, seçilebilir bir şey. bir anda şok olma, aşırı beğenme falan, tamam buraya kadar güdüsel ama bu haliyle sürdürülebilirliği yok. herkes aslında birine aşık olmayı seçiyor.

    şartlanarak yapıyoruz bence bunu. yani aslında oturup düşünüyoruz, abi, diyoruz, kız çok güzel, buraya kadar tamam. sonra;

    soru: beni sever mi?
    cevap: sevmez.
    seçenekler: aşık olayım/aşık olmayayım.

    aşık olmayayım'ı evrimsel mekanizma açıklar. geçelim.

    aşık olayım, cevabı ise üremeye engel. başkasını yeterince sevemiyorsun, bunu ister istemez belli ediyorsun, o başkası sana siktir çekebilir ya da seni eş olarak istemeyebilir falan. mantıklı değil.

    e peki biz ne bok yemeye bizi sevmeyen ve bizim olmayacak birilerini seviyoruz o zaman?

    ihtiyacımız mı var? düne kadar yoktu, hatta görmesek, tanımasak, sevmesek eksikliğini hissetmeyecektik ama bir bok yedik işte.

    insana temel ihtiyaçlarını bir hiç uğruna unutturup hayatını sikebilecek bir şey mi? evet. sürdürülebilir mi? kendiliğinden sürüyor gibi.

    dışarıdan bakıldığında seçim değil gibi durmasının sebebi bu olsa gerek. zira, en romantik bile temel ihtiyaçtan vazgeçme üzerinden ölçü alıyor. o da mantık yürütüyor, ona da mantıksız geliyor.

    yârin imansız oluşuna, vicdansız oluşuna falan vurgu yapıyor ki, hani, bak, diyor, senin için nelerden vazgeçtim, niye görmüyorsun, sen niye ölçüyü buradan almıyorsun da, gidip senin için hiçbir boktan vazgeçmeyecek olanlara meylediyorsun, diyor. kendi içinde tutarlı tabi.

    diğer yandan, dünyadaki aşıkların çoğu, hayatlarının aşkını her ne hikmetse yakın çevreden buluyorlar. yakın çevre'den kastım, mevcut ulaşım şartlarında erişilebilir çevreye denk geliyor. yoksa bugün dünyanın en büyük çölünü uygun bir ücret karşılığı tarifeli uçakla 2 saat gibi bir sürede aşabiliyorsun. (mecnun'un pek forsu yok bu şartlarda)

    herkes erişebilir çevreye bakıyor, bir güzel/yakışıklı görüyor, onu beğeniyor, sonra ona aşık oluyor! hayatının aşkı, elmanın diğer yarısı, kendisini tamamlayan eş olarak falan görüyor. iyi de amk, bu nasıl bir tesadüf ki, bu denli özel, bu denli biricik bir şeyi herkes erişebildiği çevrede bulabiliyor? senin için biricik olan ve ondan başka hiç kimsenin seni tamamlayamayacağını söylediğin kişi neden nikaragua'nın köylüğünde doğmuyor da, tam da senin onu görüp tanıyabileceğin çevrede doğuyor? belki fena halde yanılıyorsun, belki senin için özel olan ve seni tamamlayacak olan kişi, şu an demokratik kongo cumhuriyeti'nde bakkal dükkanı işletiyor! ama yok, herkesin hayatının aşkı, bir şekilde erişilebilir çevrede dolanıyor ve ona denk geliyor.

    bu haliyle hiç de mistik bir yanı yok yani.

    yani, seçiyoruz abi biz. bakıyoruz, beğeniyoruz ve bunu şartlanarak sürdürülür kılıyoruz. bu noktada işin olur'u olduğu için sürdürülür kılıyorsak temel ihtiyaç kategorisine giriyor. o zaman aşk meşk anlatma bana. yani, en azından materyalistlerden daha farklı bir veri sunamazsın, diyesiyim. bu, iyi ya da kötü, demiyorum, açıklanabilir, diyorum.

    benim ilgimi çeken, olur'u olmayanda bu denli ısrar etmek ve buna rağmen bunu sürdürülebilir kılabilmek. bak işte o, ilginç. adam/kadın, sittin sene kendine bakmayacak olan için kendini perişan ediyor, portföyünü yok sayıyor, giderini piyasadan çekiyor.

    içinde, temel mantıkla açıklanamaz olan bir istek var. sürdürülebilirliğini açıklayabilecek bir şey yok. hatta, ilk etapta aşık olmayı bile bir seçim olmaktan çıkartıp "başına gelmiş bir şey" gibi anlatsa aksini savunamazsın.

    ama şahsen maruz kalınan bir şey olarak, ansızın meftun olarak tecrübe ettiğim bir şey değil. genç yaşta yaşadığım aşkları o edebiyatın gazıyla başa gelmiş bir şey olarak açıklamaya meyledip kendimi kandırdığım olmuştur. sonradan düşündüğümde fark ediyorum ki, o zamanlar o edebiyata ve çekilmesi muhtemel (dolayısıyla yapay) çileye, o hale düçar olmaya heves etmişim. tutarlı olabilme endişesiyle de o platonik halleri sürdürmeye uğraşmışım. doğrudan birine meftun olunan ve sürdürme çabası olmadan kendiliğinden ilerleyen şeyi ise, dediğim gibi, yaşamadım hiç.

    dahası, böyle bir şeyin olmasına pek ihtimal vermiyorum, ki varsa bile bunu değerli bulmuyorum. hatta mecnun'un da böyle bir süreç yaşadığını sanmıyorum. yani bence leyla'yı görüp contayı o an orada yakmamıştır kanaatindeyim. o beğenmeyi sürdürebilir kılmak için illa çaba sarf etmiş, illa ateşi körüklemiştir. ara sıra çölde "amına koyim ben napıyorum bu siktimin çölünde" diye bir durulup düşündüğü olmuştur. yoksa bir an tutulup deli sikmiş gibi çöllerde dolandıysa ben ne edeyim öyle aşkı?

    seçmemişsin ki, bana fedakarlık anlatasın. seçmediysen, vazgeçtiğin bir şey de olamaz. çıkıp bana "çöle düşmesem şu kadar deve güderdim, ticaret yapardım, paranın amına koyardım" falan diyemezsin yani. mukadder olanı yaşamışsın ve vazgeçtiğini söylediklerin de asla senin için bir seçim olmamış. daha ne bana tırı vırı yapıyorsun?

    halbuki, seçmek başka bir şey. önünde alternatifler var, bir an meftun olup hastalığa tutulur gibi tutulmamana rağmen, o birine aşık olmayı, dolayısıyla ona olan sevgini sürdürülebilir kılmayı seçerek, önündeki diğer bütün alternatifleri elinin tersiyle itiyorsun. diyorsun ki, bana bunlar gerek değil, bana bu sevgiyi sürdürmek gerek. al işte sana seçim ve vazgeçiş. bu gerçekten değerli bir şey.

    ben leyla'nın yerinde olsam mecnun'a siktir çekerdim kafadan. zira ortada bir vazgeçiş söz konusu değil, "söylesene aşkım o kadar kız varken neden ben?!!" muhabbeti bile yapamazsın, tadı olmaz bi kere. "ne bileyim amk, öyle başıma geldi, ben de vurdum kendimi çöllere" der mecnun. hayvansın mecnun!

    mecnun olayı çok çarpıttı, yıllardır bizi de zora sokuyor pezevenk!
    13 -1 ... jetaim
  2. 2.
    okumadım. hatta aşka tövbe ettim.
    10 -1 ... just call me alpha
  3. 3.
    yılların inci goygoyu ve hatta boku çıktı ama bu "okumadım" muhabbetine bi türlü bigane kalamıyorum, her seferinde gülüyorum amk!
    8 ... jetaim
  4. 4.
    dokunmak çok farklıdır, tenini hissetmek çok farklıdır, size bakışı, saçlarının dokusu çok farklıdır, gözleri çok güzeldir, gözlerinizi kapatıp hissetmek istersiniz, yakınında olmak istersiniz. el ele tutuşmak, omuza kol atmakla yetinemezsiniz, sarılmak istersiniz hep. hep daha çok sarılmak.
    7 ... hars
  5. 5.
    geri dönülmezdir.
    1 ... gold tab gibson
  6. 6.
    benim en büyük korkumdur. ne zaman birine aşık olsam sonu hüsranla bitiyor. o sıkıntıları bir daha yaşamak istemiyorum.
    3 ... hatake kakashi
  7. 7.
    Hiç geçmeyen bir yara gibi. Acıtır ama o kanın akmasından da sadistçe bir zevk alırsın.
    2 ... don lastigi
  8. 8.
    Sonunu bilmediğin bir yola girmek.. Korksan bile olcaklardan asla geri dönmemek, dönememek.
    1 ... strawberryyy
  9. 9.
    Sonu her daim kötü biten tecrübeyle sabit deneyim.
    2 -1 ... nokwey
  10. 10.
    rahat batmak.
    3 -1 ... il dentisto