1. 1.
    selam günlük, merhaba yaşam.

    bu sabah doğdum.
    larvamdan çıkarken yansıyan ışıklar gözümü kamaştırdı. işığı ilk kez gördüm ve sevdim. larvayken gözlerimi açamıyordum, merak içindeydim, tutsaktım. güzel oldu; hep orada kalacağım sanıyordum. artık özgürüm. aydınlığa kavuşacağım, uçacağım.

    ***

    sonradan öğrendiğime göre kraliçe karıncanın odasındaymışım ve burası sabahın ilk ışıklarını alırmış. başka zaman da yuvanın hiçbir tarafı aydınlık olmazmış. uyandığımda yanımda kimsecikler yoktu üçü dışında, üç karınca başımda bekliyordu. gözlerimi açınca hep bir ağızdan hoşgeldin dünyaya diye bağırdılar, neşeyle. hoş elbiseli olan, kraliçe karıncaymış, gülümsedi bana ve ekledi: "hoşgeldin kelebek, askerlerim seni yuvamızın yakınında bulup getirdiler dün ve odama aldırdım seni, gözlerini burada açasın diye. açtın çok mutluyum"

    ***

    uyandığımda afallamıştım, sakinleştim. baktım, gördüm: dünya(yuva) güzel bir yere benziyor. yaşayacağım. kraliçe çok iyi birine benziyor, minnetimi sunacağım. kim tutar beni. mutluyum.

    kraliçe acıkmış olmalısın diyerek emir verdi askerlere: "bitki suyu getirin kelebeğimize." emir verirken bile çok inceydi kraliçe, zarafeti ve naifliği bünyesinde barındırıyordu. hoş kadındı, iyilik timsalıydı.

    ***

    odada kendimi görebileceğim bir ayna gördüm, bakabilirsin dedi kraliçe. mavi benekli beyaz kanatlarım vardı, bunlar seni uçurur dedi. aynadan bile zor fark edilen bir hortumum vardı, bununla bitkilerin özünü içersin dedi. altı tane ayağım vardı, bunlarla çiçeklere konarsın. bir sürü gözüm vardı, kraliçeyi görebileyim diye var olmalılar diye düşündüm.

    bir saatten fazlaca vakit geçirdim kraliçeyle bana çok iyi davrandı. ilk beslenmemi onun odasında yaptım. ilk sohbetimi onunla ettim. şefkati, hoşlantıyı onunla tattım. gözüm ilk onu gördü.

    ***

    yemek sonrası tüm zarafetiyle yanıma yaklaştı kraliçe, sol kanadıma bir öpücük kondurdu ve ona en yakın gözüme baktı:"artık uçmalısın kelebeğim. bak benim çocuklarım ve askerlerim var. sana benzeyenleri görmeli, onlarla çiçekten çiçeğe konarken muhabbet etmelisin. göklerde süzülmeli, bir kelebeğin kanatlarında huzur bulmalısın" dedi sesi titreyerek.

    bir anda mutluluğum hüzne döndü; kraliçeye en uzak gözümden bir damla yaş döküldü. duygu değişimini, üzüldüğümü belli etmemeliyim. düşündüm. buradan gitmeli miyim? bana benzeyen kimseler var mı yuva dışında? kraliçeyi çok sevmiştim oysa. bunları düşünürken küçük boylu asker gözyaşımı bir yaprağın üzerine aktardı ve odadan çıktı.

    ***

    kraliçe bu sefer sağ kanadıma aşk etti:"beni anladığını biliyorum, seni sevdik. çocuğumuz, sevgilimiz gibisin ama gitmelisin. uçunca anlayacaksın haklı olduğumu, bir başka kelebeğe rastlayınca kraliçemi iyi ki dinlemişim diyeceksin. üzülme, buraya tekrar gelebilirsin, gelmelisin."

    kraliçeye sarıldım ve biraz da ben konuşmalıydım: "geleceğim tabii ki, sizi seviyorum" dedim toprak kokusuna karışan kraliçenin havasını solurken.

    "hadi git" derken bir damla yaş süzüldü gözlerinden, bu sefer uzun boylu asker yaprağa aktardı kraliçenin yaşını.

    ***

    yürüyerek çıktım yuvadan, küçük boylu gözyaşı toplayıcının eşliğinde: "hadi bakalım, artık uç ve gökyüzünden bizi seyret kelebek kardeş"

    askere de teşekkürümü sundum ve bir damla daha yaş süzülerek kanatlandım. bu sefer kimse yaprağa aktarmadı yaşımı.

    duyurmak için bağırdı küçük yaş toplayıcı: "yarının yokmuş gibi uç, çiçeklere kon, huzurla seviş"

    ***

    yağmur yağıyordu.
    gökyüzüne doğru süzüldüm...
    2 ... buyur burdan yaz