1. .
    hemen yanımdaki koltukta otururken, antalya semalarından düşen yağmur damlalarına bakarak; buğulanan gözlerini tülbendiyle sildikten sonra; "aaaah aaah, veysel'in türküsüydü bu." dediği andır.

    efendim, malumunuz fırtına ve selin göğü yere kattığı akdeniz sahillerinde şu sıralar, bilgisayar başında cm oynamak ya da sözlükte engin bilgilerimi(!) paylaşmak* ve trolleri eksilemekten başka yapacak bir şeyim yok. belgesel izle, kitap oku dediğinizi duyar gibi oluyorum; o da benim bok yemem, kusura bakmayın...

    birkaç çeyrek saat önce, güzel güzel sevişirken sözlüğümle; babaannem içerden bağlamamı getirmiş, "al oğlum iki dakika çal da dinleyeyim, yarın bir gün gideceksin okula zaten, ölürüz kalırız belli mi olur?" deyince, "vay benim neneciğim,* sen iste ben sana albüm yapayım." deyip sarıldım tabi kendisine. neticede içimi parçalamıştı sözleri ama bizler sanatçılar olarak, toplumu karamsarlığa itmemeliyiz diye düşünüyorum... *

    kendisinin en sevdiği türküler, karadır kaşların ve çırpınıp içinde döndüğüm deniz türküleridir. beraber söyledik bir şeyler, ama o kadar güzeldir ki; babaannemin ritmi kaçırarak, yanlış sesten söylediği türkülere eşlik etmek, işte bunun tadını da bi ben bilir, bi ben yaşarım...

    kendisinin adını taşıdığım, öleli 20 seneden fazla olan dedemin eşi olan babaannem, benim onun tek hatırası olduğumu düşünüyor, yanılmıyorsam. yanılmıyorum lan valla bak. ne zaman bir tutam türkü duysa, öylece bakar, hüzünlenir, ne düşünür bilmem ama tahmin ederim. adımı düşünür yıllar önce kaybettiği...

    sazı bırakıp tekrar sözlüğün başına oturduğumda, bir tane mandalina getirdi bana. o sırada sizlere güzide bir entry yazıyor olmamdan ötürü elleriyle yedirdi, var olasıca. sonra kuzey yarım kürede, güney cepheli evlerin akdeniz'e baktığından mıdır bilmem, yanımdaki yönü aşşaığıya bakan koltuğa oturdu. "babaanne sana türkü açayım mı bir tane?" dedim ve işte orada dünyanın en masum cevabını verdi bana. "yok oğlum ya gerek yok, uğraşma." dedi. tabi ilk başta bana ben de, hiçbir şey çakmadım. aradan biraz vakit geçti, ben de çok seviğim bir aşık veysel türküsü açtım: "çiğdem der ki, ben alayım".

    oturduğu koltuktan başını uzattı ekrana doğru, sizleri ve entrylerinizi gördü. -okuma yazma bilmez, korkamyın.- sonra beni ders mi çalışıyor sandı, oyun mu oynuyor sandı bilmiyorum ama aynen şöyle dedi hoparlörlere bakarak;
    -aaaaaa, ses burdan mı geliyor? ben, ses ordan geliyor zannediyordum.
    dedi ve gülümsedi biraz. sonra da;
    -cahillik zor oğlum be, biz zamanında radyoya bile akıl sır erdiremezdik.

    o an anladım ki, az önce bana "yok oğlum gerek yok, uğraşma." demesinin sebebi, beni rahatsız etmek istememesiymiş. monitörden ses çıkıyor sanıyormuş. dedim ki kendi kendime, ne ballı bi deden varmış, ne güzel bir kadına sahip olmuş...

    şimdi tam yanımda oturuyor. "babaanne arkadaşlarıma senden bahsediyorum." dedim, "selam söyle hepsine dedi." sizlere selamı var, gözlerinizden öpüyor...
    5 ... rakinfish
  2. .
    messenger, skype gibi görüntlü konuşma hizmeti salayan programlarda torunuyla konuştuğu, konuşamayıp gözyaşı döktüğü andır.
    ... ayak yuzuk parmagi