1. 1.
    bilmem kaçıncı masum uçuşlarında, sakladığı iğnesini, üzerine çarpan terlik topuğuna savurarak sonuncu direnişini gösterdi arı. henüz varlığını fark edemediği pencerelerin camlarına bininci kez çarpışına rağmen azimle girmeye çalıştığı ışıklı odaya nihayet pencerenin açık kısmından varabilmişti. üzerindeki beyaz tavan ve önündeki suni nesnelerin arasında anlamsız gel-gitlerini sürdürürken doğasında ufak olan fakat vardığı yerde yeterince ciddi bir hata ile yere çakılıp, kalkmaya yönelen çırpınışlarını sonlandıran o terlik topuğuna uzattı iğnesini. fiziğin acımasızlığından olsa gerek o bazı türler için felaket yaratıcı iğne, o terlik topuğunda bir iz olarak çizik bile bırakamadı. terlik henüz üzerinden kalkıp odanın bir kenarına fırlatıldığında, başkaldıran arı hala birkaç ayağını hareket ettirebiliyordu. beyhudeliğin farkındalığı onun varlığına ait bir şey değildi. o da varlığına uygun davranarak birkaç saniye ile sınırlanmış yaşamını son kez eline almaya çalıştı. hayır, arı ayaklarını kaçmak ya da yeniden ayağa kalkmak için hareket ettirmiyordu. o, ayaklarını hala hareket ettiriyor olmasıyla ilgileniyordu. belki birkaç saniyeden daha az bir süre öznesi olacaktı eyleminin ama vakit ile ilgilenmeyerek sadece özne olmakla meşguldü.

    yalnızca birkaç saniyenin nihayetinde hareketsizliği görünürken, terliğin sahibi sadece bir toz zerresine üflemişçesine rahat bir şekilde yeniden yasladı kıçını sandalyesine. yeniden eline alıp bardağını bir yudumla ıslattıktan sonra boğazını hala yerde yatan ölü arıya baktı bir anlığına. o bakış saatlerin ölçtüğü zamanda belki yarım saniye idi ama o bakışta varoluşunda oldukça uzundu. "bir arının ölüsü sadece." dedi kendi kendine, "sadece bir arı." birkaç dakika elindeki bardağın havada asılı durmasına izin verip boş duvarı orayı görmeksizin seyrettikten sonra yeniden eğildi olay mahaline. artık devinmeyen kanatlarının birisinden kavradı "sadece ölü bir arı"yı, ayağa kalktı, açık pencerenin önüne gelip karanlığa ve yere süzülmesi için bıraktı. arı biraz sonra toprakla kavuştu. onu sinesine basan toprak ve kendi kadar büyük yağmur damlaları arasında o nihayetsiz ve aslında evvelsiz sessizliğe kanat çırptı arı.

    katil, katlindeki failliğini umursamadan kafasını yeniden içeriye sokacakken yukarı kattaki komşunun ona seslenen sesine kulak verdi. "dışarıyı mı izliyorsun?" dedi kadın aslında cevabını merak etmeden. "hayır, az önce bir arıyı öldürdüm de ölüsünü dışarıya atıyordum." diye cevap verdi. "ah, baş belası arılar. iyi yapmışsın." dedi kadın konuşmanın son sözü olan bir tonda. "evet, evet. her yerde uçuşuyor, öldürmeyeyim dedim ama öldürmesem beni sokacaktı. gece gece iş çıkarmasın. neyse iyi geceler size." "iyi geceler."

    işte bir arının katli üzerine söyleşi.
    9 -11 ... lord marcus amoralist piremses