1. 1.
    Yazılarıma her zamanki gibi başlayacağım tabi ki. Ne yazmam gerektiğini bilmediğimi belirterek. Ya da aslında bir şey yazmak zorunda olmadığımı, sizin de muhtemelen okumayacağınızı söyleyerek. Söylemek derken de lafın gelişi yazdığımı ekleyerek.
    Bu böyle sürüp gidecek diye hayıflanarak. Ellerimi çabuk yağlanan saçlarıma daldırıp kafa derimi kaşıyarak. Varlığından yeni haberdar olduğum egzamayı daha da kızdırarak.
    Yapacağım bir şeyler işte.
    (Daha evvel buna benzer ne çok giriş yapmıştım halbuki. Hiçbiri de tamamlanmadı. Tamamladıklarım ise bilgisayar çökmesi yüzünden silindi gitti. Her insanın bir şansı var fakat şansın aurası hakkında tahminimiz pek tutarlı çıkmıyor galiba.)

    Ve evet. Doksan bir sözcüğün ardından hala spesifik bir konuda karar vermiş değilim. Tipik kendim olarak takılıyorum bilgisayarda an itibariyle. Zaten içimi dökmeye de annem zoruyla başladım. Topraklama yapıyormuşsun böylelikle ruhuna. Zaman ilerledikçe, eğer bu davranışı düzenli şekilde devam ettirirsen bilinçaltını temizliyormuşsun ve gelecekte vereceğin kararları olumlu yönde etkileyebiliyormuşsun. (Tabi gerçeklik payı yüzde kaç bir fikrim yok. Ben de kütüphanemdeki kitapların yalancısıyım. Doğru düzgün okumadım bile hatta. Okumalı mıyım kararsızım. Okursam harcayacağım vakte yazık olur mu emin değilim. Ama düşününce, şimdi kitap okusam mı okumasam mı diye beynimi yemek yerine kitap okumaya başlasaydım, kendime daha çok faydam dokunacaktı.)

    Saat 18.39, mart ayının ortalarındayız. Vücudum acayip kaşınıyor, derim kuru olduğu için de kaşıdığım vakit parçalanmaya başlıyor. Yerimde sabit oturmakta zorlanıyorum. Aldığım kiloları vermek istiyorum lakin istemenin ötesine geçemiyorum. Her gün abur cuburu bırakacağımı söyleyip birkaç saat sonra yine yapay gıdaya vuruyorum bedenimi.
    Bunun nedenini sanırım biliyorum.
    Abur cubur yemekten vazgeçemiyorum, çünkü hayatta beni gerçek anlamda mutlu eden tek şey yediğim yapay gıdalarmış gibi hissediyorum içten içe.
    Aslına bakılırsa, ben tatlıyı sevmiyorum bile. Çikolatalı pastayı sevmiyorum. Puding sevmiyorum. Şerbetli tatlı yediğim zaman midem kötüleşiyor. Bisküvi yemek istemiyorum çünkü damağıma yapışıyor. Kuruyemiş yediğimde başım ağrıyor. Meyveyi ise sadece pastada güzel buluyorum. Tek başına sunsalar önüme, afiyet olsun deseler, yemem.
    Dana eti dışında kırmızı et yiyemiyorum. Midem almıyor. Kokusuna dayanamıyorum. Ayrıca kırmızı eti tek başına yiyemiyorum, sebzeli sote olursa şayet az biraz zevkle yiyorum. Vejetarjen olmaya çalıştım fakat hastalandım. Hastalanınca iyice gözlerin odağına düştüm. Yani ilgi çekme anlamında değil ama, et yemekten kaçamaz hale geldim.

    (An itibariyle boşluğa düştüm. Paragraf bitmemeliydi fakat aklımdaki düşünceler sustu, susunca da mecburen gönlünü hoş tutmak adına ara veriyorsun ve böyle saçmalıyorsun. Klavyeye bakarken hava iyice kararıyor. Akşamın iyice yerleşmesini bir tarafım dört gözle beklerken, diğer yanım ışığı açmak amacıyla kalkmam gerekeceğini hatırlatıyor bana. Bu durumdan memnun değilim.)

    (Derken ışığı açtım bile. Memnun kalmışsın kalmamışsın hayat pek umursamıyor görüldüğü üzere.)

    Ne diyordum, evet. Dürüst olmak gerekirse yiyeceklerin çoğunu zoraki yiyorum. Ama iş abur cubura geldi mi, hiçbir şeyi beğenmemekte ısrar eden bünyem bir anda esneyiveriyor. Sanki abur cubur değil de uyuşturucu kullanıyormuşum gibi. Gerçi, yapay gıdalar da eninde sonunda bir tür uyuşturucu değil mi?
    Bedenine giren şeker seni mutlu ediyor sanıyorsun. Çikolatadan aldığın her ısırık sinirlerini yatıştırıyor sanki. Ağzında eriyen o mükemmel yiyecek, dertlerinin bağını da erite erite çözüyor, katıdan sıvı hale geçiriyor, ve sen hafiflemeye başlıyorsun. O kadar hafifliyorsun ki kaynama noktana ulaşmak için tırmanmayı göze alıyorsun. Kaynayıp buharlaşmak, gökyüzüne yükselmek senin tek çarenmiş gibi görünüyor o an gözüne. Tüm bu hayal dünyası gösterimdeyken dikildiğin yerden kıpırdadığın yok halbuki. idrak edebiliyorsun her şeyin simülasyonlaştığını. Ayırt edebiliyorsun senin iyiliğini isteyenle istemeyeni.
    Yine de dünyadan sıyrılmak hoşuna gidiyor. Benim de hoşuma gidiyor. Böyle hülyalara dala dala çıktım altmış yedi kiloya. Gerçekler de suratıma tokat atmasa uyanacağım yok vallahi.
    2 ... asilsen