1. 1.
    yitirilen bir aşkın hala unutulmadığını anlatan en güzel dizeler. yılmaz erdoğanın pastirma yazı isimli şiirinin bitiş cümlesi.

    böyle zamansız güneşli,
    umulmadık mavi günlerde
    bir bekleme salonu yalnızlığına
    bürünüyorum...
    iliklerimdeki yitik aşkı
    sarhoş bir unutkanlığa ilikliyorum...

    sanki şiirini bilmediğim
    bir fransız akşamında
    kaldırım taşlarını sayıyorum kalbimin...
    içimde ayak izlerin,
    aylak bir yaz geçiyor avuçlarımdan...

    ve ben ne zaman,
    kiminle sevişsem,
    hâlâ seni aldatıyorum.

    edit : 45 karakter sınırı.
    7 -3 ... sekizgen
  2. 2.
    birine aşıkken bir başkasıyla sevişebilen insanın demagojisi. kan damlamış kaleminden maşallah..

    (bkz: çok romantiksin lütfücüm)
    6 -3 ... sydera
  3. 3.
    'off lafa bak aq' şeklinde tepki verdiğim cümle olmuştur. tükenmiş birinin şöyleyebileceği sağlam cümlelerden biridir. anlayan için elbette...
    2 ... puldüşü
  4. 4.
    geçen yazdır tutmaya çalışmışsındır.anıları biraz daha taze tutmak için çabalamışsındır.ama yok zaman bu tabi ki geçecek kendi aymazlığında.ve haz doyum sevişmek insana dair ve bundan sonrası yürekten sevişememek.aldatmanın aldatmış insan psikolojisini anlatan güzel yılmaz erdoğan şiiridir.
    2 ... aglasevgiliyurdumagla
  5. 5.
    kalbinde biri varken yatağına başka birini alabilecek kadar aciz olanın söylemidir. ciddiye almayınız.
    -3 ... serafettin
  6. 6.
    her halükarda kişinin kendini aldattığını gösterir..
    3 ... spanger
  7. 7.
    başka birini seven kalbin bedenini tatmin için bir başkasını kullanmasıdır. kötüdür.
    ... dibi dibi rek
  8. 8.
    sevdiğini unutmak için bir başkasıyla sevişen insanın unutamadığını, yapamadığını gösteren en bariz cümlelerdir. beden bir şekilde tatmin olacaktır belki ama ruh doymadıktan sonra anlamsızdır. sürekli bir düşünce kafasında virüs gibi yer edecektir. hayaller anlamsızlaşacak.

    diğer insan belki bunların hiç farkında olmayacak ama zaten en başında aldatılmıştır. bu yüzden bir gün anlasa bile farketmeyecektir.
    -1 ... system error
  9. 9.
    duygusuz sevisen insanin acikliga kavustugu andir.

    duygular baskasinda kalmis.
    ... syme
  10. 10.
    şiir değil de şiyir olsun.

    Yaşamak; üçüncü sınıf pavyon şairlerinin sınıfı belirsiz kadınlara yazdığı şiirler gibi iğreti duruyor üzerimde. 6 numaralı kapıdan çıkıp, koridorun üzerinde günbatımına doğru yönelen bir tren yolu gibi döşenmiş kırmızı çizgiyi takip ediyorum. Sanki bütün kabileler bu rayların üzerinde idam edilmiş gibi. Islak ve sıcak. Ve kırmızı. Tanrı buraya uğramış gibi bırakılan devasa ayak izleri. Koridorun sonundan yayılan cızırtılı bir ses bütün odaları dolduruyor; "Don't Cry." Kafamın üzerinde dönen ama hiç de esinti yaratmayan pervaneye bakıp şarkıya eşlik ederken, Ayrılık ne renk? Diye düşünüyorum sessizce. Kırmızı çizgiye çarpan turuncu huzme, koyuluğu biraz daha saydamlaştırırken can çekişen alyuvarları görüyor gibiydim, çığlıklarını duyuyor gibiydim. Biraz da deli gibiydim...

    Telefon çalıyor...
    Telefon çalıyor, eskitme mobilyalarımı deler gibi bir çınlama ile. Sigaramdan bir nefes daha alıp, kahkaha atarken çıkartıyorum dumanı. içeri sızan ışıkla birleştiğinde bu duman ve kahkaha da olduğunda bir an için korku filminden bir kareyi andırıyor bana. Telefon çalıyor. Bir parça kan damlıyor annemin en sevdiği halısına kesik bileklerimden. Utanıyorum. Telefon çalıyor. Ellerimdeki demir kokulu sıvıyı aceleyle üzerime silip ahizeyi kaldırıyorum; -Neden geç açtın? --Duş alıyordum anne, kan ile... Telefon kapanıyor. Annem her zaman yaptığım ölüm şakalarından biri zannedip küfür gibi kapatıyor telefonu. Acıyla gülümsüyorum çünkü kırıldım. Annemin intihar dâhil benim hiçbir işi beceremeyeceğimi düşünmesi, beni üzüyor. Beni üzdü. Beni şair yaptı. Beni yalnız bir adam yaptı. Ah, anne! Cehennemine odun olacağım sanırım. Ben istemedim bunu, tanrı öyle diyor gibi.

    Kapı çalıyor... Birileri kapıyı öfkeyle yumrukluyor. Kafamı masanın üzerine usulca koyup, geride bırakacağım sevgilimi düşünüyorum. En çok özleyeceğim şey masmavi bir çift göz olması, hayatımı yeterince iyi yaşayamadığımı gösterir gibi duruyor fakat ben bundan rahatsız değilim. Gözlerimin kapanmasına engel olamıyorum. Dudaklarımdan kendimin bile duyamadığı bir fısıltı, hafif bir tebessümle karışıp orkestraya karışıyor. Müzik daha bir derin geliyor. Daha anlamlı. Koridora vuran güneş daha bir koyulaştı gibi. Ben hala geride bırakacağım sevgilimi düşünüyorum. Güzel günlerimiz olabilirdi eğer insanlık jileti yaratmasaydı. Gözlerim biraz daha kısılıyor, biraz daha donuk bakmaya başlıyorum. Haftalardır tezgâhta duran bir orkinos gibi ölü bakıyorum. Yüzüm iyice kireçleşiyor. Biri kapıyı daha da öfkeyle yumrukluyor. Sanki savaş davulları çalıyor gibi. Gözlerimin önünden minik bir kan nehri geçip burnuma değiyor. Biraz demir biraz alkol kokuyor. O nehirlerde avlanan korsanlar görmek güzel olurdu diye düşünüyorum. Konçerto, alkol, sigara, müzik, tebessüm. Mükemmel ölüyorum. Tek eksik var içimde, tutamadığım bir sıcak el. En çok özleyeceğim bir çift mavi göz.

    Kapı daha bir şiddetle vuruluyor. Ve kırıldı...
    içeri birkaç adam giriyor tanımadığım ya da gözlerim fazla flu gördüğü için tanıyamadığım. Üzerime doğru koşarlarken artık veda vaktinin geldiğini anlayıp hafif bir tebessüm ile gözlerimi kapatıyorum. Sanki beni kovalıyorlardı da ben kapıyı yüzlerine çarptım gibi. Gözlerimi kapatırken en çok bir çift mavi gözü özleyeceğim aklıma geliyor. Gözlerim kapanıyor.

    Gerisi?
    Anlatılamayacak kadar karanlık...
    ... bundy nin kirik kalbi