1. 32797.
    Soluk maviydi şehir. Dağınık bulutlar değildi sadece donuk olan, her şey hareketsizdi. Yapraklarını düşüren ağaçlar, evlerin bacalarından çıkan gri dumanlar, boşlukta savrulan gri yapraklar...

    Biri cezalandırıyordu sanki devamlı bantı saran bozuk zamanı, ama kimse nasıl tamir edileceğini bilmiyordu.

    Buzla kaplıydı her yer, aynı zaman gibi. Kardan adam soluk mavinin içine saklanmıştı, ama arkasında bıraktığı donuk kar tanelerinden anlaşılıyordu nereye saklandığı...

    aberystwyth'di sadece hareket eden, hareket ettiği halde yol alamayan. Kaybolmuştu. Dizlerini koydu buzdan toprağa, kafasını kaldırıp gökyüzüne, asılı duran kar tanelerine baktı. Düşüşünü bekledi birinin, ufak ellerini açarak, ama düşmedi...

    Dizlerini dikkatlice kaldırdı ellerini iki yana açarak. Dengesini kaybetti, ama düşmedi. Bir adım attı buz tutmuş toprakta. Ardından bir adım daha...

    Ve bir adım daha...

    ilerledi kırık dakikalara basmadan. Akreple yelkovan inatlaşıyorlardı birbirleriyle. Yolun ilerısine baktı aberystwyth. Bir şeyler vardı hareket eden. Dondu, kaldı.

    Adımını attı yavaşça. yolun diğer tarafındaki kar tanelerinin düşüşlerini izledi. Hiçbir şey donuk değildi diğer tarafta. Evlerin bacalarından çıkan dumanlar gökyüzünün içinde kayboluyorlardı. Ve bulutlar göç ediyorlardı...

    Yüzünü, duvara yasladığı ufak eline gömmüş, gözlerini yummuş sayan bir çocuk vardı yolun diğer tarafında. Uzaktı aberystwyth'e..

    10'a kadar saydı kırmızı yanaklı çocuk...

    sesi yankılandı şehirde!

    Herkes saklanmıştı saymayı bitirdiğinde!

    Oyun başlamıştı...

    Ne zaman başladığını hatırlamıyordu sanki. Kafasını kaldırdı şaşırmış bir halde, çevresine baktı. Arkadaşlarını aramaya başladı. Saydığı duvarın arkasına baktı, heyecanla. Kimse yoktu. Kırık dökük bir ev vardı karşısında. Yaklaştı tedirgince. Kapıyı tuttu. itti yavaş bir şekilde, olduğu yerde durarak. Ağır ağır açıldı. Gölgesi siyaha boyadı beyaz duvarları. Kafasını uzattı içeriye doğru...

    Kimse yoktu içeride. Kapattı kapıyı yavaşça, gölgesini içeride bırakarak...

    Yeniden başladığı yerdeydi. Kimse çıkmak istemiyordu saklandığı yerden dışarıya, oyuna devam etmek için. Oyunun bitmesiyse ona bağlıydı sadece. Evlerin arasında kaybolan yolu takip etti. içeriye doğru kıvrılan sokağa girdi evlerin açık bıraktıkları aralıktan. Boşlukta asılı duran dev bir ağaç vardı karşısında, sokağı saklayan. Yaklaştı yanına. Uzun bir atkı vardı yerde. Aldı eğilerek. Ağacın altındaki karları eşelemeye başladı elleriyle...

    Kimseyi bulamadı. Saklanmak için iyi bir yer değildi belki de. Belki de kimse yoktu saklanan, ve saymayı bitirdiğinde oyun bitmişti çoktan...

    Aramaya devam etti. Sarmal sokaktan çıktı. Bir şey yoktu fark eden. Başladığı yoldaydı bir kez daha. Oyundan çıkmak istiyordu artık. Ama oyunu bitirmekten başka çaresi yoktu çıkmak için.

    Kar taneleri vardı yola dağılmış. Onları izledi tek tek, dakikalarca devam etti izlemeye. Sonunda küçük bir ev belirdi ileride, dev ağaç gibi boşlukta asılı duran. Son kar tanesi de evin önündeydi. Çocuk adımını attı küçük eve doğru. Kapıyı araladı...

    Saklanan kardan adamı buldu erimiş bir halde. Ve oyun bitti!

    Siyah-beyaz, içinden dikey çizgilerin geçtiği eski bir film gibi izledi her şeyi aberystwyth. Anlam veremedi hiçbir şeye.

    Yolun diğer tarafına geçmek için bir adım attı dikkatlice. Bastığı yer kırıldı aniden. Aşağıya doğru düşmeye başladı. Her şey bulanıklaştı çevresindeki, her şey paramparça oldu. Dakikalar kırıldı, gece gündüzle boyandı, donuk kar taneleri eridi, ağaçlar yapraklarını savurdu, dikey çizgiler dağıldı...

    Yüzünü, duvara yasladığı ufak eline gömerek gözlerini yumup 10'a kadar saydı aberystwyth...

    sesi yankılandı şehirde!

    Herkes saklanmıştı saymayı bitirdiğinde!

    Oyun başlamıştı...

    Ne zaman başladığını hatırlamıyordu. Kafasını kaldırdı şaşırmış bir halde, çevresine baktı. Arkadaşlarını aramaya başladı...

    Belki de kimse yoktu saklanan.

    ve saymayı bitirdiğinde, oyun bitmişti çoktan...

    ben bu yazıyı sana yazdım
    3 -1 ... aberystwyth
  2. 32760.
    'içimde ölen biri var'
    içimde öldün sen.
    sen içimde öldün...
    kendi kendini öldürdün içimde. bu kadar yoğun, bu kadar biricik bir aşk birdenbire, bıçakla kesilmiş gibi biter mi? bitti.
    yıllardır özenle büyüttüğüm, ayrıldıktan sonra bile gözüm gibi baktığım aşkım septik şoktan öldü.
    sen kötü bir insansın, hep kötü bir insanmışsın. bunu gördüm. bu öldürdü seni. yeğenimden ve kardeşimden nefret ettiğini yazmışsın. ancak saf kötülük 5 yaşındaki bir sabiden nefret eder. en fazla sevmezsin. ama nefret???
    bu aşkın kaynağı benim, ve sen buna layık değilsin. verdiğim gibi geri aldım.
    bu kadarı artık borderline değil, bu artık saf kötülük. sebepsiz yere insan öldürenlerden, hayvanlara eziyet edenlerden hiç bir farkın yok senin.
    borderline senin masken, bana eziyetin, olanların hiç birinin sebebi değil.
    acımasızca hasta kocasını boşayan, sevdiği adamı hasta diye sokağa atan o vicdansız kadın değilim işte ben. aklımı karıştıramazsın artık.
    sesin kesildi. öldürdün kendini. cenazeni kaldırdım içimden.
    iyileştim sanıyordumya, ben esas şimdi iyileşmeye başladım.
    artık ağlayabiliyorum, resimlerimize bakabiliyorum, senin hakkında konuşabiliyorum. toz duman yok artık. olanları anladım. kendimi mutlu sanmışım. manüpülasyonların o kadar etkiliymişki etkisinden yeni kurtuldum. saf kötülügünü görmesem yıllarcada kurtulamazdım. biliyorum artık.
    cenazeni kaldırdım. aglayabiliyorum artık.
    iyileşiyorum artık. kendimi ne kadar dağıttığımı farkedebiliyorum. canlı ceset gibi geçirdiğim 1.5 yılı, neden bu kadar çok sigara içtiğimi, neden hayvan gibi yemek yediğimi sorguluyorum, ve çok anlamsız geliyor artık. arkadaşlarımla çıkıyorum, hayattan ve insanlardan korkmuyorum artık.
    ben, kocasını hasta olduğu için boşayan vicdansız bir kadın değilim. yıllarca kandırılmış, en muhteşem manüpülasyonlara maruz kalmış, sevdiği herşeyden koparılmaya çalışılmış bir kadınım ben.
    'çocuğumuz olursa onu benden çok seversin' diyerek annelikten mahrum edilmiş bir kadınım ben.
    artık yoksun içimde. hiç bir şekilde yoksun. kocaman bir boşluk var şimdi. nefret bile duymuyorum sana.
    hatta çok ķüçük bir kıpırtıda bile var içimde. iyi bir adam tanıdım. toprakların arasında belli belirsiz bir yeşillik bile filizleniyor biliyor musun?
    artık iyileşiyorum ben.
    2 -1 ... nick bulmak zor is
  3. 32759.
    Sen mutlu olmayı benden daha çok hakediyorsun. Her şeyi sana bırakıyorum. Yoluna da çıkmayacağım. Umarım gerçekten mutlu olursun.
    1 -4 ... ruhsal enfeksiyon
  4. 32758.
    özür dilerim. sana bunu yaptığım için kendimi affetmeyeceğim.
    2 ... tekibozukkulaklik
  5. 32757.
    "Bak bak, ben buraya en son ne yazaman yazmışım.

    Senen 2013müş daha yeni giriyormuşuz yeni yıla.

    O yıl birlikte girdik yeni yıla. Sonrasında ben okulu bıraktım. Senin okuduğun okula geçtim. 2 yıl beraber kaldık yurtta. Bak şimdi aynı evde kalıyoruz.

    Bunların hiçbiri senin değil.

    Senin emeğin değil.

    Hayatta ne yaptın deseler bana, bunu ben yaptım, seni ben sevdim.

    Sen benim en büyük hatam, en güzel yanlışımsın. Öyle seviyorum seni.

    Gittiği yere kadar.

    Dayandığım yere."

    Bak iyi yıl önce bunu yazmışım yıllar sonra sözlüğe girince önüme çıktı. Yazdım,gönderemeyecek kadar sarhoştum herhalde kaldı böyle. Şimdi aynı evde kalmıyoruz. Ben şimdi seni o zamanki gibi sevmiyorum ama hala seni sevmiyorum diyemiyorum. Bugün aklıma sana ilk aşık olduğumu farkettiğim gün geldi. Tiyatroya gidecektik topluca, geç gelmiştiniz arkadaşlarınla. Deri eldivenlerin vardı bisiklet sürerken kullandığın 15 yaşında mıydık? Bak şimdi 26 oldu yaşımız. 11 sene geçmiş ve ben hala beğendiğim herhangi bir şarkıyı sana yollamak istiyorum. canım sıkkın olduğunda yanıma gel istiyorum. seni sevmem değişti, artık seni tek başıma seviyorum, sana hiç ilişmeden. Aklıma bugün bisikletten inişin, sevgilini öpüşün de geldi. içimi bu kadar acıtmaya hakkım var mıydı? mutluluğunla mutlu olabileceğimi söyleyerek kendimi o kadar uzun süre kandırdım ki.

    Sen de artık bana kimi sevdiğini anlatmıyorsun. Bir arkadaşımlayım şimdi yazıyorsun ama ben anlıyorum. üzülmüyorum da ama kokun geçmiyor. hep aynı parfümü kullanmasaydın keşke, sabahları bile bu kadar güzel kokmasaydın. çok istedim bu gece sana gel kötüyüm diyebilmeyi. o kadar çok istedim ki. korktum, gelmezsin diye, diyemedim. bir yere dökmem lazımdı,yıllar sonra gene belki kendim okurum. artık kabul ettim bazı yangınlar sadece büyüyor küçülmüyor, hakettiğimizi düşündüğümüz acı her zaman aslında hakkımız değil ama insanız işte.

    bulutları düşün demiştin,
    aydınlık bir istanbul sabahında.
    bulutları düşünüyorum.
    uçan kaplumbağalar etrafımı sarıyor,
    yüzünü bulutlara bir türlü yakıştıramıyorum.
    oysa gördüğüm her şey hani sendin,
    bulutları düşünüyorum
    serin istanbul sabahında
    kaplumbağalarda bile sen varsın
    bilmiyorum
    1 -3 ... aqueritas
  6. 32756.
    Dinle. Neredeyse iki haftadır yazamıyordum. Zihnimin sözel kısmı kapanmış, kelimeler beni terk etmişti sanki. Fakat yeniden geri geldiler. Geri geldiler çünkü ben bugün senden vazgeçtim. Bu cümle iyice okunması gereken bir cümle. Bu cümle önemli bir cümle. Önemli çünkü ben bu cümleyi söyleyeli on dakika oldu kendime. On dakika sonra buraya geldim. Ve sana son bir kez yazmaya, böylece seni ilk kez yazarak var etmeye değil de, yazarak yitirmeye geldim.
    Çünkü beraber olmayı başaramıyorsa en azından unutmayı başarabilmeli insan. insan bir şeyi mükemmel yapabilmeliydi. Yaptığı şey iyi ya da kötü de olsa, bir şekilde, herhangi bir şeyi mükemmel yapabilmeliydi.
    Beraber olamadığımız bunca zamana bir kadeh. Yanımda olmadığın bunca zamana bir tebessüm. Hayalini kurduğum hiçbir yerde olmayışımıza bir gece. Bir şeyler bırak. Bırak bir şeyler buraya. Kenarda bir yerde dursun söylenmiş onca kelime. Ve birbirimizi gördüğümüz onlarca anı bırakalım şurada. Hepsi güzel bir hayalin izleriymiş gibi hatırlamak lazım artık. Yalnızca birkaç tebessüm, birkaç bira, birkaç sarhoşluk anı, birkaç öfke nöbeti, birkaç kıskançlık krizi kaldı her şeyden geriye. Ve biz sarhoş olduğumuzda tenimizi savuran o güzel rüzgar... "Bu rüzgar alıp götürebilmeli artık bir şeyleri" diye yazmıştım. Alıp götürüyor işte bir şeyleri. Artık uzaklaşıyor her şey yavaş yavaş. Bir kıyıdan açık denize doğru süzülüyorum ve seni kıyıda bırakıyorum gibi. Birbirimize el sallıyoruz. Aslında bu bir vedalaşma anı ama nedense hiç asık değil suratlarımız. ikimizin de yüzünde bir tebessüm. Sanki güzel bir filmin etkileri hala üzerimizdeymiş gibi; mutluyuz, büyülenmişiz, hiç isyan etmiyoruz. Güneşte yanmış, biraz kızarmışsın. Kot şort ve beyaz bir t-shirt var üstünde. Sadesin. Sana son kez bakıyorum ve içimden şunu düşünüyorum; hala çok güzelsin. Hiçbir zaman çirkin hatırlamayacağım seni. Ben kıyıdan uzaklaştıkça yavaş yavaş siluet haline gelmeye başlıyorsun. Ve artık göremeyeceğim kadar uzaktasın.
    Ben bugün senden vazgeçtim.
    Bu cümle derin bir cümle.
    3 -3 ... bendemicoconatim
  7. 32755.
    Zaten gerçek değildin. Artık bu saatten sonra sözüm meclisten dışarı.
    2 ... sahnenin disindaki adam
  8. 32754.
    ben bu yazıyı sana.
    ... rus kekosu
  9. 32753.
    Bugün neyi fark ettim biliyor musun ?
    Hazırcevap olmanı özlediğimi.
    Sorulara verdiğin her cevaptaki zeki ve ince esprilerini.
    Seninle mesajlaşmayı çok özledim.
    6 ... the compass
  10. 32752.
    Bir ayak sesi duymayayım
    Kapıya koşuyorum
    Gelen sen misin diye
    Bir sarı saç görmeyeyim
    Yüreğim burkuluyor
    Ağlamaklı oluyorum
    Her şey bana seni hatırlatıyor
    Gökyüzüne baksam
    Gözlerinin binlercesini görürüm
    Bir rüzgar değse yüzüme
    Ellerini düşünmeden edemem
    Yaktığım bütün sigaraların dumanları sana benzer
    Tadı senden gelir
    Yediğim yemişlerin
    içtiğim içkilerin
    Ve içimdeki bu dayanılmaz sıkıntı
    Bu emsalsiz hüzün
    Seni beklediğim içindir

    Resmine bakamaz oldum
    Uykulardan korkuyorum artık
    Utanıyorum odamdaki bütün eşyalardan
    Şu sedir hala gelip oturmanı bekliyor
    Şu ayna karşısında güzelliğini seyretmeni
    Şu kadeh dudaklarına değebilmek için duruyor masada

    Ve şu saat geldiğin anda
    Durabilir sevincinden
    Zaman çıldırabilir
    Çünkü benim dünyamda
    Ölümsüzlük, seni sevmek demektir.

    Bir çocuk doğmayı bekler
    Bir ağır hasta ölmeyi
    Bitkiler yağmur ve güneşi bekler
    Yalnız bir kadın sevilmeyi
    Ve düşün ki bir adam
    içinde bütün bekleyenlerin korkusu ve ümidi
    Seni bekler
    Asılmayı bekleyen bir idam mahkumu gibi

    Sen gelinceye kadar
    Pencerem kapalı duracak
    Rüzgar gelmesin diye
    Artık perdeleri açmayacağım
    Gün ışığı girmesin diye
    Sonra kahrolacağım
    Bu karanlıkta, bu derin yalnızlıkta
    Ve günlerce gecelerce haykıracağım
    Nerdesin diye, nerdesin diye

    Bir gün bu kapıdan sen gireceksin
    Biliyorum
    Ergeç bu bekleyişin bir sonu gelecek
    Yıllarca sonra
    Öldüğüm gün bile gelsen
    Bütün bu bekleyişlerimi ve öldüğümü unutup
    Çocuklar gibi sevineceğim
    Kalkıp sarılacağım ellerine
    Uzun uzun ağlayacağım
    1 ... ghostrider11