bu konuda fikrin mi var? buraya entry ekle. üye ol
  1. 1.
    tanım lazımmış: söylenmek istenen şeylerin kağıda dökülmüş halidir.

    "benim için beklenmedik bir talih oldun, tanrı`nın lütfu oldun. şimdi eskiden bilmediğim bir şeyi biliyorum: değeri bilinmeyen her lütuf felakete dönüşüyor. artık hayattan bir şey beklemiyorum. ama sen, şimdiye kadar aklıma bile getiremediğim zenginliklere ve ufuklara bakmaya zorluyorsun beni. oysa, şimdi bunların neler olduğunu bildiğim, önümdeki olanakları gördüğüm için, kendimi eskiden olduğundan daha kötü hissedeceğim. çünkü her şeye sahip olacağımı biliyorum ve istemiyorum bunu.."
    simyacı

    nefes alıp vermekten muaf geçen günler.. sessizliklere ve dahi sensizliklere gömülü geceler.. ve çaresiz kalmanın verdiği hissizlikle yaşıyorum. öylece dururken ben, bir başıma, hani sen de öylece çıkmıştın karşıma, aylardan aralıktı.. ankara da geceler ayaza çalmıştı.. tek hatırladığım, benim üstümde laciverd bir ceket, senin yüzünde kocaman bir gülümseme vardı. ve karanfiller açtı, ışık vurdu karanlığa.. inadına kaçardım ben her şeyden, uzatmaya korkardım ellerimi hep, sen geldin.. ve kayboldum boşlukta. ama hiç korkmayarak, öyle aptal cesareti avuçlarımda.. şimdi düşünüyorum da güleceğim tutuyor.. insan aslında hep imkansızı ister evet ama, senle yürümek bulutlarda.. hayali bile güzel geliyor işte. olmayanı oldurmak bana mı düştü? bana mı düştü geceyi gündüze kavuşturmak? düpedüz ahmaklık bu işte.. senli hayal kurmak, rüyalara kavuşmak senli.. ahmaklık hepsi. şimdi bana ait olmaman düşüncesinin ağırlığı beynimde ve yağmurlar hep gözlerime gözlerime yağıyor. bir ıslık dudağımda, ellerim buza kesmiş, yürüyorum.. yürüyorum bir başıma ve yürüdükçe yağmura karışıyorum. kızamıyorum hiç kimselere.. ne sana ne de herhangi üçüncü şahıslara.. oynalınan oyunda figuran olmak ağırıma gidiyor, basıp tekmeyi hayallerime, kendime küfretmeye başlıyorum.. kış mevsiminde karanfiller açmaz hiç. bahar kokmaz ortalık, her taraf kar altında.. ahmaklığım geliyor aklıma.. ve kendimden başka hiç kimseye kızamıyorum.

    hani bir gün sormuştun ya bana, "daha ne kadar bekleyeceksin beni?" diye.. cümle bile kuramamış, üç nokta koymuştum hani.. işte öyle üç noktalar koyuyorum yaşadıklarımın sonuna.. bilinmezlik her tarafta, tamamlanmamış hiçbir şey, eksik hep ne varsa.. böyle melankolinin koyusunda olmak hiç hoşuma gitmiyor. doğrulup dizlerimin üzerinde ayağa kalkmak için delice çabalıyorum.. ama birden bir şarkı isleniyor aklıma, "ellerimde ellerin yerine yağmur. dudağımda dudağın yerine yağmur. vur yüzüme hadi, vur yüzüme.." öylece kalıyorum, kalkamıyorum.. ve lanetler yağdırıyorum herkese, her şeye.. bir sana kızamıyorum ama.. ağır bir kabülleniş sarıyor bedenimi, gerçekler acı hep, ürperiyorum. bir parça umut kalmıştı ellerimde, usulca bırakıyorum yere.. ve basıp üzerine yürüyorum sessizce, ayaklarım yağmura karışıyor öylece..

    ocak-07, bursa

    "kesin olan bir şey vardı: ertesi gün kız kendisini görmese, bunun farkına bile varmazdı: kız için bütün günler birbirinin aynıydı ve bütün günler birbirine benzediği zaman da insanlar, güneş gökyüzünde hareket ettikçe, hayatlarında karşılarına çıkan iyi şeylerin farkına varamaz olurlar."

    "- peki dünyanın en büyük yalanı ne? diye sordu delikanlı, şaşkınlık içinde.
    - ne mi? hayatımızın belli bir anında, yaşamımızın denetimini elimizden kaçırırız ve bunun sonucu olarak hayatımızın denetimi yazgının eline geçer. dünyanın en büyük yalanı budur."
    simyacı

    337 82 ... don santino corleone
  2. 2.
    düşündüm de... aşkın yıllardır çaresi bulunamamış... niye çözülemesin ki aşk? Metafiziğe mi girer ki? Niye çözümsüz? insan oğlunun yaptığı bir şeyi çözememesi ne kadar komik yahu...*

    bazen baş ağrılarım çok artar. fark ettim ki sebebi beynimin doğum sancısı geçirmesi... Birkaç vakit yanımda not defteri olmadan gezdiğim için kendime çok kızmıştım...

    Beni mide ağrılarıyla uykusuz bırakan, soğuk soğuk terleten bu acıyı, en çabuk atlatabilenlerdenim şükür ki... Gözlerimdeki parlaklık içimdeki itikat sayesinde parıldıyor... Sen bir şey olmadığını sanarken bende mevsimler değişiyor yüzlerce kez... O sıkılmış hissi veren can sigara diye bağırıyor. O an ağlayamıyorum. Bir kızılderili atasözü der ki: Ağlamaktan korkma! Zihindeki ıstırap veren düşünceler gözyaşı ile temizlenir. Buna inanırım gerçekten de... Lakin o an ağlayamam. Bir süre sonra beni anlatan ezgi ve güfte ile ağlarım... Nadiren ağlarım. Ama tam ağlarım... Dökülen her yaş, duygularımın yansıması olan düşüncelerimle seni çıkaramadığım, beynime yapışıp kalmış duygularımdır.
    153 -10 ... barutyiyici
  3. 3.
    yazarların yaşadığı bazı tecrübelerin ardından söyleyebilecekleri şeyleri, hikayelerindeki "karşı taraf"lara biraz sitemle birlikte ifade etme şekilleridir.

    herkes için dökülecek kelimeler aynıdır. herkes duygularının kurbanı olduğu vakit işi arabeski hatırlatan sözlere ve isyanlara birakır. onlar için kaderin ta kendisidir bu ve olmayan bir ilişkinin acısını hep aynı kelimelerle anlatırlar birbirlerine. hep aynı sözler, aynı klişe laflar, "seviyorum" kelimesinin iyice bayatlaması...

    farklı olmak feci bir şeydir. verdiği rahatsızlığı en alakâsız durumlarda bile hissedersiniz ve evet bunu sen de yaşatanlardansın bana, yani öyleydin.

    bak şimdi ilk görüşte aşk diyeceğim gene bayat bir ifade olacak. çok mu laf kalabalığı yaptı bu konularda insanoğlu nedir, ama gerçekten bu ifadeyi sana "aynen böyle oldu" diye anlatmam gerek. öyle asi asi bir noktaya bakman ve benim ağzım açık şekilde bakakalmam, ardından "bu nasıl bir şey" demem kendi kendime.

    aramızda bir duvar vardı sadece ve birkaç gün geçti ve sen artık önümde oturuyordun. çizimim iyi değil diye ne kadar aklıma gelen şarkı sözü varsa sıraya yazıyordum, yanımdaki de araba falan çiziyordu, ara sıra kız resmi de çizerdi ve eğer güzel çizmişse ona "bu o olsun" derdim, altına da beni çizerdi sonra...hayaller...hayal etmesek ne yapardık kim bilir??

    ama nasıl istenmezdin ki sen? sonuçta bu beden içine kısılıp kalmış ruhun diğer ruhlardan farkı yok. kabuğu yüzünden karartılmış olması dışında. deli gibi arzuluyordum seni. çözmem gereken onca test bana sadece o upuzun güzel saçlarından tesadüfen sırama düşmüş bir saç telini arasına koyduğum kitabı hatırlatıyordu...ne acizlik...ne büyük zavallılık...nasıl bu kadar düşebildim, bilmiyorum.

    ardından kandırıldığımı bile bile bazılarının telkinlerine kulak verdim, neye güvendiğimi hala bilmiyorum ve "o"nu devreye soktum. bekleyişe geçtim...burada kahkaha atmam gerek. bir zerre kadar bile ümit taşıdığım için kendimden hâlâ utanıyorum.

    ama çok çabuk sindirdim seni. 2003'ün benim için en önemli olayı belki de buydu. 31 aralık günü öl desen ölecek olan bu beden, sadece iki hafta içerisinde seni sadece becerilebilecek sıradan bir bünye olarak görmeye başladı, bu derece dönüşüverdin, -anlamsızlaştırıldın- yani. acıyla eğittim ben kendimi, kimsenin asla yapamayağını yapıverdim. nasıl bir büyüydü acaba uyguladığım, sanırım kaynağını biliyorum; "konuşmuyorum senle" ya da "konuşma benle". bunlardan birisiydi...

    sonuçta bana the gathering'i hatırlatan her şeyden uzaklaşmama ve hiçbir zaman bu grubu dinleyecek, o sesi duyacak güce sahip olamamama neden olmuş, içilip söndürülmüş bir sigara misali geçtin üzerimden. bana gerçekleri hatırlatarak, bana neyi istememem gerektiğini -farkında olmadan- da olsa öğreterek.

    aralık-03, ankara

    loş ışıklar eşliğinde,
    o sicak zeminde çırılçıplaksın.
    sen ve ben
    hafifce öpüşüyor, koklaşıyoruz
    ve sen o sırada ağlıyorsun
    artık ölebilirim
    mutlu bir şekilde

    aaron stainthorpe *
    136 -12 ... gothic evil
  4. 4.
    ...

    başlangıca gerek yok bitise doğru gidiyoruz, her şey, her zaman aynı yeni bir gün doğuyor hayat başlıyor kalkıyorsun kahvaltını yapıyorsun evden çıkıyorsun işe okula ya da boş boş sokaklarda sürtmeye.

    sanki hayat bir oyun, sende kahraman, birisi başla tuşuna basmış yükleniyor lütfen bekleyin... yazıyor başlangıçta arada sırada durdur tıklanıyor hayatlar da, kaldığın yerden devam etmeyi bekliyorsun, biri seni yönetiyor sanki.

    nefes bile alamıyorsun biri izin vermezse, bakamıyorsun geleceğine, hayatın akışına, karanlık bir gece de her gün yok oluşuna , bazen uyanmak istemiyorsun yeni bir güne hep o yatakta o şekilde ayakların duvarda öylece kalmak istiyorsun hiç kımıldamadan.

    radyo dan aynı şarkının sesi yükseliyor...

    biten aşklarımın ardından ağlayamam ben böyle yas tutamam diyor demet...

    düşünüyorsun şimdiki gibi ben ne yazıyorum, ne anlatmaya çalışıyorum diye, hatta bunu kime yazıyorum diye.

    bakıyorsun hayata dair bir mesaj..

    enteriniz silindi...

    sebep..

    başlık entry uyumsuzluğu..

    entry kesinlikle tanım içermelidir...

    olmayan bir tanım...

    ocak- 2007 - ankara.
    102 -9 ... kirmizi baslikli istasyon sefi
  5. 5.
    tanım:içinde kalanı dışa vurmak.

    Ayların getirdiği yorgunluk ve sensizliğin getirdiği boşluk. Çok alıştın bana ve aslında ben de sana... içimde bir şey sürekli acıyor, sürekli sızlatıyor kalbimi taa derinlerden. Oysa ki ne kadar yanılmışım ilk görüşte. Pişmanlık mı? Biraz var belki, ama asla bir köpek gibi pişman değilim. Yokluğunun getirdiği acı ve mantığımın sana karşı olan sonsuz inadı. Gelmeyecek sırtım yere, düşmeyeceğim, kapaklanmayacağım ayaklarının dibine!

    Sevgimi hakettiğini düşünerek verdim sana sonsuz bir biçimde. Ama gördüm ki en ufak bir damlasını bile haketmemişsin...

    Yazık! Hem senin için harcadığım her şeye, hem de yaşadığım acıya. Ben acının bu kadar ucuz olabileceğini bilmezdim, sayende öğrendim. Hiç unutulmayacak bir şekilde...

    Bir düş gördüm dün gece. içinde senin olduğun ama gerçek hayattan bir farkının olmadığı bir rüyaydı bu. Bana gerçekleri gösteren, gizli kalmış doğruları gün yüzüne çıkartan bir rüya...

    Bugün dönmemek üzere kararımı aldım ben. Ne olursa olsun kararımdan vazgeçmemek adına... Kulağımda bir ses çınlıyor. Fırtına... Fırtına!!!

    Kaybolup gitmeye mahkumsun o fırtınada. Başka zaman olsa arkandan koşup seni kurtarmaya çabalayacakken, şimdi elimi bile uzatmıyorum tut diye. Baş başa kal diye kaderinle, bırakıyorum seni bile bile...

    Seni sevdim belki. Ama yalanlarını asla...

    12 aralık 2006 - ankara
    101 -4 ... shyer
  6. 6.
    moderator arkadasların başlıklardan sonraki enrtylerde tanımlamaya verdikleri önemin bu entryde söz konusu bile olmadığı görülürken sonraki yapılan girilerden tanım kelimesi baz alınarak yazarların keyfi olarak hayat hikayesi anlattığı bir yazım türü.*
    55 -17 ... gwaihiri
  7. 7.
    kime yazıldığı meçhul olan gerçeklik payıdır, bukledir.*

    "mutluysanız mutluyuz felsefesinden yola çıkan" nilüfer turizm gibi bindik sözlüğe gidiyoruz adeta. arkadaki yolcunun ayağı kokuyor. ıkınıyorsun sıkılıyorsun dönüp ipneyi uyarmıyorsun. beş-on dakika böyle geçtikten sonra zaten burnun alışıyor salla diyorsun. ulan eşekoğlueşek niye içine atıyorsun? dön de ki: "kardeşim sok o ayaklarını ayakkabına!" tabii nilüfer turizmin sayın yolcuları aracımız bilgisayar donanımına sahip olduğundan çorapları mümkünse çıkarmayınız. höh be!

    mantık çerçevesinden yaklaşırsak diye sözlerime devam etmek istediğimde, şizoid gibi "ne çerçevesi resim mi yapıoyon denyooo" diyor içimdeki ses! evet abi içimdeki ses ben hamileyim tekme bile atıyor futbolcu mu olacak ne? sol frameden 90'a takmak istiyorum olmuyor sayın yolcular kaptanımız ihtiyaç molası verdi çaylar alman üsulü...
    ben bu yazıyı yazarken gözlerim doldu çok pis çakallık yapıyorum. nasıl bir duygu durumuysa ben de anlamadım. "kalbim sızlar yüzüm gizler" kardelen şarkısında der teoman. adam kar(ı) bırak renkli rüyalar otelinde delen...neyse girmeyelim zenginin malı züğürdün dalgası muhabetine.

    ben bu yazıyı sana yazdım diyebilecek birileri oldu "hilmi tut şu mikrofonu kolum yoruldu". hah! aslında bir sürü sen oldu. artık onlar üçüncü çoğul kişiler. onlar için yazıyorum bu yazıyı. ne zaman şeyimin derdine düştüm, o zamandan beri karşı cinse çok ihtiyacım oldu. entel dantel mi olmadık kız peşinde gollum mu olmadık?! hep benden fazla "o" oldum. niye? niye lan! bok mu var otur oturduğun yerde. attık kendimizi her ortama; ortamın oğlu olduk.
    biz diyip duruyorum kendi adıma konuşmalıyım, sizi kattığım için sallamayın...
    ne bekliyorsun lan burda dese biri ne cevap verecekesin ha ortamın oğlu! ortam doğurmadı beni de! nasıl geldiysek öyle gidicez lan bu dünyadan. üryan geldik üryan gideceğiz. itirazı ya da katkısı olan varsa konuşsun... olmadı özel mesaj atın bana. ah bir de operatör mesajları var dellendiriyorlar beni ama konumuzla alakası yok!

    her şey karı-kızdan mı ibaret ya!!! sağlam dostluklar arkadaşlıklar. heyo yupi! hayat ne güzel kuşlar, böcekler...
    ağzına tüküreyim senin scarface! bugün ölsen kaç kişi gelir ha cenaze namazına sorarım! sen iyice puşt oldun! oldun sen piştin artık! yedin bitirdin kendini çiğ çiğ... kim açtıysa başlığı itiraftan çıktık kendime yazı yazıyorum burda adeta. hepimiz benciliz!
    bak yine sizi kattım, kendi eşşekliğime sizi dahil ederek çıkar yol arıyorum belki...bilmem...evet evet öyle sanırım...

    ben bu yazıyı hepimize yazdım.* sizi sevdiğim için kattım bu sefer. yalancıkta olsa sevdim sizi. veda hutbesi gibi oldu biraz, bir yere gittiğim yok! "bak arkada bir kaç kişi dinlemiyor yazdıklarımı. kendi aranızda konuşmayın lan hayvanlar, indiririm sizi bak en yakın benzinlikte! hasbinallahminivellekil! boşuna mı boğaz patlatıyouz evladım burda. ne gülüyorsunuz kendi aranızda komik bir şey varsa söyleyin bizde gülelim, cıx cıx cıx..."**

    hamile değilmişim ya medikoda çok su içtim ekmekle şişiyor midede. tekme falan değilmiş gazmış o az önce çıktı. her şeyimi sizle paylaşıyorum bir bilseniz sizi nasıl seviyorum. iğrençleşebilirim beni böyle kabul edin. "haydaaa hoşgeldin" diyin lan yeni gelmiş gibi oldu bu sefer de. ne boktan bir yazı oldu gibi de, değil gibi de neyse. gözlerim yanmaya başladı, zaten gözlerim bozuk bu fakülte beni bitirdi. mahmut sen geç direksiyona. ben orta kapının oraya gidiyom uyucam galiba.

    08/01/2007--Bursa

    eklenti buldum onu da yazayım tam olsun edit abi:

    iki şehri var gecenin, biri gözümde
    tütüyor, birinin dumanı üstünde yağmur
    gibi çöken siste, bana bu uykusuz
    şehri niye bıraktın, göze alamadığım
    bir şehrin yerine bütün şehirlerdesin,
    gece değil istediğin hayli karanlık
    bakışlı bir şehrin gözleriyle çarpışmak
    hevesindesin! Gözlerini anlıyorum henüz
    bağışlayabileceği gözleriyle çarpışmadı kimsenin;
    gözlerimizi uzaklıklar değil ki yalnız
    göze alamadığımız yakınlıklar da acıtır,
    ve gözleri ancak gözler bağışlayabilir,
    öyle acıyor ki gözlerim kim bağışlayacak,
    sis değil, uykusuzluk değil, iki uzak
    şehir gibi ayrılıktan kavuşmuyor gözlerim :
    Biri hepimizle gözgöze gibi hala uykusuz,
    biri sis içinde kirpiklerine kadar açık,
    bu sessizliği kim bıraktıysa, göremiyorum
    konuşkan gözlerinde tek sözcük bile,
    gözlerimiz birbirine değmiyor gecenin iki şehrinde
    Kimsenin kimseye gözü değmiyorsa, şiir niye ? *
    115 -11 ... scarface
  8. 8.
    içimden güneş ışığı çekildi artık
    tek sen varsın gözlerimin önünde
    ama şimdi bir şey var
    onların bilmedikleri
    öyle ya körüm
    göremez gözlerim
    yine de oradasın
    ruhum duyuyor
    karanlıkta bile olsam
    oradasın değil mi?
    70 -7 ... jansery
  9. 9.
    böyle durup dururken, bu sonsuz hiçliğin ortasında bir yazı yazdım sana. bu yazıyı yazdım. sadece senin olsun dedim, sadece sana adansın dedim. kelimeler sadece senin için dizilsin yanyana dedim, dizilmediler. onlar dizilmediler, ama ben yine de sadece seni duydum yazarken, sadece senin harflerinden oluşan ve seni anlatan bir yazı yazdım.

    ben bu yazıyı sana yazdım.

    hiç beklemediğim bir anda, hiç beklemediğim bir yerden gelip çarptın yüzüme. sessiz, derinden ama sımsıcak baktın ve gelip yerleşiverdin sol yanıma öylece. sarhoşluğum senin yüzündendi artık hep. bir rüya aleminde yaşamam senin yüzündendi. her sabahın inadına güzel başlaması ve her günün inadına dopdolu geçmesi, senin yüzündendi.

    sana yazdım ben bu yazıyı.

    aşkı bildiğimi sanırdım hep. ya da en azından yaşadığımı. oysa şimdi anladım ki, aşk gözbebeklerine dalıp gitmekmiş. eline ilk dokunduğumda içimin ürpermesiymiş. anladım ki, aşk kelimesine anlam katan tek şey, varlığınmış.

    zamanın durduğu yerde, siliyorum tüm bölük pörçük, eksik, yaşanmış sayılan ama yaşanmamış anlarımı. tek seni bırakıyorum hatırımda.

    bu yazıyı sana yazdım ben. sadece sana. *
    90 -5 ... insomniac
  10. 10.
    Bazen gülüşünle yüreğimi ısıtıyorsun. Soğuğa, rüzgara karşı sığındığım bir kulübe oldun bazen. Kar altında kalan kalbimin uzaktan gördüğü ama dokunamadığı ışığıydın çoğu sefer. Yüreğimden kalkan kelebeklerin konduğu bir çiçeksin sen. Gecemi gülüşünle gündüze çevirensin. Hüzünlerimi alıp mutluluk sarmaşığına dönüştürüp yüreğime saransın.. Tökezlediğim anda elimi tutansın sanki. Yüreğimle konuşmayı, yüreğimle görmeyi, yüreğimle duymayı sağlayansın. içime akan bir nehirsin sen.
    52 -2 ... cmoslogic