1. 1.
    Rüyamda aşık olmuştum bir kadına...

    şehvetle yoğrulmuş gözlerinde merak vardı. karanlığa bürünmüş bir tanrıçaydı sanki.
    ancak eflatun elzemdi o gözlerine. ve merak ediyordu öylece... bedhahlara hükmeden bir iblise titremişti uhrevi yüreği.
    ah güzel tanrıça...
    aldanmıştı işte iblisin kibir dolu gençliğine. fakat güçlüydü tanrıça, ve gücüne gidiyordu genç iblis.

    kibrine aşık oluyordu. ulaşılmaz şeytanın avuçlarında yüzlerce prenses ezilmişti. kendini alkışlıyordu şeytan. ve usulca gülümsüyordu kanayan esaretine. "yapma" dedi eflatun tanrıça.
    "bırak avuçlarındaki kudretsiz kulları. ateşinle sarıl bedenime."

    yine gülümsedi şeytan. tebessümüne sinekler toplanmıştı.
    ve korkuyordu kadından... ezilemeyecek kadar büyüktü. dokunmak istiyordu, ama ateşinin tesirsiz kalacağını biliyordu. cehennemden gülümsüyordu iblis. uzaktı, ikisi de dokunulmazdı üstelik. tanrıça da gülümsedi cennetin küflü penceresinden. bedeni iblisin bedenini istiyordu. dokunamıyordu, uzaktı.
    prenseslerin tanrıçası fısıldadı uzaktan: "aşık oluyorum sana... hem de dokunamadan."

    duyduğu en güzel sesti bu. belki de duyabildiği ilk sesti. o güne dek hiç konuşmamıştı iblis. konuşabildiğinden bile haberdar değildi.
    cevap vermek istedi, sesi çıkmadı. huzursuzca yeniden doğruldu, sesi ürkek ve titriyordu. sonsuz yıldan bu yana ilk kez konuşmuştu genç iblis. kekeliyordu... "do... dokunmak istiyorum sana."
    yalnızca bedenine değil, geleceğine de sirayet etmek istiyordu. ama korkuyordu. ateşten bedeni, ve asırlardır susmuş bilinci canını yakardı bu güzelliğin. "korkuyorum" diye fısıldadı ateşlerin günahkar prensi. "korkuyorum sana dokunmaktan. kor... korkuyorum sana dokunup yok etmekten."

    gözlerini kısarak başını çevirdi eflatun gözlü güzel. bedenini örten gelincikten şalları aralayıp şeytana çevirdi başını. yalnızca gülümseyerek bedenindeki izleri işaret etti:
    "karşıma ilk çıkan iblis sen değilsin küçüğüm. canım binlerce yıl yandı, milyonlarca kez dokundular bedenime."

    gözleri alevden adam çılgına dönmüştü. bu güzelliğin canını yakan herkesi, her şeytanı öldürmek istiyordu. tahammül edemiyordu gördüklerine. dimağına günahtan hançerler saplanıyordu. dokunulmasına izin vermemeliydi, kıyametten gayri muntazam günahlar çalıp geçmişe gitmek istiyordu. tam bu sırada eflatun prenseslerin en güzeli yeniden seslendi:
    "bırak... sana güveniyorum. sen canımı yakmayacaksın. dokun yaralarıma, dokun ruhuma. bırak onları..."

    konuşamadı iblis. onu ne kadar çok istediğini, ne kadar aradığını söylemek istese de konuşamadı. yalnızca nefesinin sesiyle karşılık verdi. söyleyemediklerini prenses hissetmeliydi. konuşursa her şeyi yok edebileceğini, aşık olduğu bu güzel eflatuna kıyabileceğini biliyordu. içindeki ateş şeytanın bile canını yakıyordu. yalnızca sustu genç şeytan...

    "konuş!" dedi tanrıça. "beni istemiyorsun. yüreğin titremiyor!" iblis susmaya devam etti. sıkıyordu kendisini. jiletten tırnaklarını kanatırcasına dudaklarını sıkıyordu. daha fazla dayanamayarak, kanayan dudaklarıyla hıçkırdı: " seni seviyorum... "
    artık ikisi birden susuyordu. susmaları gerekiyordu. bu aşkın alamet-i farikası yalnızca buydu. dokunmadan, konuşmadan sevmeliydiler birbirlerini.
    ateşe tutulmak istemiyordu prensesin o güzel kirpikleri, ve şeytan ateşten uzak tutmak için o kirpikleri; sönmeye razıydı hiçsizliğinde.

    ama susmayı beceremedi toy şeytan. aşkına dokunmak istedikçe konuştu, konuştukça dokunmaktan uzaklaştı. düşünmeden konuşuyordu. yüzlerce yıldır taaffün tutmuş zihni alevler saçıyordu. çok seviyordu prensesini. ama düşünemiyordu. neticesinde bir iblisti, sevmeyi beceremiyordu.
    cehennemin sonsuz külfetine hapsolmuş bir lanetten ibaretti. değiştirmeye çalıştı; yapamadı. tanrıçasının canı yanıyordu. dokunmaya bile kıyamazken, canını en çok o yakmıştı.

    ve artık konuşuyordu iblis. sevmeyi de becerebiliyordu üstelik. ama artık prenses gidiyordu. yaralarının üzerine bir gelincikten şal daha sarıp uzaklaşıyordu.
    şeytanın gözleri buğulu, gözyaşlarına karışan alevler daha sitemkar tütüyordu. "gitme" diyordu ardından. kekelemiyordu da üstelik.
    ama dönmüyordu tanrıça. kudretine hapsolmuş aşkını kanatlarının arasında ezmeye çalışıyordu. canı yanıyordu, ama iblisten daha güçlüydü. dayanabiliyordu. ve gidiyordu yalnızca...

    yalnızlığa yazgılı gözleri kanıyordu iblisin.
    sevmeye devam ediyordu. göremese de, dokunamasa da oralarda bir yerlerde onu var eden eflatun umudunu günahlarını sakladığı sandığının arkasına saklamaya devam edecekti. pişmanlıklardan peydahladığı kıyametlerle sevişecek, aşkıyla temizleyecekti ellerini.

    özleyecek tanrıçasını. onun da özlediğini bile bile bu sefer susmayı becerebilecek.
    dokunmak için milyonlarca yıl bekleyecek:
    ama tanrıçasının cenneti terk etmemesi için de dualar edecek. uzaktan öylece aşkını tutuşturup yanacak...

    iblis, bu sefer kendi yüreğini avuçlarının arasına alıp alkışlayacak. kanayacak... bu lanetli aşkın son perdesini ayakta karşılayacak.

    ama her masalda olduğu gibi, kötü adam yine hatırlanmayacak...
    23 -3 ... merhaba ben pembe tolga
  2. 2.
    aşkın şakağına dayanmıştı sonbahar. ve günahların kanlı muallimi leşleri topluyordu yerden. kalbine çakılan mayınları yumruklamaya başladı genç adam. ömrünün son aryasını yumruklarına fısıldamak istiyordu. mayınlar kanıyordu...

    son bir kez gölgesine tükürdü. kaprislerini özledi idam edilen aşkının. boynuna hiç kondurulamamış mahur öpücükleri özledi.
    gizleyemedi yitirilmiş düşlerini. son bir kez sarılacaktı gözyaşlarına, ve "gitme" diye söylenecekti sonsuzluğa.
    yapamadı genç adam. kalbine saplanan mayınlar değil, mayınları hapseden kalbi parçalandı hiç yoktan.
    hayalleri karşı kaldırıma saçıldı. artık bir hayaletti. gölgesi bir beden daha peydahlamıştı karanlıktan.

    aşkının resmedilmiş şeffaf gölgesi olmalıydı bu. bir gölgeye aşıktı artık...
    dokunamayacak, yaralayamayacak, ve büyütemeyecekti onu.
    ama fısıldayacaktı. günahsız gölge yalnızca dinleyecekti adamı. gülümsemeyecek, ağlamayacak...
    ama duyacaktı.

    genç adam yaşlanacak, yaşlanacak fısıltıları.
    ve bir gölgenin karanlığına hapsedecek içindeki kutsanmamış sübyanları...
    7 -1 ... merhaba ben pembe tolga
  3. 3.
    günaydın sevgilim. üzerine karanlık bir şeyler giy.
    kapat gözlerini. güneş bir kahpe gülümsüyor bu gece...
    7 -2 ... merhaba ben pembe tolga
  4. 4.
    biraz daha yaklaş istersen...üç adım at sonuca doğru...sevene doğru...
    1 -1 ... imkansizligin kekremsi tadi
  5. 5.
    artık ruhumdaki karanlık azizler gülümsemiyor anne.
    muhtelif yalnızlıklarım saat yönünün tersine kanıyor. adaleti sikilmiş delaletleri yumrukluyorum koynumda.
    yine beceremiyorum sevmeyi. Yumruklarım aşındı karanlıkta. Elleri şehvetten periler sırtımı tırnaklıyor. bedeni intihar dalışı yapıyor şehvete bulanmış periler.

    yine beceremiyorum anne...
    karanlığın içinde sevişirken uhrevi perilerle; söylesene! eteği bekaretten tanrıçam nerede?..
    dua ettiğim kutsal tanrılar nerede? bilemiyorum kaç şişe sevap geri getirir onun eflatun gözlerini...
    8 -2 ... merhaba ben pembe tolga
  6. 6.
    http://www.youtube.com/watch?v=pN4hdqKLWis+
    3 ... merhaba ben pembe tolga
  7. 7.
    küfürbaz bir aynanın karşısında kibirli cifeler soyunuyor. masallarımda büyüttüğüm kahramanlar intihar ediyor zihnimde.
    bir an olsun vazgeçmeyi düşünüyorum gözyaşıyla yıkanmış bedeninden. izin vermiyor ölü kahramanlar... prangası ateşten milyonlarca hayalet unutturmuyor seni. söyle kiralık ruhlarına;

    biraz daha sert vursunlar kâbeme. biraz daha küfretsinler kalbime. lanet olsun! külfetine hatıra soktuğumun hikayesinde unutturmayacaklar seni bana.
    yine de söyle onlara; ben seni hiç unutmak istemiyorum aslında...
    4 ... merhaba ben pembe tolga
  8. 8.
    http://www.youtube.com/wa...mbedded&v=RhUR6Jeaiys#!
    3 -1 ... merhaba ben pembe tolga
  9. 9.
    bir gülüşün var ömre bedel, ey yar yine gel yine gel. Rüyamdaki adama ciddi manada aşık olmuşum galiba.
    ... tardis
  10. 10.
    (bkz: ulan gene mi rüya be)
    1 ... jerry drake