bugün

Gitmek ister bazen insan hayatın da herkesden kaçmak, uzaklasmak kalabalıktan, yalnız kalmak.. bedenini, ruhunu aydınlatmak.. bir an hafızasını yitirmek ister kimi zaman acı çeken kalbini söküp atmak dipsiz kuyuya, ardına bakmadan koşmak, arkasından dur diyen birilerinin olmamasını ister.. çünkü ruhuna zarar veren herşey ' o ' şehirin içindedir engel olmamalı bir ses tonu bile kalmak için, basit bahaneler üretebilir her an gitmemek için.. sever insan büyüdüğü şehri, güzelliklerini, şehrin içinde ki yaşayan değerli kıldıklarını belkide o şehir değil, onun içindekilerdir şehri vazgeçilmez kılan..
ve.. iki sözcük içimi acıtan; dışarda ağlayan bulutlarla gözyaşlarım karışıyor, kalabalığın ortasın da durakladım. lütfen söyle bir daha gözyaşlarım akmalı özgürce mutluluktan iyi ki bu şehir iyi ki sen hoşgeldin bebek yüzlüm..
insanlardan geriye kalan yaşanmışlıklar ve söylenen sözler değilmidir ? en çok canımızı içten fetheden, kalbimizi acıtan, kimi zaman gülümseten..
yorgun bedenimi sürüklerken bu şehirden iki sözcük, sıcak bir sarılışa hapsoldum yine bu kalabalık saçma şehire.. nefesinle can buldum, gözlerinde kayboldum, sana baktığım da; denizin maviliğinde, çimenlerin yeşilliğinde, bembeyaz karların saflığın da, güneşin sıcaklığındaydım.. ışıl ışıl yaşam dolu yine yeniden der gibi ortak olmak her sevince, her mutluluk ve hüzne, dudaklarımızdan hiç eksilmeyen 'seni seviyorum sakın gitme' sözcükleri...
'ben sende yaşam buldum' derken ne kadar da güzel bakıyorduk bize.. en kötü günlerimizde bile tebessüm eksik olmamıştı bizden.. hiç bu kadar kopmamıştık en berbat hayatı yaşarken bile, her gün lanet okunan hayattan bir aşk yaratmıştık. küçük dünyamız da onu büyütmüştük, beklentimiz yoktu hiç birşeyden sadece 'biz' sadece 'ikimiz' can buluyorduk tenlerimizde, sanki bir daha hiç karşılaşmayacakmışız gibi değerliydik ikimizde kalplerimizde..
gözyaşlarım hiç bu kadar mutsuzluktan akmamıştı, biz bi oyun oynadık ben hayatımı, sen benden vazgeçmeyi ortaya koydun. oysa ne kadar mutluyduk gerçek gözüken yalan aşktta..
"Derin derin nefesimi çekince farkettim kokun yastığıma sinmiş özlenen insan"
ve bu saçma şehirden, kocaman bir hoşçakal yarım kalmışlığım...
(bkz: ben bu şarkıyı sana yazdım)
insanlara alışmaktan sıkıldım, alıştığımda yok oluşlarından, en ihtiyaç duyduğum anda yanımda olmayışlarından, özlediğim kokunun en sevinçli zamanlarım da beni sadece izlemekte olmasından içi dolu ama benim yanımda olmayan mezara ne anlatabilirim ki... rüyalarım süsleniyor sadece uyandığımda yüzümde mutlu ama saniyeler sonra geçicek olan, metrobüs yolu kadar düzgün değildir hayat bilirim, dolmuşlar gibi her yola sapan etrafı dolaşan kıvrımlı yollardır... ama bazen rest çekmek istiyorum bu saçmalıklardan, yaşamak istediğim varken neden yaşamak istemediklerimle sorumluyum, sevdiklerim neden ben olmayınca mutlu olabiliyorlar ya da ben bazı anlarda akıllarına geliyorum o an bensizliği yaşamak istiyorlar oysa bir telefon yakınlarındayım... özlüyorum hayatım da beni mutsuz edenleri bile en kötü zamanlarım da bile bunları özleyebiliyorum nedendir tüm olumsuzluklardan sıyrılamıyorum, ben bu kadar düştüm mü acaba ? ya da saçma bir hayat yaşıyorum beni mutsuz edenler bile doldurabiliyor mu boşluğu?
tek düzeyde devm etmiyor düşünlerim önce kendime yaşıyorum dedikçe birileri çıkıyor alt üst oluyor yaşantım, sahte insanlar, her zamankinden farksız düşünceler, klasik yaşam tarzları, hep dillerinde seviyorum seni, inanacakmıyım? yoksa yine rol mu yapmalıyım?
boşvermeliyim herkesi, aşkını yüzük diye parmağıma taktığım yalanı, ben olmalıyım tüm saçmalıklardan sıyrılıp, özümde ki çocuk ruhlu olmalıyım o zaman hiç bir güç pes etmemi sağlamayacaktır, zaten pes etmedim onca kayıplar yaşasamda, üzüntülerim içimde patlamaya hazır yanardağ misali bunlarla güçlenmeliyim, kendime yeni bir hayat tasarlamalıyım içinde sadece ben olan... diğerleri zaten beni unutanlar, bir ben kaldım geriye yarattığım okyanusum da yüzüyorum...
* dün afedersin kusana kadar içtim. abarttım yani. şimdi ise işteyim ve başım dönüyor. hiç iyi değilim, fiziksel anlamda. midem de berbat halde. kafamı eğince filan dengemi kaybediyorum. kafamı taşıyamıyorum, çok ağır geliyor. ama ruhsal anlamda da bir denge kaybı yok değil. iyiyim gibi ama sanırım alkolün tesirlerinin hala devam etmesinden dolayı. ha, ne diyordum; ruhani denge. lan denge menge kalmadı. etrafımdakiler de bıkmış benden. hem de çok kısa bir zaman diliminde. buna da canım sıkılıyor bir yandan. böyle gerzek ama mutlu bir şekilde takılıyorum.
* iş çok sıkıcı şu anda. eve gitmek, uyumak istiyorum. ve günlerce de uyanmamak. mesela cumaya kadar uyanmiyim. uyanmiyim ya nolur. hadi hadi nolur. bak gerzeğe bağladım yine.
* herhangi bir şehirlerarası otobüse binip şehrin otogarına varıp ordan tekrar istanbul' a dönmek istiyorum. düşünmek istiyorsanız otobüs yolculuğu gibisi yok vallahi. yollar, insanlar görmek gibisi yok.
* ulan cidden iyi değilim. bir kusma isteğidir gidiyor.
* dün koptu kollarım, hayvan gibi, bin küsür sayfalık uluslararası iktisat kitabını taşırken.
* uyku ve alkol güzel şey yahu.. *
Korkma... sadece toprağa gireceksin....
sonra toprak olacaksın.
sonra sularla birlikte bir çiçeğin bedenine yürüyeceksin...
orada özüne ulaşacaksın....
çiçeğin üzerine bir arı konacak....
kim bilir, belki... belki o arı ben olacağım...
okunması en zor ve yürek isteyen yazılardır.
Bugün seninle yıldönümümüz sevgilim! Söktüğüm bir ayak tırnağımı armağan edeceğim sana ve senden alt dudağını kesip, bana armağan etmeni bekleyeceğim.
Mutlu yıllar sevgilim!. (K.i)
bir yakarış olarak; "NEFRETiMi AL ARTIK SEN TAŞI."
sıkıldım, sıkkındım ezelden. sıkıla sıkıla geçti koca bir ömür. ***
parmaklarımın yorulmasını istiyorum belki de.. * *
aslında ben bütün karaladıklarımı öylesine yazıyorum.
çoğuda beğeniliyor.demekki burada varlığımdan memnunlar yazar dostlarım
Korkularım var... bitmek bilmeyen korkularım. hayata karşı, ölüme karşı, insanlara karşı...
Ben hayatım boyunca bu korkularımı yenmek için hiç bir çaba sarfetmedim. inanmadığım birşey için niye çaba sarfedeyim değil mi(?)
Çünkü bu korkulardan kurtulamayacağımı biliyorum. Negatif bir düşünce değil bu! Sadece insanın kendisini tanıması, özellikle de bu konularda...
Yani bir insan neysem oyum derse hiç bir sorun kalmaz. Örneğin; insanlara sürekli var olan özelliklerini söylemeyip, bunun yerine başka başka şeyler uyduran insan kendisi için
en kötüsünü yapar. Ben böyleyim diyeceksin, kötülüğüm de bu iyiliğim de... Ben allahın cezası bir insanım, ben ruh hastasının biriyim, ben kahrolası insan ben.
Gereğinden fazla kötüle kendini, o zaman vicdanın daha rahar olur inan. Korkularını da zaaflarını da söyle günahlarını da....
insan hatalarından utanmamalı, aynı şekilde korkularından da, ya da başka bir şeyden... insan kendini çok sevmemeli
bir başkasını da.... Kimseye hastalık derecesinde bağlanmamalı insan, bir insanı kendinden çok sevmemeli ama kendinden de nefret edebilmeli.
Doymalı insana, doyurulmalı. Vazgeçmemeli hayallerinden, mecburluklarla yaşamamalı, bir başkası için yaşamamalı.
Umursamaz olmalıdır insan. Dertlere değil insanların söylediği sözlere. Kendin yaşamalısın, kendin istemelisin, kendin düşünmelisin. Bir başkası için yaşamamalısın asla!
Ülken için iyisini gerçekten istediğin için söylemelisin, ülken için iyi olanı seçmek istiyorsan kendin seçmelisin.
Sana kimsenin maske takmasına izin verme. Acı çekmek bile olsa sonunda sen içinden gelen şeyi söyle, yap. Anlatmaya çalış insanlara senin doğrunu.
Dinlemeye çalış insanlar için önemli doğruları. Beğenmezsen dinleme, bırak kaç. Onlar seni değil sen onları anlamayacaksın; bu daha çok işe yarayacak gör.
Birgün gelecek herkes seni dinlemeye başlayacak, sana inanacak. Sen kararlıysan, istiyorsan iyi şeyler; elbet çıkacak seni anlayanlar.


Güçsüz olmayacaksın; içinden fırtınalar kopsa bile, gözlerin ağlamak istese bile ağlamayacak o gözler. Sen bu değilsin, sen bu diğerleri gibi...
Birilerinin artık buna çıkıp dur demesi lazım, belki o birisi sensin. Herkes aynı olursa kurtuluşumuz mümkün olur mu söyle. Sen tepişeceksin; eğer gerçekten bunu istiyorsan.
En kötüsünü yapma, istediğin bu değilse uyma onlara, kanma yalanlara. Başrol senin, kaptan sensin, sen deyince olabilir dene.
Olmayacaksan; duymayacaksın onları, kanmayacaksın.

Dinle bu da son sözüm sana: 'çok eziyet çekeceksin.'
ben bu yazıyı öylesine yazdım.
sonrası böylesi bozulur dedim silmeye kalktım.
şöylesini düşünemedim kaykıldım.
öteki beriki hep beraber alınır dedim haykırdım.
sonsuz sandığım tüm mutluluklar birer birer beni terkettikçe hep tükeniyorum sandım. ama her seferinde çok az bir parçam kendini kurtardı ve beni yeniden büyüttü. akıllanmayan kalbim ise her seferinde yine büyük şansını yakaladığını sanıp sığınağından çıkıp kendini yine ateşe atmaya devam etti. benim hiç bir zerremi yakmayacağına emin olduğumu sandığım tek kişiye ise kendini her seferinde kurtaran parçamı da verdim. şimdi o da onun ellerinde ufalanıp gitti.
evet.bende bu yazıyı öylesine yazdım.
_DEHLiZ_

Berzahta bir berduş umutlar...
Özlemek bitimsiz gibi
Ve çabalar beyhude

Her yerde bir buhran dürtüsü
istemek seni su gibi...
Dem gibi...

Manşetlerimde bistüri sancıları gibi
Kalbimde aymaz ve aciz bi suskunluk

Düpedüz düzmece perdelerle gizledin
Seni benden...
Kaçırıp götürdün
Ve deniz aşırı dehlizlerin bile ardına
Dikenli balçıklara defnettin kokunu...

Ve ben şimdi eşeliyorum
Yağmur altı toprak sancılarını...
Yalın ayak, bedbin ve bedbaht...

Fikrimin her köşesinde
Geri dönmek zihniyetinde ayaklanmalar
Ve ömrümün diğer bir cephesinde ben...
Sürüklenmeyi tercih etmiş
Tek gayesi seni acıtmamak
Kahretsin ki ben...

Uykular delik deşik
Ve kulaklarımda davetkar tetik sesleri...

Korkuyorum

Ardında bir rüzgar kaldı
Sırtımı yasladığım
Tek dayanağım...

Rüzgar bana bir bulut üflüyor
Ve o bulutun kanatlarından
Çiseleniyor kokun...
Kana kana kokluyorum
Denizler aşırı benliğini...

Çare yoksa bile
Böylesi yavaş yavaş ölmek
Daha asil kokuna müptela ömrüme...

Dönmeyeceğini bildiğim uzaklar
Acıtıyor akşamlarımın aranağmelerini.
Ve artık aheste aheste
Eşeliyor ciğerlerimi
Kokunun mirasçısı hayalin...
içten içe parçalıyor

Karşı koymak bir yana
iyice çekiliyorum dehlizlerine
Kanla doluyor soluklarım
Nabzım boğuluyor

Ö(z)lüyorum...

_____________S_A_____________
______31.07.2010__03:00______
Bir ah çeksem, karşıki dağlar daha ilk kadehte yıkılır. Hani istanbullu bir hatunun dağdan doruktan bahsetmesi de hayli tartışılır. Bizim efkarımız bile metropolleşmiş aga!
Şu bildik el ele gezdiğimiz muhitlere rezidans diktiler meselesi işte anlıyor musun? Bu şehre derhal cerahat sergileri açılmalı bence. Cehenneme git turları artırılmalı, günah pazarları erkenden siftah yapmalı, sabahın köründe kepenk kaldırmalı otopark mafyası, kargalar kahvaltısızlığa idmanlı tutulmalı, utanma arlanma kalmamalı, çürütülmeli doğanın el değmemiş güzelliği safsatası. Sokakları aşındırmalı bazen uygun adımlarla, balkonlarda maganda kurşunlarına hedef olmalı, heder olmalı halkımız Avrupaya yetişelim derken, kara para trafiğine acilen çözüm bulunmalı, art niyet köprüleri kurulmalı ayrıca korku tüneli de şart. e ne de olsa avrupa kültür başkenti. O nedenle bundan böyle her şey standart!
iki arada bir derede sevişmeler, Fransız kolonisindeki öpüşmeler ve çocuk sayısı. Geriye çekilmek, altından girip üstünden çıkmak, soteye yatmak yasak! Sahi anlamak güç Marmaranın maviliğine mi beslenmiş bunca öfke? Bak çıldırmaya ramak kaldı! Üstü örtülecek bir Madımak kaldı usumuzun bağrı yanık anılarında. Onu da unuttuk mu tamamdır..
ben bu yazıyı öylesine yazdım, çünkü; kimseyle paylaşamadığımı farkettim bazı şeyleri. önemsizlerdi ama sustuklarım büyüdü içimde. anlatsam dinlemeye değer görmezler, anlatsam güçsüz olduğumu düşünürler, anlatsam şaşırırlar sen bu kadar düşünceli misin diye. mesela değer gördüğünde kendini değer veren insandan daha üstün görenlerden sıkıldım. zaten o değeri ben veriyorum sana, yani benim kaybettiğim birşey yok sana birşeyler kazandırıyorum. sen olmadan da ben var olabilirim. böyle yaparak karşındakine değer vermeye korkutuyorlar, soğutuyorlar. bunu gidip anlatsam belki kimse beklemez benden. bu yüzden öylesine bir düşünce işte. düşüncelerimi değil de duygularımı paylaşmayı gereksiz bulmaya başladım ve bu beni korkutuyor aslında. yani sevginin sahtesi olur ama nefretin sahtesi olmaz diye sadece olumsuz düşüncelerimi paylaşıyorum. dışardan belki dürüst ama içinde hiç iyi duygu bulunmayan insan gibi görünüyorumdur. sanırım suistimal edilmesinden korkar oldum. aslında karşımdakinden bir çıkar bekler gibi de değilim ama yine de bu öylesine olan duyguları bir tek bu yazıyla paylaşmak istedim.
nereden başlayıp, nasıl anlatsam bir türlü bilemediğim son yazımın ilk satırlarını kurmakta bile zorlanıyor zihnim.
elimde bana kalan her ne varsa hepsini bu satırlar arasında tüketip, bir daha yazmamak uğrunda başlıyorum hikayeme.

her şeyin düzeyinde ilerlediği bir gecenin sonlarında anladım, aslında hiçbir şeyin yolunda gitmediğini. bir şey vardı hayatımı ters düz eden. dalıp dalıp gitmelerimin, bir melodide kaybolmalarımın, bir yüzde dakikalarca kalmalarımın. eskilerden gelen bir şeydi.
üzerinden öyle uzun zaman geçmiş olmalı ki anımsayamadım bir türlü.
neydi beni bu şekilde benden alan? kimdin? neydin?

zihnim ise hala bulanık.
düşüncelerimi kendimden uzak tutmak adına müzik dinlemeyi kestim dün gece. bu gece elime gitarımı almadım.
ve sabah olup dizelerim bittiğinde ise her şeye bir son vermiş ve yazmayı da bırakmış olacağım.
belki yeni bir hayata başlamış, beklide korkularımdan arınmış şimdiki yaşantıma devam ediyor olacağım.

yeni yıl her insana yeni bir hayat getirir derler. bu inançta yaşarız her birimiz. yeni yeni mutluluk dileklerinde bulunurlar sevdiklerine ve eklerler tüm güzellikler bu yılda yıl senin yanında olsun.
oysa ki bilmezler ki o güzellikler ne, geride bıraktığı yıllarda yanlarında olmuşlardır, nede gelecek yıllarda olacaktır.

işte bu yüzdendir ardımıza bakma isteklerimizin olmaması. belkiler ile yeni başlangıçlara adımlar atmalarımızın olması.
saat 12’ye vurduğunda tebessüm ile bir hüzün kaplar bedenimizi.
çünkü eksiktir o yanımız, geçmişte olmamıştır ki gelecekte olsun, yoksun işte olmadın ve olmayacaksın.

bense biliyorum içim ne kadar ölmüş olsa da, bedenim ne kadar dik durmakta zorlansa da bu senede senli düşlerim sona ermeyecek.
böyle sevmiştim zaten seni, bundan sonrada severim.
korkmuyorum benim olmayışlarından.

ardına dönüp bakma sakın, bir kaldırım kenarında düşürdüğün paçacıkları arama diye sesleniyorum sana bu yazımda. çünkü asıl korkum bundan yanadır benim, ya bulursan beni?
ya fark edersen içi çürümüş hallerimi?
işte o zaman ne yaparım ben?
diz kapaklarımı mı parçalar yoksa avuçlarımı mı kanatırım dersin?

yanımda olmamayışına alıştım, sana yakın olmamaya.
dokunmadan, hissetmeden seni sevmeye alıştım. işte tamda bu yüzden haykırıyorum ardına dönüp bakma diye.
avaz avaz bağırıyorum.
oysa ki sen beni duymuyorsun, zaten ne zaman duydun ki haykırışlarımı. için için kanarken ben hangi sözlerime misafir oldun, hangi göz bebeğimde hissettin sensiz acılar çektiğimi?
bir notada yüzünü anımsamaya hasretken ben, sen hangi müzikler altında sevişiyordun adını hatırlamadığın kadınlarınla?
renklerin içinden renk beğenemezken ben sana, sen hangi ışığın altında toz pembe düşlere dalıyordun?

kimdin ki en çok canımı sen yakabildin?
neydin, neredeydin?

her şey yolunda ilerliyordu o geceye kadar,
bu yüzden kafamı kaldırışlarım olmadı benim, görmemek adına kör ettim gözlerimi, hatırlamamak her güne yeniden ölmemek için dünyanın bin türlü güzelliklerinden vazgeçtim.
her şey o geceye kadardı, o muhteşem, o akıl almaz geceye kadar.
üç, beş notanın arasına sıkışıp, kan kırmızısına bulanana kadar.
siz hiç kendinizi yaprak dökümündeki ali rıza bey gibi hissettiniz mi? nasıl bir duygu bilir misiniz peki? bu konuda fikri olan var mı?

yorgunum ben anlıyor musun? artık herhangi bir şey için uğraş vermek, çabalamak istemiyorum.
bardağın dolu tarafıyla avunmaktan sıkıldım. polyanna gibi davranmamı beklemeyin artık, bardağın yarısı dolu olsa ne çıkar, geri kalan kısmının boş olduğu gerçeğini değiştirebilir misin?
hay bin kunduz! sanki gayya kuyusu...
o değil de sınavlara bir hafta kaldı.
belki de son entrym bu olur. her an açıktan ölebilirim. iki gündür hiç bir şey yemedim şimdi de uyuyamıyorum açlıktan .. uyusam da belki gözlerimi açamam..evet ben bu yazıyı veda niyetine "öylesine" yazdım..
bu aralar pek duygusallaştım sözlük. sinirleniyorum durduk yere, sonra sinirime ağlıyorum. etrafımdaki herkese kızgınım. anneme, babama da. zaten asıl onlar beni bu hale getirdi. sonra arkadaşlarım... onlarda çok kırıyo beni. napıcağımı bilemiyorum ki artık, ne yapmam gerektiğini... sadece istediğim adil davranılması, eşitlik. ya da ne biliyim sadece düşünsünler 'ben olsam, bana böyle yapsalar' diye. sadece bunu istiyorum ben çok bişey değil. ya da yapamıyorlarsa beni aramayı kessinler. ben korkularımla da yaşarım. kimseye ihtiyacım yok ki benim...
ben de bunu...
Nasıl ''önyargı'' kötü bi durumsa, bi şeyleri ya da birilerini hemen kabullenip, benliğe dahil etmek de kötü... En iyisi, en doğrusu ''mutlak güven'' mantıksızlığındaki, mantık hatasını anlayacaksın, bünyeye sindireceksin...
kafamdaki senaryo tutmadı yine. hayat bana bi gol daha atmış sayılır yani. hayal kurmak güzeldi hani? hep yalancısınız işte.
(bkz: ben bu yazıyı öylesine yazdım)
(bkz: yaran yanlış okumalar)
(bkz: ben bu yazıyı ölesiye yazdım)
garip ruh hallerimin alışılmış sıradanlığını karmaşaya sokup hiç bilmediğim bir alemdeki yolculuk zannettiğim rüyalarıma daldım.
öylesi;
hani hep derdim ya nerde dengesiz var beni buluyor diye ya, o dengesizlerin en büyüğü sensin. haa beni bulmana da şaşmadım gelip hayatıma sıçıp sıçıp gidiyorsun,bende kayıtsızca izliyorum.dur bakalım bunun sonu ne olacak.
şu sıralar izole ettim kendimi dış dünyadan. telefonu bir süreliğine aramalara kapattırdım, msn'de, facede yokum. kendimi yalnızlığın o görünmeyen kollarına emanet ettim. hayatla tek bağlantım halk otobüsleri ve sözlükteki mektup arkadaşım. kimseye söylemediğim, beynimin arkasında kitledğim bütün sırlarımı açtım. o da hayat öğretmenim oldu bana nasihatler veriyor. ama ben tembel bir öğrenciyim. tutmuyorum hiç bir sözünü. geçmişte yaşananlar senin kazanımların, hatalarınsa tecrübelerindir diyor ama dedim ya tutan kim. yine aynı ben. kafasının dikine giden ben. hala geçmişimin günahlarına yanıp günlerimi heba ediyorum. bütün arkadaşlarıma karşı yine saklanıyorum. bir günlüğüne kapattırmıştım telefonu ama sessizlik tatlı geldi. geçen yıl da telefonu kapatıp kıbrısa gitmiştim. ama kıbrıs işte. bu mevsimde çok çorak anlamsız ve yağışlı. napıcam orada. hem eşşek kadar da pahalı...

onunla yazışırken farkettim. meğerse hayatıma ne çok kişi girmiş. her seferinde başka bir hatunun adını yazdım kafası karıştı kızın. hayatımda hiç kullanmadığım kadar parentez kullandım yazışırken. yalnızlığımızı paylaşacaktık güya benim yalnızlığımın monarşisi dikta bencilliğe dönüştü. onun yalnızlığının hükmünü tedavülden kaldırdım.

hatalarımla doğrularımı tartıyorum hatalarım ağır basıyor. orta okul seçimi yönlendirilmesiyle hatalar zinciri başladı. karşı çıkamadım. kuzu kuzu istedikleri okula gittim. sonrası geldi işte(şimdi hataları yazıpta sayfalar harcamayayım) ama rüyamda o okulu gördüm. çorlu lisesini. uyandığımda içim cız etti. kayıp yıllarımın temeli orada atılmıştı işte.

kimi tuttuysam elimde kaldı dedim(bunu hissedip yazmak çok ağır biliyor musunuz) gerçekten de öyleydi. bir kahvenin 40 yıl hatrı varken (dostluk anlamında) yıllık sevişmelerin beş dakikalık hatrı yokmuş yazık. ilişkiler peçete gibi. sümkürüyorsun anı ve atıyorsun öyle umarsızca. işte bunu hazmedemiyorum(içimde küfürler kaynıyor) gecelik ilişkiler gibi mi harcayacağız dostlukları.

ne mi yazıyorum. ben de bilmiyorum işte. hani eyvah eyvah filminde ata demirer çaldığı klarnet için diyor ya sıkıntı bastımı yapışırım buna. ben de canım sıkıldımı ruhumun kurgusuz kelimelerini satırlara döküyorum işte.

ana fikir?

yok ana fikir falan. hayatım hep giriş gelişmenin sonuca ulaşamamasıyla geçti. onun için bu yazının bir ana fikri yok... ruhsal anarşi var...

ben bu yazısıyı öylesine yazdım...
ben bu yazıyı öylesine yazıyorum ama, aynı zamanda kendime, sana ve hayata da yazıyorum. keşke bunları sana söyleceyek cesaretim olsaydı...
iki gün önce, sabah dayım ben uyurken gelmiş eve. allahtan gece biraz cesaretlenip seni aramak için içtiklerimi kaldırıp, kültablasını boşaltmıştım. hoş görse bir şey demezdi, ama malum dikişlerim alınmadı daha. ağzıma sıçar. sen bunları bilmiyorsun değil mi? doğru ya. biraz hasta oldum ben sevgili...dönemin başında zatürre başlangıcı dediler, önce bir hafta kadar kaldım; iğne tedavisi için. o zamanlar çektiğimi ben biliyorum. resmen ciğerlerim avcuma çıkacaktı. sırtıma bıçak saplanıyor gibi oluyordu öksürünce. onu atlattık. günde 7 iğne yiyerek. kolum bir bağımlının kolundan farklı değildi artık. ama ters giden bişeyler vardı. kandaki oksijen değerleri doktorları iyileştiğimden emin olmaktan alıkoyuyordu ki, sonra akciğer kanserinden şüphelendiler. bir biyopsi geçirdim ve 6 gün daha hastanede kaldım. ama iyiyim şu an. şükürler olsun ki temiz çıktı her bişey. tabi insan bu süreçte kendisini ve daha çok ailesini düşünüyor diyebilirim. ama eksikliğini yine de hissettim, caddeden geçen arabalara baktığımı zannederlerken uzaklara daldığımda.

bilsen tüm bunları, eminim kafamı bu kadar karıştırmaya hakkın olmadığını anlardın. ne zaman biraz aklımdan çıkarsam seni, hatırlatıyorsun kendini. bunu bilerek yapmadığının da farkındayım üstelik. ikimizin de birbirimizden haberi olmaması ne acı. ben öyleyimdir işte. izimi tozumu bulamazsın istersem. ne kadar zorlanıyorum bi bilsen kendimi senden uzak tutmaya çalışırken. bütün eforumu buna harcıyorum. baktığım her yerdesin çünkü. gezdiğimiz yerlerde...arkadaşlarla oturup iki laflayamıyorum artık. ortak arkadaşlarımız seni soracak oluyor, laflarını yutuyorlar sonra. ha, benim acımasız olduğumu; neden sana bir şans vermediğimi sorabilirsin. işte asıl söylemek istediklerim bundan sonrakiler.

ben seni iyi tanıyorum adamım. hani bazen insan karşısındaki çok çok iyi tanımak istemez, çünkü bazen o geri dönüp affet dediğinde; doğru mu yalan mı söylediğini anlamak istemez. samimi olduğunu düşünüp affetmeyi çoktandır düşlüyordur. ama maalesef biz bu evreyi geçtik. ben seni iyi tanıyorum. keşke dost olarak başlamasaydık. bana değiştim demeden önceki hayatını bilmeseydim keşke. o zaman belki inanırdım sana. özel olduğuma gerçekten inanabilseydim keşke. ben bu filmi daha önce görmedim sevgili, ama sonunu biliyorum. nihai bir son var ki, biz en önemli şeyleri konuşamadan yılları birbirimizle tüketeceğiz. hani nasıl olsa bitecek diye ilişkiye başlamamak derler ya, evet kafa bu. ama üstüne üstlük biz denedik. ufak bir oyun oynadık. onda bile katlanamadık birbirimize. ben katlanamadım sanırım. haklısın.

ben bir tercih yaptım. senin ne benden, ne ondan, ne de bu tercihimden haberin var değil mi? 'yeni bir başlangıç' lafı çok mu klasik sence? ama vaziyeti tanımlayacak tek cümle bu. yeni bir başlangıç için; kulağa çirkin gelebilir ama seni unuttuğumu kendime ispatlamak için bir tercih yaptım. piç erkek yerine efendi olanı seçtim. bunu bir ego tatmini olarak kafamda kurmam rahatsızlık verdiğinden, ve mizacıma uymayacağımdan; 14 şubatta ona hiç yalan söylemeden, kendisini sevmeye çalışacağımı söyledim. o kadar bekleyişten sonra gözlerimin içine nasıl baktığını görünce anladım; beni en kötü halimde sevecek olan, güvenebileceğim adam karşımda duruyordu. birden aşık oldum, balkabağı faytona, ben de prensese dönüştüm demeyeceğim tabi ki. ama bazen tek bakış, tek bir hal yetiyor. inanamadım o heyecanını, ürkek hallerini görünce. bundan sonra her şey bambaşka olacaktı, anladım.

şimdi bunları buraya yazıyorum ki, kayıtlara geçsin. bana yaşattığın karmaşıklığa ve güvensizlik duygusuna rağmen seni hep iyi olacak hatırlayacağım. ilksin çünkü. şuramdaki kelebekleri uçuşturan, gördüğümde mideme ağrılar giren ilk heyecanımsın. ama kalbim ağır basınca, ben de beynimi sağ tarafa yerleştirdim ki dengesizlikten afallamayayım. ve sonra ikiye böldüler beni. tercih yapmamı istediler. sağ elimden birisi tuttu hemen. dönüp gözlerine baktım, ve tercih yapıldı dediler.
kana değmiş olan elleri çok natureldi.
bir yağlı boya resmi olsaydı eğer; bir açık artırmada mona lisa gözlerini ondan alamazdı ve o an sana bakmadığını anlardın.
leonardo düşünüp derdi.
“lanet fırçalarım nerede benim! biraz da kan. bu elleri yaşatmam gerek.”
benjamin franklin'i okşayan ellerdi. yatakta çok iyiydiler. meşhur birahane baskınında "heil hitler" diye kalkan ellerden birisiydi. diğer olan mı?
o da bir intiharın vurdumduymaz tetikçisi idi. mussolinin hayal kırıklığına uğradığında yüzüne zımbaladığı elleri idi.
ve hala canlılar eskisinden daha güçlü, daha kanlı. benim boğazımda senin ve bizlerin. maryln monroe'nun poposunda. işini bilen eller doğrusu..
aaaahh nerde benim eldivenlerim?
uyku hapı çıksın artık sevgili seyirciler. içelim, olsun bitsin.
aklıma bir şey geldiğinde,söylediğimde sorduk mu diyen arkadaşlarım vardı. bilmiyorum modaydı galiba. beni ergenliğimde asileştiren insanlar onlardır. çevreme ne kadar zarar verdiysem sebebi de onlardır. bir de her konuşmasını ismail yk şarkısı tadında sonlandıranlar.
5 gün bekleyeceğim sadece.
göbeğindeki pamuk kadar yakınım sana.
ışık yeşil yansın diye bekliyorum sen karşıdan geliyorsun kırmızı yanarken. ve bana çekilsene yoldan ya diye bağırıyorsun. gerçi belki duyacağımı tahmin de etmedin ama duydum aptal herif. tipine bakan da seni insan zanneder. kambur yürüyordun zaten iğrenç ııyyy.

inşallah sözlük yazarısındır da okursun. siyah kabanlı tipsiz.
halen cevap atmadın pis rezil.
Kaybolmak, Her şeyi unutmak değildir, Sadece uzaktan izlemektir bazı şeyleri... Unutmak olur iş değldir zaten istesen de unutamazsın bazı şeyleri...
insan kaybolmak ister bazen, Unutabilmek için, unutabileceğini sandığı için.
miskinlikten bile sıkıldım artık ki bu fazla olan bi durum değil. yağmur yağıyo dışarı çıksam mı çıkmasam mı karar veremiyorum. karnım çok şişti ama aslında hiç bi'şey yemedim. kendime yeni bi etek aldım ama üstüne giycek uygun bi'şey bulamadım bak yine moralim bozuldu. bu cem özer ile nurgül yeşilçay a ne oluyo hiç anlamıyorum. meğer onlar boşanmışlar hatta nurgül yeşilçay başka bi ünlünün oğluyla birlikteymiş. bana hep mutlu bi çift gibi geliyolardı halbuki. acaba bazı insanlat bazı şeylerin kendilerine yakışmaığını bile bile mi giyiyolar bunların hiç mi eşi dostu yok bi dur sakin ol napıyosun sen demiyo. ben saçma sapan giyindiğimde bana bi dur diyin emi dostlar ele güne rezil olmıyım bari. ayrıca seren serengil in saç rengi yavşaklığından da utanıyorum.
ne yiyeceğimi,giyececeğimi düşünmekten çok yoruluyorum... bu nası bir saçmalıktır.
öylesin;

defalarca söyledim öylesin. seni seviyorum dedim öylesin. şimdi susuyorum sen yine öylesin. ben bu yazıyı sana yazdım öylesin.

öylesin, böylesin, garip bi şekildesin. yine de seviyorum seni!

akıyor ojeleri farklılığının, herkesleşiyorsun.
sonunda delirip, taksim'de herşeyi protesto etmek için yürüyüş yapmayı planlıyorum. hadi hayırlısı.
bu gün otobüs duraklarında beklerken yine seni düşündüm.
sonra anıları bi yere bırakıp, ne zamandır otobüs durağında kaç kişinin olduğunun, oturabilecek miyim diye düşünmenin, vardığımda yapacaklarımın umrunda olmadığını düşündüm. sadece anılar kalmamış geride. benden bir şeylerde burlarda, mutlu anılarda kalmış. geldi otobüs ,hiç acele etmedim bu sefer.ayakta gitsemde olurdu nasılsa, ki öylede oldu.yanımdaki kız biriyle mesajlaşıp gülümsüyodu, aklımdan çıkman için dua ettim o an. bende ordaydım bende o kızdım bi zamanlar. bu kadar yer edeceğini bilemedim, camı açarmısınız dedim birine, açtı. düşündüm, sensiz nefes almak bile zor geldi o an. geçecek diyip kimse asılmasın diye yüz ifademi korumam gerektiğini bi yerlerine kazıyıp aklımın, kendime seni düşünme izni verdim.
anılarla da mutlu olunur belki dedim. anılar bir bir aklıma gelirken neyseki yol uzun, tadını çıkartmalıyım dedim . mutlu anıların acı tadı damağımda kaldı inerken. yine yasakladım, meşgul oldum bi şeylerle. bir kaç aşk yaşamıştım neyseki. geçeceğinden emin adımlarla köşeyi döndüm. küçük yuvama vardım. kendime varacağım zamanı beklemeye başladım. sonsuzdan geriye sayıyorum. yalnızken yalnız kalmayı özledim. inatla ben bunu sana yazmıyorum, öylesine yazıyorum. sen o otobüs durağından gidene kadar , benden gidene kadar öylesine yaşıyorum...
sözlük midemde atlar tepiniyor. öğk desem kusacakmışım gibi. ülserim kudurdu yine galiba. netsek hafız?
iYi GECELER DOSTLARIM...
aklımdan çık artık.
boş bir düşünce sabit bir gelişme yine işte. anlamazlıktan gelme, anlamaya çalış öylesin...sen de öylesin işte.
hayır, bu hep istediğin şeydi. neden bu isyan? sonra kaybetmeye çalıştın, aklından geçirmemeye çalıştın, unutmaya. olmadı. "ne yapmalı?" dedin. "koş" dedim. yine olmadı.
sonra güzelliğini gördüm. tadını çıkartmaya çalıştım. oldu mu dersin? "bilmem, oldu gibi"

ben bu yazıyı öylesine yazdım. çok mu anlamsız oldu ne?
ağlamak isterken bir yandan da ağlayamamak ne kötüdür bilir misin? sesini duysam ağlayacağımı biliyorum..