1. 1.
    Şimdi hepinize sabah şekerliği yapıp günaydınlar falan demek isterdim. Evet, çok isterdim ben de bunu. Gıcık bir adam gibi, otuz iki dişim meydanda sırıtarak, bin bir türlü şebeklik edip etrafımdakilere. Ama işin aslına göre hareket etmeyi seven bir adam oldum her daim. O yüzden aydın olan sadece gökyüzü, içimiz kapkara ve boktan gün takvimine eklenen çürük bir zaman dilimi daha. insanlar dışarı çıkmaya başladılar, sokakları çiğnemeye, kaldırımların yalnızlığını bozmaya, sokak köpeklerinin huzurunu kaçırmaya. Günaydınlar, hayırlı işler, güle güle'ler, akşama görüşürüzler... Hepsi ağızdan ağza dolaşıyor şimdi. Böyle anlarda yalnızlığa tapıyorum. Kimseye ne günaydın demek gibi bir sorumluluğum var, ne de akşama görüşürüzler ve bana güle güle diyebilecek kimse yok. Kapıyı çekip çıkıyorum evden. Az sonra yapacağım gibi. Ardıma dönüp bile bakmadan. Bir tek Olric var, o da beni biliyor zaten, o da beni anlıyor. Sesini çıkartmadan, usulca beni bekliyor, akşam olmasını. Gelirsem gelirim, gelmezsem onun da umurunda değil hiçbir şey.

    Bu yazı da edebi bir yön bulup paylaşan arkadaşı da anlayamayacağım asla, o yüzden diyorum ki, bu yazı, burada durmalı. Notlarıma ait, ait olduğu yerde kalmalı. Siz bunu paylaştıkça, huzursuzluğumun huzurunu kaçırıyorsunuz. insanlar başıma toplanıyor, merak ediyorumlar, harikasınlar, müthişsinler, başlıyor. Bu beni ürkütüyor. Sevmiyorum. Yapış yapış. Dumanlı su gibi iç gıcıklıyor. O yüzden, yazı, burada kalmalı. Paylaşana neler olsun, düşündüğümü düşünmek bile istemezsiniz.

    Aydınlanan gün, gökyüzünün. Bırakın karanlık bizim olsun.
    ... hasmet ibriktaroglu