1. 1.
    bir bayram sabahı. "anne ben songüllere gidiyorum." diyerek fırlıyorum evden. dursun amca pencerede gene. "songül gelsin." diyorum. sesimi duyan arkadaşım hemen yanımda bitiyor. Dursun amca, "kereta öp bakayım elimi" diyerek camdan elini sarkıtıyor. ayaklarımın ucunda yükselerek tuttuğum eli öpüyorum. şimdi ne kadar olduğunu hatırlamıdığım metal bir para veriyor dursun amca. bayram harçlığı.

    şimdiki anneler gibi bilinçli anne değil bizimkiler o sıralar ama şikayet ettiğimizi de söyleyemem. annem iki tane beyaz puantiyeleri olan fırfırlı mavi etek almış. songul'ün annesi şahin teyze de kelebek desenli iki tane t-shırt. hemen giyiniyoruz. beyaz rugan ayakkabılarımı da giyiyiyorum. kim ne derse desin bu bayramın yıldız çocukları biziz. herkes bize imrenerek bakıyor, farkındayız.

    songül...

    çocukluk arkadaşım. yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmeyen. birgün babalar kavga ediyor sebebini o zamananlar anlayamadığım şimdilerde unuttuğum bir konu yüzünden. zaten bizim oralarda çok meşhurdur. insanlar can sıkıntısından birbirlerine sarar hep. sonra anneler küstü birbirine. biz songüllere gitmez, onlar bize gelmez oldu. ilk zamanlar biz inatla devam ettirdik arkadaşlığımızı. ama zamanla sanki gizli bir anlaşma vardı ve biz de kurallarına uymaya başladık bu anlaşmanın. koptuk. yeni arkadaşlar edindik. herkes kendi arkadaş grubunda büyüdü gitti.

    gelinliğiyle çıktığı günü hatırlıyorum benim on yıldır kapısından içeri giremediğim evden. ayakkabısının altında adımı bile yazamadım çocukluk arkadaşımın. Ve ben o gün çok ağladım.

    sonra küslük bitmiş. bitirmişler biz uzaklardayken. detayları bilmiyorum. bizimkileri ziyarete gittiğim birgün sokakta şahin teyze görüyor beni. "kızım senden bişey istesem. şu bizim mutfaktaki sobanın borusu oynamış biraz. ben uzanamıyorum belimden, yardım eder misin." diyor. "tabi!" diyorum, "ne demek!" ben ne anlarım halbuki soba borusundan. geçmişimde soba yakamamak gibi becerilerim mevcut. on iki senedir girmediğim kapıyı açıp buyur ediyor şahin teyze. burnuma gelen ev kokusunu tanıyorum. hiç değişmemiş. benim mutfak olarak bildiğim yer şimdi sanırım kiler gibi biryer olmuş. sandalyeye çıkıp bir iki dokunuyorum boruya filan. Naptığımın farkında değilim. rüyada gibiyim. iniyorum. "kızım içecek birşeyler hazırlayayım mı sana." diyor. "sağol şahin teyze işim var gitmem gerek." diyorum nerden geldiğini anlamadığım gözyaşlarımı saklamaya çalışarak hızlıca çıkıyorum mutfaktan. sonra salonu görüyorum. yeni bir oturma grubu almışlar. ee alsınlar ama di mi on küsür yıl. Kapıdan çıkıyorum, merdivenleri iniyorum, pencerenin önünde durup bu saçma durumu düşünüyorum.

    dursun amca oturuyor pencere önünde. elinde metal paralar var. elini camdan uzatıyor. aşağıda ben ayaklarımın üzerinde yükselerek o eli tutuyorum...
    5 -1 ... ngark