bugün

nazım hikmet'in şiiri için söylediği şu dizelere bakınız:

"boğucu bir sessizlikte ateşten goncalardır
o demirden şiirler ki sanki tabancalardır
umutsuz hangi gününde el atsan ateşe hazır
nâzım onları yazarken duvarlar çatırdardı"
Gerçek bir aydın ve atatürkçü, büyük bir edebiyatçı, çok kıymetli bir yürekti..
beni de kırdılar içimde kırdılar
karanlık camlardan sular akıyordu
şimşekli bir boşlukta saat vurdu
beni de kırdılar belki yalnızdılar
belki onların da çocukluğu yoktu
bütün şarkılara kapalıydılar
bir genç kız değmemişti saçlarına.
Türk şiir dünyasının kaptanı.

O mahur beste hepimizi ağlattı. o an, hepimize gelecek.

Sevgiyle ve saygıyla...
görsel

15 yıl önce aramızdan ayrılan Attila ilhan'ın anısına..
(1925 - 10 Ekim 2005)

"izmir'e gitmek için her gün Karşıyaka'dan bindiğim vapurda, daha önce görmediğim birini görüyordum. Başında şapkası, boynunda atkısıyla sahilde dolaşarak sürekli mırıldanıyordu. Vapuru beklerken, "Ne tuhaf biri," diye düşünüp bakardım. Kendi havasında, zaman zaman elindeki minik kâğıtlara notlar alan, mırıldanan bu adam dikkatimi çekerdi..
1965'de, izmir'de Namık Kemal Lisesi'nde ingilizce öğretmeniydim. Bir okul dönüşü vapurda, yine karşılaştık. Kim olduğunu, nerede oturduğunu merak ettim. Vapurdan indik, aynı yöne doğru yürüdük. Takip etmek için değil, ama biraz da öyle gibi. Bizim eve yaklaşmıştık ki o başka bir sokağa saptı ; daha gidemedim.
Bu böyle bir süre devam etti..Cengiz ve Neriman ilhan karşı komşumuzdu. Mahallede herkes birbirini tanırdı, ama onlar farklıydı. Beni sever, ilgi gösterirlerdi. Hatta öğretmenliğimin ilk yıllarında, Nermin Abla da Namık Kemal Lisesi'nde matematik öğretmeniydi. Bana, "Okulda ingilizce öğretmeni yok, çalışır mısın ?" dedi ve onunla aynı okulda çalışmaya başladım..
Bir gün Nermin Abla, beni evine çağırdı. Gittim. içeri girdiğimde, Karşıyaka iskelesi'ndeki şapkalı, mırıldanan adam oradaydı. Nermin Abla, "Attilâ ilhan, Cengiz'in ağabeyi," dedi. Kim olduğunu bilmiyordum, şaşırdım. Nermin Abla, "Biket" diye tanıştırınca Attilâ ilhan, "Vapurdan tanışıyoruz." demez mi ? Benimle ilgilendiğini, bana baktığını fark etmedim bile. 20 yaşında, çevresinde ilgi gören bir genç kızdım. "Niye bu adam benimle ilgilenmedi ?" diye bozulmuşum ki Attilâ böyle söyleyince çok hoşuma gitti. Nermin Abla'dan daha sonra öğrendiğime göre, ben Attilâ'yı vapurda fark etmeden önce o beni görürmüş. "Bu kız nişanlısından ne zaman ayrılacak ?" diye sorarmış. Daha ilk tanıştığımız gün derin konuşmalara daldık. Bana, "Siz nişanlıymışsınız, çok şaşırdım. Daha çok gençsiniz ; sizin gibi birisi evlenip ne yapacak ? Bence yapacağınız güzel işler olabilir. Hayatı tanımıyorsunuz, kararınızı yeniden düşünseniz," deyince kafam iyice karıştı. Zaten evliliğe de gönüllü değildim, nişanlımdan ayrıldım. Evlerimiz birbirine yakındı. Attilâ bir sokak aşağıda annesiyle otururdu.. Birlikteliğimizin başında Attilâ, "Sen çok gençsin, ben 40 yaşındayım. Hayatıma birçok kadın girdi. Onlardan ya da benden kaynaklanan sorunlar çıktı. Hiçbiriyle evlenmedim. Evliliğin bana göre olmadığını düşündüğüm için cesaret edemedim. Buraya gelip gidiyorsun, yakında insanlar konuşmaya başlarlar. iyi düşün. Sonunda evlilik olsa tamam da, ben evlenmem," dedi. Ben de, "Seninle evlenmek için gelip gitmiyorum ki, evlilik aklımdan bile geçmedi," dedim. Konuşmalar böyle gelişti, ama işler hiç de öyle gitmedi. ilişkimiz kendiliğinden farklı boyutlara taşındı. Attilâ ile ilişkimiz hayli ilerlemişti. Annesi Attilâ'ya, "Evlenseniz de mürüvvetinizi görsem," der dururmuş. Yine bir gün Attilâ ve annesi kendi aralarında konuşurken, annesine, "Biket artık bu evde çok yaşıyor. istersen iki yüzük al, laf gelmesin," demiş. Etraftan dedeme, "Senin torunun o komnistle beraber," diye söylenmiş. Hatta dayım dedemi uyarmış. Dedem de, "Ben Biket'e güvenirim ; torunum ne yaptığını bilir," diye cevap vermiş.
Bir gün evlerinin bahçesinde oturduk. Attilâ anlatıyor, ben anlatıyordum. Hiç bitmezdi konuşmalarımız. Annesi elinde bir kutuyla yanımıza geldi. Kutunun içinden bir yüzük çıkardı, Attilâ'ya verdi. O da yüzüğü parmağına taktı. Diğer yüzüğü de bana verdi. Attilâ öyle yapınca ben de aynısını yaptım, yüzüğü parmağıma taktım. Bölmeden konuşmasına devam etti. Ben de atmosferi bozmak istemedim, dinlemeyi sürdürdüm. Annesi kala kaldı. Yüzükler böyle sürpriz oldu. Daha sonra annesi bana, "Oğlumun huyunu biliyorum, ama bari sen kalkıp elimi öpseydin. Yüzük taktım, sizi nişanladım," diye sitem etmişti.."

SEViM DABAĞ, "Gezindim Boş Odalarda / Şair Eşleriyle Söyleşiler" adlı kitabında (T.iş B. Kültür Yayınları, 2010) dokuz şair eşiyle yaptığı söyleşileri aktarmış.. Bunlardan birinde, ATTiLÂ iLHAN'ın eşi BiKET Hanım'a şairle nasıl tanıştıklarını sormuş.. O da böyle yanıtlamış.

Görsel: 1967 yılı Karşıyaka, izmir – Attilâ ilhan ve Biket ilhan
(Görseli remini uygulamasıyla biraz netleştirdim)

(Nuri Erbaz paylaşımı)

https://www.facebook.com/...5/posts/3232311843561193/
Enver gezmiş tarafından renklendirilmiş fotoğrafı:
görsel

Enver gezmiş’in twitter hesabı: https://twitter.com/envergezmiss?s=21
ne yazık ki çok geç keşvettiğim bir değer kendisinin şiirlerine bayılıyorum.
"bir kibrit çakıldı mı ah yağmurluklu kız
alevinden anlamlı dumanlar üfürüyor
ah çocuk yüzünde gül goncası ağız
saçlarından incecik su tozu dökülüyor
sığınak gibi derin ağaçlar gibi yalnız
karartma başlamış ışıklar örtülüyor."
Hangi akşam kapımı çalan sen değilsin
Sen değil misin gizli bir kıvılcım gibi
GöZ bebeklerimde duran

https://open.spotify.com/...si=pmlOeT79SUWaFC4jDRKcSw
Çok güzel aşk şiirleri vardır.
Olup bitenleri kaçırma

İlk öğrenen uludağ sözlük kullanıcıları olacak.