1. 1.
    ockham'lı william der ki: " en az varsayım yapan kişi doğruya en yakın olan kişidir. eğer çok fazla varsayıma sahipseniz gerçeğe asla ulaşamazsın. her zaman en az varsayım senin teorin olsun." der. ve teolojiye bakacak olursak varsayımlarla kaynıyor. ve müslümanların elinde "allah" diye bir "joker" var, her sıkıştıklarında bu maymuncuk anahtarıyla her kilidi açacaklarını düşünüyorlar.

    aynı şekilde karl popper der ki: " yanlışlanabilir olmayan hiçbir şeye inanamazsın." tanrı nasıl onaylanır ki ? tanrı bilimde hiçliğin, matematikte sıfırın karşılığıdır. tanrı sadece bir hipotezdir ve ebediyen öyle kalacaktır. tanrı görünmezdir, yoklukta öyle. tanrı tanımlanamaz , yoklukta öyle. ne yaparsanız yapın tanrı'nın her karşılığı ancak yokluğa denk düşecektir. hatta tanrı'yı var saysak bile onun varlığı yokluğundan pek farklı değildir.

    tanrı madde olarak yoktur, mana olarak vardır. varlık olarak yoktur, kavram olarak vardır. ruh olarak yoktur, simgesel olarak vardır. somut olarak yoktur, soyut olarak vardır. zat olarak yoktur, sıfat olarak vardır.

    tanrı, tasarımı olmayan bir tasarım, düşüncesi olmayan bir düşünce, varlığı olmayan bir varlık, cismi olmayan bir cisimdir. kısacası tanrı boş zihinlere kök salmış bir virüstür. tanrı bizim çocukluk hastalığımızdır.

    eğer tanrı'nın asli doğasını bilmiyorsak ( - ki bilmiyoruz ) o zaman onun yetkinliği ve mükemmelliği hakkında da bir fikir sahibi olamayız. o zaman tanrı'nın ezeli ve ebedi olduğunu da hiç bir vakit söyleyemeyiz. eğer söylersek o zaman maimonides'in dediği gibi tüm tanrı kavramı insana özdeş olacaktır. (nitekim muhammed'in tanrısı ancak böyle bir tanrı'dır.)

    şunu unutmamak gerekir ki, iki şey arasında hiç bir ortaklık olmadığı zaman biri ötekinin nedeni olamaz . bir şey başka bir şeyin nedeni olabilmesi için, bu iki şeyin arasında ortak bir şeyin olması gerekir. oysa tanrı ile bizim aramızda ortak hiçbir şey yok.

    peki düşüncenin kaynağı nedir ? fikirler nereden gelir ? bunlar bize tanrı'nın bir armağanı mıdır ? kant, sokrates, platon, leibniz, descartes, bergson gibi tipler bilginin doğuştan geldiğini söyleyip ortaya "a priori" gibi saçmalıklar atmışlardır. örneğin sokrates efendi ahlakın bize doğuştan geldiğini söyleyerek, yıllarca bu saçmalıkla milleti kandırmıştır.

    oysa 17.yy da büyük bilgin john locke bunun böyle olmadığını tüm dünya'ya kanıtladı. ve bu düşünüre göre insan zihni boş bir levha'dır ( yani tabula rasa'dır. ) ve ona göre insanlar dünya'ya geldiğinde hiç bir değerden haberdar olmadan gelip bunu maddeyle doldururlar. bu doğrudur ve tek gerçek yol budur. düşüncede bilgide doğa'nın bir parçasıdır, gökten inmiş değildir.

    şuraya dikkat ! örneğin ben bir elma görüyorum. bu elma benim zihnime yapışır. biri artık ne zaman elma dese, benim aklıma küçük, yuvarlak kırmızı yada yeşil bir meyve gelir. ama bunun gerçekliği "elma" kelimesinde değil, elma nesnesindedir. çünkü doğada prototipi vardır. onun varlığı ( duyu organlarımın sayesinde ) bende düşünceye dönüşür.

    ama bana birisi şöyle söylese " xxyy" bu bende hiçbir şey hissettirmez. zihnim çalışmaz. çünkü bunun doğada hiçbir karşılığı yok. doğada karşılığı olmayan şeyin zihin de bir karşılığı yok. zihin de bir karşılığı olmayan şeyin ise fikirde bir karşılığı yoktur.
    o zaman pratikte "xxyy" kelimesi ile "allah" kelimesi arasında bir fark yoktur. çünkü ikisininde doğada bir karşılığı olmadığı için, ikiside zihinlerde hiçbir anlam ifade etmez. bunlar sadece bizim kelimelere yüklediğimiz sanal anlamlardır.

    son olarak şunu söyleyebilirim ki, her şeyde bir niyet, bir maksat, bir tasarı yoktur. o kadar çok metafizik düşünçeye alışmışız ki, her türlü gevezelikleri yapıyoruz. hayat soyuttan somutta değil, somuttan soyuta dönüşür. başka bir değişle bizler hiçlikten varlığa değil, varlıktan hiçliğe doğru gidiyoruz. umarım bunu ölmeden önce anlarız.

    şunu unutmamak gerekirki bilinmeyen birşey bilinen birşey ile açıklanabilir ama bilinen birşey bilinmeyen birşey ile açıklanamaz. baron d'holbach'ın dediği gibi evren var olanın var olduğu, var olmayanın da var olmadığı bir yerdir. diderot'un söylediği gibi görülmeyen şeyle olmayan şey arasında ince bir çizgi vardır, bunu mutlaka dikkate almalıyız. ayrıca russell'in dediği gibi düşünülmeyen şeyi düşünmek ne kadar saçmaysa düşünülmeyen şeyi konuşmakta o derece saçmadır.
    15 -7 ... pitroipa
  2. 2.
    Göze ve kalbe perde inmişse onu kaldırmadan göremez insan kaldırki o perdeyi; hiç bir gözün onu göremediğini ama onun bütün gözleri gördüğünü göresin.
    2 -10 ... gayrisafi
  3. 3.
    adam yukarı yazmış felsefesini çürüteceksen aynı dilde ve mantıkta yazarsın. Altına gelen yoruma bak

    Göze kalbe perde inmişse.....

    gülmekten öldüm lan. Allah da seni güldürsün eğer varsa. (Agnostiğim lan ben)
    14 -5 ... scorpioraptor
  4. 4.
    Ateistler günümüzdeki çoğu müslüman gibi ''iman'' ile ''zann'' arasındaki farkı bilmiyorlar. Kuran'a göre iman etmek ile zann'etmek aynı şeyler değillerdir. iman, 'bilgi ve delil ile emin olma işlemi'dir. Zann ise bilgi ve delil olmadan 'körü körüne inanmak'tır.

    Bir mümin, doğadaki ve kitaptaki ayetlere bakarak, araştırarak, düşünerek Allah'ın varlığına iman eder.
    5 -5 ... entropi1974
  5. 5.
    neden kendi ismini semaya yazdırmadın da bu kadar çok tereddütlere, şüphelere, kavgalara, ölümlere sebebiyet verdin ? gönderdiğin dinler de, her şeyi bizim için yarattığını söylüyorsun. peki, milyonlarca sene hiçbir insan gözü görmeden açılan ve solan çiçekler kimin içindi ? peki ya hala ıssız ve kimsesiz dağlarda açan çiçekler kimin için ? hatta sadece insanların değil, balıkların dahi nüfuz edemediği denizlerde açan çiçekler kimin için ? demek ki sen her şeyi bir gayeye göre yönetmiyorsun. bir çok işin lüzumsuz ve gereksiz.

    neden arz üzerinde mühim olan bir çok yerler, ya dağlarla ya da sularla kaplı ? neden arzın % 80'i sularla dolu ve geri kalan yerleride iskan edilemeyecek kadar kötü durumda ?
    herşey insanın menfaati için yaratıldıysa neden kutuplarda insanı bu kadar çok zor duruma düşüren soğuklar var ? ya da neden afrika'da ve arabistan'da gene insanı çok zor duruma düşüren sıcaklar var ? böyle basit birşeyi dahi dengeleyemiyor musun ? üstelik bu iklimler kuraklık, açlık, hastalık, don gibi çeşitli sorunlar yarattığını da görmüyor musun ?

    neden yağmurlar bu kadar imtizamsız yağıyor ? neden bazı yerlere az bazı yerlere çok yağıyor. üstelik bunların büyük bir bölümü denizlere ve dağlara dökülerek ziyan olmuyor mu ? dahası dağlara düşen bu su yığınları sellere sebebiyet verip, bir çok can ve mal kaybına sebebiyet vermiyor mu ?

    niçin bizlere iki göz yerine, her iki tarafımızda bulunan dört göz vermedin ? niçin kuşlar gibi uçamıyoruz ? niçin gözlerimiz şahin gibi keskin değil ? niçin bacaklarımız çita gibi güçlü değil ? niçin çenemiz sırtlan gibi güçlü değil ? niçin ömrümüz kaplumbağalar kadar uzun değil ? niçin uzuvlarımız daha fazla değil ? ya da niçin duyu organlarımız bu kadar az ?

    ya da, niçin bu kadar insan sakat, özürlü, engelli, sipastik, kesik, yarım, başsız, ayaksız, kolsuz, gözsüz doğuyor ? ...

    senin yarattığın bazı aklıevvel kulların zanneder ki , yeryüzündeki tüm sebepler insanoğlu için özel yaratılmıştır. oysa biraz basiretli insan bunun böyle olmadığını bilir. zifiri karanlıkta yaşayan bir sürü hayvan var, ve bunların bir çoğunun çok iri gözleri var. oysa o organ, o hayvan için çok gereksizdir.( tıpkı bir arı'nın iğnesi gibi ) bütün bunlardan anlaşılıyor ki, gözler bize görmek için verilmediği gibi ayaklarda bize yürümek için verilmemiştir. bu suretle akıllı bir insan şöyle der: " bizler sadece gözlere malik olduğumuz için görüyor, ayaklara malik olduğumuz için yürüyoruz. "

    ayrıca sen neden semada eskimiş bir kiriş gibi sessiz sakin bir hüküm sürersin. senin en sadık kullarından martin luther bile sana şöyle der: " görüyoruz ve tecrübe ediyoruz ki, cenab-ı hak bu fani dünyaya asla karışmamaktadır." yani seni var saysak bile sence senin varlığın yokluğundan daha mı fazla ? şu ana kadar insanlık için ne yaptın sen ?

    adın bile yeryüzünde hiç bir politik savaşın dökemeyeceği kadar kan akıttı. insanlar çılgınça umutları ve basit korkularıyla seni yarattı. keşke tekrar girsen o hiçliğe. sen insan soyuna eziyet etmek için çıktın yalnızca ortaya. senden söz etmeyi aklından geçiren o ilk sersem boğazlansaydı dünya çoktan feraha ererdi.
    6 -5 ... pitroipa
  6. 6.
    Bütün dinlerin aynı derecede haklı argümanlar sunması.

    Tam ateizm değil ama deizmin mantığı yukarıda ki cümledir.

    Herkesin haklı olduğu ve birbirlerini reddettikleri bir ihtimalin doğruluğundansa topluca yanıldıklarını düşünmek ateizmin mantığıdır.
    1 ... duygunya
  7. 7.
    inanmamak.
    Bunlar ateizme de inanmiyolar.

    Arafta kalmışlar.
    2 -1 ... katmir
  8. 8.
    zavallı müslümanlar, kendinden olmayanın herkesin ateşlerde yanacağına inanıyor. oysa kurandaki cehennem ayetlerini yazan kişi dünyanın en ahmak, en sadist kişilerinden biridir. sadizimin kurucusu marquis de sade, dahi bu ( kuran ayetlerini yazan kişiden ) daha merhametlidir.

    ebediyen cehennem fikri ne demek ? hangi günahın karşılığı ebedi cehennem fikriyle bağdaşır ? hitler, salazar, pol pot, mussolini, stalin bile ebedi cehennemi hak etmez. ebedi cehennemi hak etmek için ebedi yaşamak lazım. yoksa tüm cezalar da ödüller de haksızlık olacaktır.

    oysa kurandaki tanrı sadece diktatörlerin değil. hemen hemen herkesin cehenneme gideceğini müjdeliyor. ( araf 179 ) ben yukardaki diktatörleri sayarak çok uç örnekler verdim. çok akıllı olmaya gerek yok. şöyle bir aristo mantığıyla düşünsek dahi bu işin ne kadar saçma olduğu hemen anlarız.

    bir "günahkar" düşünelim ve bu adam ölünce 100 yıl değil. 100000 yıl değil. 10000000000000000000000000000000000000000 yılda değil.
    1000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000000 yılda değil. ebediyen yanacağını söylüyor. oysa shakespeare'in dediği gibi, bu kadar yıl ancak insanda cehenneme karşı bir bağışıklık kazandırır ve hepimizi sudaki balıklara dödürür.
    6 -4 ... pitroipa
  9. 9.
    marques de sade, tanrı ile ilgili şöyle der: " hayal mahsulü işe yaramaz varlık, adın bile yeryüzünde hiçbir politik savaşın dökemeyeceği kadar kan akıttı. insanlar çılgınça umutları ve gülünç korkularıyla seni yarattı. keşke geri girsen o hiçliğe. sen insan soyuna eziyet etmek için çıktın ortaya yanlızca. senden söz etmeyi aklından geçiren ilk sersem boğazlansaydı, dünya feraha ererdi.

    ey sen, dünyada mevcut herşeyi yarattığı söylenen: hakkında en ufak bir fikrim olmayan sen, ancak lafta tanıdığım ve hergün yanılan insanların bana söyledikleri kadar bildiğim sen; tanrı denen acaip hayal mahsulü mahluk. kesinlikle, gerçekten ve herkesin önünde ilan ediyorum ki, sana en ufak bir inancım yok. ve bunun nedeni de gayet basit: akla aykırı olan herşey varoluşa aykırıdır."
    3 -4 ... pitroipa
  10. 10.
    olsaydı bilirdin...
    olsaydı bilirdin...
    olsaydı bilirdin...

    bak bilirdin diyorum. inanırdın demiyorum. ortada bir gizem, bir sınama, bir ölçe, bir biçme yok. bunlar uydurma şeyler. hiçbir şey tanrının olmadığından daha gerçek değil. tanrı eşittir yokluk. yokluk eşittir tanrıdır. istiyorsan tanrıya yokluk, yokluğa tanrı de, bunlar aynı şeydir.

    yokluk görünmez. tanrıda öyle
    yokluk tanımlanamaz. tanrıda öyle
    yokluk varlığın dışındadır. tanrıda öyle

    o halde tanrı eşittir yokluk. yokluk eşittir tanrıdır. okey
    6 -1 ... pitroipa