bu konuda fikrin mi var? buraya entry ekle. üye ol
  1. 1.
    bir kültür içerisindeki yerel kültürü ifade eder.
    2 ... jikase
  2. 2.
    şehrin farklı dili,daha doğrusu şehrin farklı dilleri.''ya dışındasındır çemberin ya da içinde yer alacaksın'' da belirtilen ''çember''in dışındaki kültür.yeraltında,arka sokaklarda,''gloria jeans'' olmayan cafelerde,pasajlarda büyür gelişir sonra biri filmini yapar,biri diğerine anlatır altlıktan çıkar kimi zaman kitsch olur,kimi zaman kült olur kimi zaman da popüler oluverir,bir esprisi kalmaz o zaman.
    ... veritaserum
  3. 3.
    Toplumun içerisindeki belirli bir grubun benimsediği, çoğunluğun benimsediklerinden ayrı değer ve normlar.

    kaynak: http://www.insanbilimleri.com
    ... lilith
  4. 4.
    (bkz: altkültür)
    (bkz: underground)
    ... janis joplin
  5. 5.
    "her insan bir alt kültürdür; fakat bazıları bir araya gelip alt kültür ortamlarını oluşturur." gibi bir tezle yaklaşılması gereken yaşam biçimleri.
    9 -12 ... karin
  6. 6.
    (bkz: alt kimlik)
    ... dualite
  7. 7.
    yerini " beyaztürk " ve daha sonra " mahalle baskısı "'na bırakmış bir zamanların meşhur sosyolojik terimi. 3 terimde, aynı sosyolojinin uzantısı olan benzer arketipler. bu hız ile giderse 4.'sü de yakında gelecektir.
    ... zinani
  8. 8.
    bu kültür tanımlasının altında yatan düşünce, üyelerinin gerçekleşmesi engellenmiş olan arzuları ya da kendilerinden daha geniş daha geniş sınırları olan toplumdaki konumlarının anlaşılmazlığından doğan sorunlara ortak bir çözüm olarak ortaya çıkmasıdır.

    baskın kültürden farklıdır, ancak onun bazı değerlerini çarpıtarak kendine alabilir.

    örnek olarak, ankara'daki yuksel caddesi gençliği ya da izmir'deki kibris sehitleri caddesi gençliği verilebilir.

    bu konu, chicago okulu tarafından kent sosyolojisi içerisinde etraflıca incelenmiştir.
    1 ... zongulca
  9. 9.
    toplumdaki ana kültürden farklı ve genelde muhalif hareket ve akımları tanımlamak için kullanılan tanımdır. bu durumda alt kültürlerin tarih boyunca var olduğu düşünülebilir. bunun birlikte modern anlamda alt kültürlerin kapitalizmin bir ürünü olduğunu söyleyebiliriz. tüm toplumsal dokuya nüfuz eden bir ana kültürün oluşması ulusal pazarı, dili, devleti gerekli kılıyor. bireyselleşmenin gelişmesiyle birlikte özel hayat alanı önem kazanıyor, farklı çıkarlar ve kimlikler şekilleniyor. sonuçta alt kültürlerin gelişmesi toplum hayatı üzerinde egemenlik kuran hâkim bir kültürün gelişmesiyle paralellik gösteriyor.

    19. yüzyılda burjuva kültürü henüz tüm toplum üzerinde egemenlik kuramıyor. bunun gerçekleşmesi için 20. yüzyılın tek tipleştirici kitle kültürünü beklemek gerekiyor. ikinci dünya savaşı öncesi kitle kültürünün arkasında büyük ölçekli endüstriyel üretim, başta devlet olmak üzere merkezi ve hiyerarşik kurumsal yapılar ve henüz farklılaşmamış bir özel hayat alanı var. alt kültürlerin patlama yapması kültürün artık tüketim bazında tanımlandığı ikinci dünya savaşı sonrasının tüketim toplumuna denk geliyor. 1970'lerin ortalarına kadar uzanan bir dönemde alt kültürler ekonomik temelde modern aşamasından post-modern aşamasına geçen kapitalizmin aynı geçişi kültürel planda da gerçekleştirmesi sürecinde kendilerine özgü ifade biçimleriyle yer alıyorlar.

    ikinci dünya savaşı bitiminde batı toplumlarında merkezi, disipliner, kısıtlayıcı, tek tip bir yaşantıyı baskıcı bir biçimde empoze eden yapılanmalar ağırlığını hissettiriyor. bu durum tüketimi, kültürü, özel hayat alanlarını çeşitlendirip farklılaştırmak, tüm toplumsal konumları esnetip piyasanın içine çekmek isteyen post-modern tüketim kapitalizminin önünde bir engel oluşturuyor. tarihte de görüldüğü üzere muhalif hareketle ve akımlar politik ve kültürel esneme sürecine ister istemez katılıyorlar. ancak eskiden olduğu gibi devrimlerle ya da işçi sınıfı hareketleriyle bağlantılı, merkezi, büyük politikasının etkisi altındaki grupların, çevrelerin eylemleriyle gerçekleşmiyor yeni yumuşama. 1950 sonrasında batıdaki işçi sınıfı sisteme asimile olduğu için artık toplumu dönüştürücü bir dinamiği içinde barındırmıyor. 1950'lerde, 1960'larda ortaya çıkan yeni sosyal hareketler özel hayat alanlarından yola çıkan bir mikro politika temelinde kapitalizmin katı kurumsal yapılarını zorlayıp esnetiyorlar. feminizm, ekoloji hareketi, gay hareketi, anti militarist hareketler vb. merkezi otoriter yapıları politik denebilecek bir düzeyde esnetirken var olan toplumsal değerlerden farklılıklarını öne çıkaran alt kültür hareketleri de kültürel düzeyde benzer bir basınç yaratıyorlar sistem üzerinde.

    1950 sonrası dönem geleneksel işçi sınıfı kültürünün ve değerlerinin ciddi bir biçimde çözüldüğü, erozyona uğradığı bir dönem. bu durum işçi kökenli alt kültürleri doğal olarak etkiliyor. işçi gettolarından gelen teddy boy'lar sadelik, dürüstlük gibi değerleri vurgulayarak işçi sınıfının hayatının kendi iç bütünlüğünü koruduğu eski dönemlere duydukları özlemi dile getiriyorlar. öte yandan geleneksel işçi sınıfını kafalarında mitleştiren skinheadler saldırgan, bağnaz, lümpen davranışlar sergiliyorlar. yaşamdaki çözülmeyi tek işçi sınıfı imgesini mutlaklaştırarak aşmaya çalışan yukarıdaki gruplardan farklı olarak 1960'ların alt sınıf züppeleri olan ingiliz coolu modlar ve hipster'ler bir tekinsizlik taşısa da derli toplu, temiz giyimleriyle işçi sınıfı içindeki sınıf atlama eğilimini temsil ediyorlar.

    çözülmekte ve asimile olmakta olan işçi sınıfının ancak geçmişiyle alt kültürlere esin verilebildiği bir dönemde siyah kültür yeni bir muhalif dinamik olarak muhalifleri etkiliyor. beat kuşağının yazarı kerouac siyahlara hayran. incil'in siyah karayibli ezilenlerin diliyle yorumlanmasına dayalı rastafaryanizm ingiltere'deki beyaz gençliği etkiliyor. reggae ingiltere'ye göç eden jamaikalı göçmenlerin ötesinde geniş bir beyaz alt kültür gençlik kitlesi içinde de yankı buluyor. daha sonra yabancı düşmanı haline gelen skinheadler bile başlarda siyahların yaşamından etkileniyorlar, karayibli göçmen gençlerin giysilerini ve argosunu benimsiyorlar. ancak 1960'ların sonundan itibaren beyaz ve siyah alt kültürler arasındaki yakınlık sona eriyor ve ilişkiler sertleşmeye başlıyor. skinheadler ve teddy boylar siyahlara saldırmaya başlıyor. siyahlar da kendi içlerine kapanıp beyazları dışlıyorlar. 1970'lerde işçi sınıfı kültürünün çökmesiyle birlikte skinheadlerin ayaklarının altındaki zemin kayıyor ve maçoluk, şovenizm ve şiddet temelinde ana kültüre yaklaşmaya başlıyorlar.

    aynı süreç içinde beyaz alt kültürler sisteme asimile olmaya başlıyorlar. kolej kampuslerinde hayat bulan orta sınıf kökenli bohem hipiler 1968'de bir intihar ayini düzenleyerek sonlarını ilan ediyorlar. evcilleştirme süreci 1970'ler boyunca hızlanarak devam ediyor, kültür endüstrisi muhalif rock kültürleri kendi potasında eritiyor. glam rock ve benzeri akımlar tüketim toplumunun beğenilerine hitap eden müzikler yapmaya başlıyorlar. bu ara da ana kültür de önemli değişikliklere uğruyor. geleneksel kültür ve yüksek kültürün zayıflamasına paralel olarak farklılıkları ticarileştirilmiş biçimlerde içine almaya hazır, esnek bir tüketim kültürü oluşuyor. yeni post-modern kültür eski modern kültüre ait ana kültür-alt kültür karşıtlığını ortadan kaldırıyor. bu gelişmenin politik alandaki karşılığı ise mikro politika-makro politika karşıtlığının ortadan kalkması. sonuçta kültür ve politika bir faklılaştırılma süreci içinde bireysel (tüketimsel) alanlara yöneliyor. post-modern demokratik devrime , post-modern kültürel devrim eşlik ediyor. modern kapitalizmde kitlelerin zorlamalarına karşı direnen merkezi, dışlayıcı, otoriter siyasal ve kültürel yapı post-modern toplumda alt-kültürel/siyasal talepleri tüketim alanına yönlendirip asimile eden, kültürel farklılıkları tüketimin ve ürünlerin farklılaştırılması yoluyla ticari bir kazanç aracına dönüştüren esnek bir yapıya dönüşüyor.

    modern kapitalist toplumda kişilik, sınıf ve cinsiyet rolleri az çok sabitti. kadın/erkek, akıl/duygu vb. karşıtlıklar gündelik hayata damgasını vuruyordu. 1950 sonrasında aidiyetlerin ve kesinliklerin aşındığını görüyoruz. post-modern kapitalizm başta sınıfsal konumlar olmak üzere tüm oturmuş kodları zorluyor. alt kültürler bu gelişmeye karşı değişik tepkiler veriyorlar. skinheadler erkek ve milliyetçi bir işçi sınıfı kimliğine sıkı sıkıya sarılıyorlar. proleter kökenli ingiliz punkı geleneksel cinsiyet rollerini benimseyen işçi sınıfı ideolojisinden kopuyor. punklar giyimleri ve makyajlarıyla erkek ve kadın arasındaki sınırları zorluyorlar. cinsel kimliklerdeki bu belirsizliğe sado-mazoşist çağrışımlar yapan sapkın bir cinsellik görüntüsü eşlik ediyor. aidiyetten ve angajmandan uzak duran punk, bütünlüklü bir kişiliğe ve konuma da karşı çıkıyor; maskeyi, makyajı, giysiyi, kimliksizliği, boşluğu, konumsuzluğu dile getirmek için kullanıyor. hipiler özgür, rahat, içten gelen davranışların öne çıktığı alternatif bir kişilik yapısı sergiliyorlardı. punklar ise kaskatı duruşlarıyla, dilsizlikleriyle, bir robotun hareketlerini andıran dans biçimleriyle her türlü doğallığı dışlayan bir otomat görüntüsü sergiliyorlar.

    punkın dışavurumcu biçimlerle, objelerle, jestlerle sadizmi sergilemesi tesadüfi değil. marquis de sade aydınlanma düşüncesini negatif olanın, şiddetin, sapkın cinselliğin aracılığıyla aşırı ucuna kadar götürmüştü. punk ise post-modern toplumun içinde barındırdığı eğilimleri yine olumsuz taraftan sonuna kadar zorluyor. geleceği tüketilecek bir meta olarak bugünün bir parçası haline getiren post-modernizmden farklı olarak punk no future sloganıyla bu tür bir geleceği reddetmekle kalmıyor, aynı zamanda bugünü de hiçleştiriyor. 1970'lerin ortasındaki ingiltere'deki ekonomik kriz, işsizlik ve çöküş atmosferi de punkın çözülmeyi dramatize etmesine zemin hazırlıyor. nowhere sloganının da açığa vurduğu gibi punklar gidecek yeri olmayan, bu dünyada sürgün hayatı yaşayan zombiler. kirli soytarı giysileri, deli gömlekleri, çökmüş avurtlar, sövgüden oluşan bir dil, kamusal alanlarda sergilenen kusma, tükürme, işeme ve diğer tiksindirici davranışlar punkın çöküşe, düzensizliğe, karmaşaya, kaosa, anarşiye davetiye çıkaran söyleminin öğelerini oluşturuyorlar. çöp torbalarıyla, palyaço kıyafetleriyle, zincirlerle post-modern tüketim toplumunun neden olduğu esaret ve yoksulluk ironik bir biçimde dışa vuruluyor.

    punk eski endüstriyel toplumun ve onun ürettiği geleneksel anlam biçimlerinin yıkılışını eğlenceli bir gösteriyle, karnavalesk bir biçimde kutluyor. işte post-modern tüketim kapitalizminin evcilleştirici, ticarileştirici müdahalesi/manipülasyonu da tam bu noktada gerçekleşiyor. punk metalara, objelere yeni kullanımlar, çelişkili, karşıt anlamlar kazandırmak, özellikle kullanılmış, yararsız, junk nesneleri eleştirel, muhalif bir bağlama yerleştirmek isterken post-modern kapitalizm bu lüzumsuz objeleri kitlesel olarak üreterek onları yeni endüstrilerin, butiklerin, antik pazarların konusu haline getiriyor. bundan yola çıkarak alt kültürler sisteme karşı doğrudan politik bir muhalefet yürütmedikleri için suçlanıp mahkûm edilebilirler mi? buna olumlu cevap vermek zor. ikinci dünya savaşı sonrası dönem kapitalizme karşı makro politik muhalefetin iflas ettiği bir dönem olmuştur. mikro politik hareketlerin ve yeni sosyal hareketlerin yükselişi ve düşüşü ile alt kültürel hareketlerin yükselişi ve düşüşü ise hemen hemen aynı trendler çevresinde, 1960'larda ve 1970'lerde gerçekleştirmiştir. makro politik muhalefeti artık imkânsız kılan süreç mikro politikanın ve alt kültürel muhalefetin bir süre için öne çıkmasına daha sonra ise zayıflamasına neden olan süreçtir. büyük politik muhalefetin savunucularının alt politikanın/kültürün alternatif pratiklerini küçümsemesinin artık bir önemi kalmadığına göre yeni minör karışımları elde etmek için gerçekleştirilecek simya deneylerine karşı çıkmak için bir neden yoktur.

    (kara mecmu-a dergisinden alıntıdır)
    1 ... neandertal
  10. 10.
    toplumda hakim olan kültürden kopmadan ama uyuşmadığı bazı noktalarda kendine özgü nitelikleri benimseyen kültürdür.
    ... hayati sorgulayan adam